Hayat, ölüm, onur ve özgürlük üzerine
Murat Erşahin 10 Şubat 2005, Perşembe 00:00
Gerçek bir hayat hikâyesinden beyazperdeye uyarlanan Alejandro Amenábar imzalı "İçimdeki Deniz" ("Mar Adentro") Ramon Sampedro'nun gerçek hayat öyküsü üzerinden yaşamın gücünü, insan olmanın önemini vurgulayan bir film. En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre alan ve aynı dalda Oscar'ın en büyük adayı olan bu filmi mutlaka izleyin.
Ramon Sampedro, 26 yaşında hayatı dolu dolu yaşayan, özgürlüğe aşık İspanyol bir denizcidir. Geçirdiği bir kaza sonucu hayatı tamamen değişir. Denize atlarken, yüzeye çakılır genç adam. Bel kemiği kırılır ve Ramon’un boynundan aşağısına felç gelir. İyileşmesi imkânsızdır. Otuz yıl boyunca yatalak ve ailesinin yardımına muhtaç biri olarak yaşar. Ağzıyla tuttuğu kalemle yazdıkları ve pencereden gözüken manzaradır Ramon’un bütün yaşamı. Ötenazi hakkını kullanmak için çok uzun ve zorlu bir mücadele verir Ramon. İspanyol mahkemeleri onun bu isteğini kabul etmezler. Resmi makamlar ve kilise de karşıdır ötanaziye. Sonunda Ramon dostlarının yardımıyla gizlice ötanaziyi gerçekleştirir ve özgürlüğe kavuşur. “Biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir insan için, yani benim için, saygınlık nedir? Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum.” Bu sözler Ramon Sampedro’ya ait. Yukarıdaki öykünün kahramanına. Alejandro Amenábar’ın (“Tez”, “Aç Gözünü”, “Diğerleri”) yönetmenliğini yaptığı “İçimdeki Deniz” (“Mar Adentro”), ötenazi hakkını savunanların sembolü olmuş Sampedro’nun öyküsünü anlatıyor. Yatalak İspanyol denizciyi, vatandaşı usta aktör Javier Bardem (“Yüksek Topuklar”, “Before Night Falls”, “Yukarıdaki Dansçı”, “Güneşli Pazartesiler”) üstün bir performansla canlandırıyor. “İçimdeki Deniz”, İspanyol Oscar’ları olarak anılan Goya’da 14 dalda ödül kazanmanın yanında, Venedik Film Festivali’nde Gümüş Aslan-Büyük Jüri Ödülü ve ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Altın Küre kazanmış bol ödüllü bir yapım. ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Oscar’ın da en büyük favorisi olan yapım, oldukça etkileyici ve hüzünlü. Bir yönden, bir sevgi ve aşk hikâyesi olarak da görülebilir film. Ramon’un birbirinden farklı iki kadınla, eğitimli, entelektüel ve şehirli Julia ve koruyucu, anaç, eğitimsiz ve kasabalı Rosa ile ilişkisi gerçek bir sevgi ve aşk içeriyor. Farklı bir şekilde yaşanmaya mecbur olunan bir aşk bu. Ama bütün gerçekliği ve şiddetiyle ‘aşk’ın ta kendisi. Rosa, yatalak sevgilisine aşkı tarif ederken ne kadar içten ve doğru: “Seni seviyorum ve beni sevme biçimini anlıyorum. Seni sevdiğim için beni sevme şeklin benim sana olan sevgimi değiştirmiyor. Bence aşk bu.” Sampedro’nun yatağının etrafındaki akrabalarının, ona en yakın insanların gözünden izliyoruz olan biteni. Ramon’a büyük bir özveriyle bakan yengesi, ötenazi isteğine şiddetle karşı çıkan ağabeyi, yaşlı babası, genç yeğeni, aşkları ve ona mücadelesinde destek veren diğerlerinin gözünden tanık oluyoruz bu duyarlı öyküye. Ramon, bir yatakta yatıyor. Karşısında açık bir pencere var. Dalıp gidiyor açık pencereden, eski aşkını, denizi, ovaları, özgürlüğü düşünüyor, hayalini kuruyor özgür bir yaşamın. Yapılacak en onurlu şeyin insanca yok olmak, acılarla dolu hayatına son vermek olduğunu düşünüyor Ramon. Bu uğurda verdiği mücadele tam otuz yıl sürüyor. Ölümünün ardından bıraktığı vasiyetnamesine şöyle başlıyor Ramon: “Sayın yargıçlar, sayın siyasi ve dini yetkililer…Yatalak hayatıma 29 yıl, dört ay ve birkaç gün boyunca tahammül etmek zorunda kaldım. Bundan daha fazlasını yapmayı reddediyorum!” Ve vasiyetnamesini şöyle bitiriyor: “Sizler, beni seven, bu sevgisinde tutarlı olan, yani beni benmişim gibi seven yakınlarıma ceza verebilirsiniz. Bütün bu sözlerime rağmen yine de ceza vermeyi kararlaştırırsanız, size şunu tavsiye ediyorum: Bacaklarını ve kollarını kesin yardım edenlerin, çünkü ben onlardan sadece kaderimi paylaşmalarını istedim…”  Amenábar, bu denli trajik bir öyküyü oldukça yalın ve samimi bir şekilde beyazperdeye yansıtmış. Onur, özgürlük, aşk gibi kavramların içini doldurarak ve alçak sesle. Zaman zaman ağlatan film, güçlü bir müzik ve özenli görüntülerle süslü. Oyunculuk ise gerçekten çok güçlü. Belen Rueda, Lola Duenas, Mabel Rivera, Javier Bardem’e aynı ustalıkla eşlik ediyorlar. Kusursuz diyaloglara hayat veren abartısız, sahici ve etkili performanslar, insanın yüreğine sesleniyor filmde. “İçimdeki Deniz”, yaşamın gücünü, insan olmanın önemini vurgulayan, aşkı, özgürlüğü ve onuru yücelten usta işi bir film. Kaçırmayın!
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Nerdesin Be Birader?
İnsan kalbinin içinde mantık arayan avanaktır.
Ulyssess Everett McGill
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com