
Türk sinemasında yakın tarihi ele alan film sayısı çok azdır.
Elbette, bunun başlıca nedeni özeleştiriyi, revizyonu hiç sevmememizdir…
Öte yandan hep düşük teknolojiyi ve küçük bütçeli yapımlarla idare ediyor olmamız dört başı mamur dönem filmi çekilmesinin olanaksız kılar.
Çoktandır bu ‘olanaksızlık’ kabuğundan sıyrıldık. MMilyonlarca dolarlar yapımcılar tarafından teleffuz edilebiliyor. Üstelik bir kaç yönetmen var ki kafalarına koyduklarını çekebilecek kapasite ve yeteneğe sahipler. Tomris Giritlioğlu onlardan biri.
Salkım Hanımın Taneleri neresinden bakarsanız bakın zor bir proje.
Çok sayıda karakterin girift bir olay örgüsü içinde duygusal karmaşalarının anlatıldığı, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı yıllarında izlediği ekonomik politikayı, CHP yöneticelerini yeren bir romanın uyarlaması.
Siyaset arenasının nevi şahsına münhasır kişiliklerinden, ayrıca tanınmış bir edebiyatçı olan Yılmaz Karakoyunlu’nun Salkım Hanımın Taneleri adlı kitabının okunurken yarattığı etkiyi beyazperdede yinelemek herkesin harcı olamazdı.
Tomris Giritlioğlu, yine muhalif ve aykırı siyasi bir kişilik olan, üstelik Varlık Vergisi’nin en ağır darbeyi vurduğu Ermeni cemaatine mensup Etyen Mahçupyan ve genç senarist-yazar Tamer Baran ile çalışarak daha senaryo aşasında filmi sağlama aldı.
Romandaki kişiliklerin ve olayların sayısı azaltıldı, aşk öyküleri ön plana çıkarılıp izleyiciyi filmin sonuna dek merak içinde sırakacak düğüm atıldı.
Ortaya çıkan, hem yapıtın özünü koruyan ve dönemi yansıtan hem de sinema diliyle anlatılmaya uygun bir yapıt çıktı.
Salkım Hanımın Taneleri özellikle bazı anlarda izleyeni sinema büyüsüyle saran etkileyici bir film. Görüntü yönetimi, müziği, oyuncuları çok başarılı ama filmin etkisinin teknikle bir ilgisi yok. İnanarak çekilmiş olmasından kaynaklanıyor.
Dönem ve savrulan insanları anlaşılmış, yaşanan trajik olayların acısı hissedilmiş ve izleyiciye aktarılmış. Yazarken basit, gerçekleştirirken zor bir formül…
Oyunculardan tek tek söz edilmeli elbette, ama topluca yüksek performans gösterdikleri için topluca bir övgüyle de başarıları vurgulanabilir.
Hemen hepsi, başrol sayılabilecek rollerininin hakkını veriyor.
Sinema büyüsünün izleyiciyi sardığı ortak anlar daha açılış sekansında başlıyor: Varlık vergisi’ni ödeyemediği için Aşkale’ye sürgüne gönderilen müzisyen Artin’e klarinetini vermeye çalışan genç ve güzel karısının üzüntüsü…
Halit bey, ikinci kez tahakkuk edilen Varlık Vergisi’nin nedenini öğrenmek için ilgili daireye gittiğinde “Siz dönmesiniz” diyerek etnik kökeninin bir tokat gibi yüzüne vurulması ise filmin en can alıcı sahnesi.
Halit beyin Aşkale’de akıl hastası eşi Nora’nın yatırıldığı klinikte eşzamanlı ölümleri ise bir başka trajik doruk noktası.
Salkım Hanımın Taneleri bu sezon Harem Suare ve Üçüncü Sayfa’dan sonra yine kaçırılmayacak bir yerli yapım olarak karşımıza çıkıyor. Umarım gişe hasıtalı diğer iki filminkine benzemez.
- "A.R.O.G": Zor olanın peşine düşünce...
- "Muro": Devrimciliğin parodisi
- "Madagaskar 2": Firar devam ediyor
- "Sınıf": Gerçekliğin sınırında...
- "Aramızda Casus Var": Okumadan yakma!
- "Lorna’nın Sessizliği": Medeniyetin cehennemi
- "Osmanlı Cumhuriyeti": Kolpa padişahın kolpa yurtseverliği
- "Gomorra": Günah şehri insanları
- “Gomorra” : Otonom Mafya
- "Son Buluşma": Bir sözlü tarih denemesi
- "High School Musical 3": Nasıl yani?
- "Rec: Ölüm Çığlığı": Sıradan bir korku filmi
- "Quantum of Solace": Her şey kişisel
- "Issız Adam": Demode formüller peşinde...
- "Mükemmel Bir Gün": Özpetek çıkış arıyor


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Ölümden gerçekten korkmaya başladığında hayatın değerini anlıyorsun.








Seanslar
Fragman

