Seks Oyunları: Bu kaçıncı!
Kutlukhan Kutlu 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Roger Kumble, entelektüel tatmin bulmak için acımasız baştan çıkarma oyunları oynayan aristokratların yerine günümüz Manhattan'ının liseli gençlerini koyuyor
Choderlos De Laclos’un 1782 tarihli romanı Les Liaisons Dangereuses, daha önce sinemaya üç kez uyarlanmıştı. Stephen Frears’ın ve Milos Forman’ın uyarlamaları olayların geçtiği dönem konusunda romana sadık kalırken, Roger Vadim öyküyü 60’ların jet sosyetesine taşımıştı. Şimdi Roger Kumble, entelektüel tatmin bulmak için acımasız baştan çıkarma oyunları oynayan aristokratların yerine günümüz Manhattan’ının liseli gençlerini koyuyor. Sonuçta olay örgüsü aşağı yukarı romanınkiyle aynı, ama böyle birkaç kez uyarlanmış bir öyküde insan ister istemez farklılıklara daha çok dikkat ediyor. Ve bu farklılıkların yarattığı yeni paralellere.

En büyük fark, çevre. Kumble’ın filminde Valmont, aşırı zenginlik ve can sıkıntısından mustarip lise çağında bir genç. Mme. la Marquise de Mertueil ise, onun üvey kardeşi Kathryn Mertueil. Aile gözetimi olmadan pahalı evlerde oturan, şık mekanlarda gezip şık arabalar kullanan gençler. Öykünün aristokrat çevresinden koparılmasının büyük bir cesaret işi olduğu aşikâr. Çünkü aristokrasi, Les Liaisons Dangereuses’de hemen her şeyi belirleyen bir yapıya sahip. Peruklarla, ağır makyajla, kat kat şatafatlı kostümlerle ve katı bir adab-ı muaşeretle çevrili olan 18inci yüzyıl aristokratının “yapay göründüğü”nün ve sürekli olarak kendini bir maskenin ardına sakladığının zaten farkındayızdır. Üstelik, aristokraside şöhret her şeydir. İtibarlı ve masum bir soylu kadını önce baştan çıkarıp sonra başından atmanın, şöhretini zedelemenin onun için ne kadar yıkıcı olacağını anlarız. İşin ilginci, Kumble şöhreti “Seks Oyunları”nda aynı derecede önemli bir konu hâline getiriyor. Sonuçta bu liseli gençler için “diğerleri”nin düşüncelerinin ve genel olarak popülerliğin önemini bildiğimizden, iki dönem arasındaki geçişi yapmamız kolaylaşıyor.

Filmin diğer bir dikkat çekici yanıysa, bütün karakterlerinin adeta kitabı okumuş ve uyarlamaları seyretmiş gibi davranmaları. Ryan Phillippe’nin Valmont’uyla Sarah Michelle Gellar’ın Mertueil’ini birarada gördüğünüz ilk andan itibaren, “rol yapıyor oldukları” hissini üzerinizden atamayabilirsiniz. Sanki bu genç çift (özellikle de biraz Malkovich’inkine öykünen oyunuyla Phillippe) her adımını aristokrat atalarının onun için hazırladığı bir modele uygun olarak atıyor. Ama sonuçta bu durum da çok tuhaf kaçmıyor, çünkü zaten orijinal öyküde, hedefe götüren yolda belli modellere ve kodlara uymanın hayatiyetini biliyoruz.

Diğer taraftan, oyunculuktan başlayan bu “bilmişlik” sendromu, “Seks Oyunları”nı sık sık bir “güncelleme” olmaktan çıkarıp parodinin sınırlarına yaklaştırıyor. Özellikle de yan karakterlerin hemen hepsinin birer karikatür misali çizildiği dikkate alınırsa. Kumble, Cecile’in masumiyetinden ve sarsaklığından başlayıp, eşcinselliğe ve ırkçılığa, namusa ve kirliliğe varıncaya dek her adımda karşımıza çıkan klişeleri mizah yaratmak için kullanıyor. Bunun sonucunda filmin büyük bir bölümünde komedi izlediğimiz hissine kapılıyoruz. Ancak sonlara doğru, öykü giderek orijinalinin trajik tonuna doğru kayınca, sanki bütün o ironi kayboluyor. Filmin ilk sahnesinden itibaren Valmont’un ve üvey kızkardeşi Kathryn Merteuil’in oyunlarından sadistçe bir keyif almamız için çabalayan Kumble, finale doğru adeta ahlaki doğruların önemini teslim etmek için elinden geleni ardına koymuyor. Hatta “büyük iddia”nın ortasındaki Anette karakteri, “samimi iffet”iyle en büyük kötülüğü bile arındırıyor. Kumble en sonunda mizahi tonuna ve ahlaki belirsizliğe geri dönüyor, ama o zamana kadar seyirci, son yarım saatte tutturulan tonun şaşkınlığını üzerinden atamayabilir.

Roger Kumble’ın filmi, Choderlos De Laclos’un öyküsünden esinlendiğini söyleyerek başlıyor. Ama “Seks Oyunlar”na bir uyarlamadan çok bir değerlendirme olarak bakmak mümkün. Çünkü malzemesine rahat ve mizahi yaklaşımıyla, zaman zaman yakalarına takılmış gibi duran bir yapmacıklığa kaçan karakterleriyle, “Seks Oyunları” öyküyü yaşamaktan çok ona dışarıdan bakan film. Ve sonuçta yaptığı iş, orijinal öykünün romantik, Valmont’unsa tam bir kahraman olduğunu tasdik etmek. Kumble, beyaz mezar taşlarının üstünden süzülerek Valmont’un şık siyah Jaguar’ına geçtiği ilk sahneden itibaren filminin görsel “stil”i konusunda hiç tereddüt yaşamıyor ama, öykünün tonu konusundaki tereddüdü ve sadizmden politik doğruluğa, komediden trajediye yaptığı o keskin dönüş, seyirciyi yarı yolda bırakabilecek kadar hayati.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Esaretin Bedeli
Umut iyi birşeydir, belki de en iyi şeydir ve iyi şeyler asla ölmez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com