John Sayles ile "Gümüş Şehir", Michael Moore ve bağımsız sinemanın durumu üzerine
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Mart sayısında, Fırat Yücel'in sorularını yanıtlayan John Sayles, son filmi "Gümüş Şehir"in anlatım yapısını oluştururken en fazla 'mystery' ('sır perdesi') janrından yararlandığını söylüyor. Bu söyleşiyi dergide yayımlanmayan bölümleriyle ilginize sunuyoruz...
Bağımsız Amerikan sinemasının 80 ve 90’lar boyunca öncülerinden olan John Sayles’in bir filmi nihayet ülkemizde ticari gösterime giriyor. Yönetmenin, “günümüzün Amerika’sının Chinatown’ı” olarak nitelediği “Gümüş Şehir”in (“Silver City”) öyküsü ile günümüzde ABD’nin durumu ve Bush hükümetinin politikaları arasındaki bağı görmemek elde değil. Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Mart sayısında, Fırat Yücel’in kendisiyle telefon üzerinden yaptığı özel söyleşide Sayles, “Gümüş Şehir”in yapısını şekillendirirken en fazla ‘mystery’ janrından yararlandığını söylüyor. Bu söyleşiyi Altyazı’da yayımlanmayan bölümleriyle ilginize sunuyoruz. Sayles’in “Gümüş Şehir” üzerine daha başka neler söylediğini merak ediyorsanız tavsiyemiz Altyazı’nın Mart sayısından edinmeniz... Son iki filminiz “Casa de Los Babys” ve “Sunshine State” çok karakterli anlatılardı. Oysa, “Gümüş Şehir”de çok geniş bir ilişkiler ağı olsa da, Danny Huston’ın canlandırdığı bir ana karakterin de varolduğunu görüyoruz. “Silver City”nin yapısını şekillendirirken en fazla ‘mystery’ (sır perdesi) janrını baz aldım. Ve tabii ki bu janrda bir dedektifiniz olması lazım. Dedektifin nasıl birine dönüşeceği seyirci için son derece önemlidir. Bu “Chinatown”da da böyledir, klasik Raymond Chandler mystery öykülerinde de. Dedektif, seyircinin bakışıdır bir bakıma. Bazen seyirci onun bildiklerinden daha fazlasını öğrenir, ama çoğu kez onunla birlikte bir şeyleri keşfederiz. Diğer birçok filmimde merkezde bir dedektif yok; size bir şekilde bir dünya sunuluyor ve bu dünyaya birçok farklı kişinin gözünden bakıyorsunuz. Dedektif filmlerinde ise birine ait ‘özel bir göz’ mevcuttur. “Silver City”de dedektif, hem seyircinin gözüne hem de filmi yapanın gözüne dönüşüyor... “Silver City”yi izlerken filmde korku janrına ait bazı unsurlar olduğunu düşündüm. Özellikle ilk sahnede… Kesinlikle, ilk sahne ve son sahnede ‘saklı kalmış bir şeylerin korkusu’ hissediliyor. Filmin ana metaforlarından biri bu, dışarıdan çok güzel görünen bir yüzeyin hemen altında karanlık ve korkunç şeyler var. Bu bence birçok korku filminde de karşımıza çıkan bir tema. Şu sıralarda da bir korku filminin, “Jurassic Park 4”ün senaryosunu yazmaktasınız.... Evet bir süredir o senaryo üzerine çalışıyorum. Tam olarak ortaya ne çıkacağından emin değilim, çalışmalarımız devam ediyor. Guillermo Del Toro’nun yönettiği dev hamam böcekleri hakkındaki “Mimic” filminde ve James Cameron için bir bilimkurgu filminde çalıştım. Yani, hâlâ diğer yönetmenlerin başvurabileceği bir senarist olduğumu söyleyebiliriz. Ve ABD’de halen popüler olan janrlardan biri de canavar ve korku filmleri. Ama siz sanırım bu korku filmlerinin senaryolarını yazarken, kendi politik görüşlerinizi metne aktarıyorsunuz… Tabii ki bir şekilde kendi görüşlerim de işin içine giriyor. Ama zaten sosyal meseleler hakkında tezler üretmenin korku janrının geleneklerinden biri olduğu söyleyebiliriz. “Blade Runner” gibi bir film var mesela; oradaki bilimkurgu, önemli meseleler hakkında söz sarf etmek için bir yol. Bilimkurguda ve korku filmlerinde bazı sosyal meseleleri su yüzüne çıkartmak için yollar keşfedebilirsiniz. Bu janrlar bu tür şeylere açıktır. “Jurassic Park 4”ün de ana temalarından biri sanırım bilimin doğaya zarar vermesi olacak… Senaryo tam olarak bitmedi. Hâlâ nereye gideceği tam kestiremiyoruz. Ama tabii bu bahsettiğiniz diğer “Jurassic Park” filmlerinin önemli bir öğesi. Özellikle ilk filmin asıl sorusu şuydu: “Sadece bilimsel olarak bir şeyi yapabiliyorsunuz diye, onu yapmalı mısınız?”. “İleride başınıza neler açacağını düşünmeden bu işe girişmeniz doğru mu?”. Hiç kendiniz bir korku filmi yönetmeyi düşündünüz mü? Bazı bilimkurgusal öğeler içeren “Brother From Another Planet”i çektim. Tam olarak bir korku filmi sayılmaz gerçi. Ama zaten bu işi çok iyi yapan insanların olduğunu düşünüyorum. Ben onlarla senaryolarda çalışmaktan büyük keyif alıyorum. Ama kendi başıma bir korku filmi çekmek gibi bir planım yok şimdilik. Aslında “Limbo”da bazı gerilim motifleri mevcuttu. Filmin ilk yarısı kasabada yaşanan hayatı aktarırken, ikinci yarısına gerilim hakimdi… Evet ikinci yarısında ilk bölümde geliştirdiğim karakterleri kendi yaşamlarından izole etmek istemiştim. Ve bu izolasyon bir şekilde onları bir araya getiren unsurdu. Michael Moore’un Bush karşıtı çabaları hakkında neler düşünüyorsunuz? Onun çalışmalarını Bush karşıtı çabalar olarak değil de insanlara haberleri taşımanın bir yolu olarak görüyorum. “Fahrenheit 9/11”in ilginç taraflarından biri, filmin hiçbir yerinin kamuoyundan saklanan görüntüler ya da televizyonlarda gösterilmesi yasaklanan görüntüler olmamasıydı. Aylar öncesinde bunlar gösterilebilirdi. Bu yüzden Michael Moore’un çalışmalarının en önemli taraflarından biri, onun sadece insanların çok önceden ilgi göstermesi gereken haberleri toplaması. Bunlar, özel televizyon şirketlerinin yayınlamaya korktuğu ya da çok tembel oldukları için yayınlamadıkları ya da birileri gözlerini korkuttuğu için yeterli önemi göstermedikleri haberler ve görüntüler. Ve Michael Moore sadece “Durun, burada neler oluyor?” diye soruyor. Tabii bunu kendi üslubunda yapıyor. Bu üslupta mizah da var, ve kendisini filmin bir karakterine dönüştürüyor. Ve bence, popüler olabilmesinin ve ‘eğlence’ olarak sunulabilmesinin nedenlerinden biri de bu. Ama ben Moore bunu yapabildiği için çok mutluyum, insanların bu bilgilere ulaşabilmeleri çok önemli. Çünkü gerçekten hiçbir şeyi kafasından uydurmuyor. (gülüşmeler). Bağımsız Amerikan sinemasının bugünkü durumu ve Sundance Film Festivali’nin etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz? İyi olan şey, ki bu sadece Sundance sayesinde olmadı, teknolojik gelişmeler bir şekilde herhangi birinin film çekmeye başlamasını çok daha olanaklı kıldı. Ortam eskisinden çok daha demokratik ve biri çıkıp kolaylıkla anlatmak istediği hikâyeleri film formatına aktarabilir. Değişmeyen şey ise, halen bu tür filmleri programlarına alan çok az sinemanın olması. Yani ortada çok fazla rekabet var, fakat ne yazık ki bu rekabet sadece birkaç gösterim için… Bunun olumsuz yönü de, ilk filmiyle dikkatleri çeken birinin bir sonraki filminden büyük bir gişe başarısı beklenmesi ve bu yüzden de yönetmenlerin baskı altında olması. Benim zamanımda ise üst üste doğru düzgün gişe yapmayan iki-üç film üst üste çekilebiliyordu ve bunlar büyük başarısızlıklar olarak nitelenmiyordu. Bu yüzden Sundance’teki kamuoyunun ve endüstrinin yarattığı baskı yönetmenler için talihsiz bir şey. Çünkü üzerlerinde başarıya yönelik büyük bir baskı var. Ama tabii benim zamanıma göre olanakların daha fazla olması olumlu bir şey. Miramax’ın etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bağımsız sinema dünyasına büyük bir enerji getirdiler. Miramax’ın başarılı olduğu filmlere bakarsanız, 1958’de ya da hatta 1968’da Hollywood bu tür filmler yapardı. Artık Hollywood o türden filmler yapmıyor. Bu, onlar için çok pahalı ve çok riskli. Onlar artık büyük çoğunlukla ‘blockbuster’lar ya da gençlik komedileri ve aksiyon filmleri yapıyorlar. Ciddi bir dram olarak niteleyebileceğimiz filmler yapmıyorlar. Bu tür filmler yapma görevini Miramax üzerine aldı ve herkesin görmek isteyeceği filmler yapıyorlar. Kamuoyu yaratma konusunda da çok başarılılar. Tabii bu, işin ekonomik boyutunu değiştirdi. Herkes filminin Miramax tarafından dağıtılmasını ummaya başladı ve böyle olmayınca da hayal kırıklığına uğruyorlar. Ama sonuçta bu Miramax’ın suçu değil. Bence bağımsız sinema çevresine son derece olumlu bir enerji getirdiler.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Gelinler
Her insanın bir yeteneği vardır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com