
“Patch Adams”da her karakter, öykünün her parçası Robin Williams’ın taktığı kırmızı burun kadar plastik duruyor. Film Robin Williams’ın kariyerinin bir kolunu uç noktasına götürmeye çalışıyor: Bize doğruyu, kalbimize giden yolu gösteren duygusal kahraman. Her sahnede Williams’ın kariyerinin bu koluna tekabül eden bir noktayı hatırlıyorsunuz: “Awakenings”i, “The Fisher King”i, “Good Will Hunting”i, en çok da “Dead Poets Society”yi. İntihara meyilli olduğu için kendi rızasıyla akıl hastanesine yatan ve orada insanlara yardım etmekten büyük haz duyduğunu keşfederek “dünyanın ilk eğlenceli doktoru” olmaya karar veren Patch Adams, bir kez daha hayatı nasıl yanlış yaşadığımızı gösteriyor bize. Edebiyat öğrencileri şiiri hissetmeyi öğrendiler, sırada ruhsuz doktorlar var: Hastalarının sadece bedenlerine değil, duygularına da hitap etmeyi öğrenmeliler.
Robin Williams’ın doktoru, katıksız bir dünyayı değiştiren adam figürü. Yanlışları deneyimleyerek saptıyor (dolayısıyla hastalara “ne hissettiğinizi biliyorum” diyebilecek konumda), sisteme karşı çıkmakta tereddüt etmiyor, her zaman şapkasından çıkarabileceği bir çözüm var… Ve eşsiz bir egoya sahip. Film de dünyanın merkezine onu koymakta tereddüt etmiyor: Etrafındaki herkes onun “özel biri” olduğunu kabul ediyor - kimi ölesiye kıskanıyor, kimiyse kendi menzilinin dışındaki bu yüceliğe “yürü Patch!” diyerek “karınca kararınca” destek veriyor. Ve Patch, onlara gününü gösteriyor.
Patch’in taktığı kırmızı burun, palyaçoluğu bir ideoloji olarak sunuyor - gülün, güldürün. Bu teklife sırtını yaslayan Robin Williams da kendisinden bekleyeceğiniz her türlü palyaçoluğu yapıyor: Camdan sekip duran arı taklidinden süzülerek ilerleyen meleğe kadar (bu imaj, filmin Patch’e ısrarla dayattığı megalomaninin zirvelerinden). Ve bu sahnelerin bazılarında, özellikle fiziksel komediye dayananlarında her zamanki gibi iyi. Ancak söz konusu sahnelerin çoğu, Robin Williams’ın “duygulanan ve duygulandıran kahraman” imajının bir derlemesi niteliği taşıdığı için bu tarza pek yer kalmıyor, daha ziyade yüzünde bir duygu maskesiyle dolaşıp etrafına anlayış ve erdem saçıyor.
“Patch Adams”la ilişkiniz kötü giderse, muhtemelen filmin kullandığı temel bakış açısına sıra gelmeden dışarıda kaldığınızı hissedeceksiniz. Çünkü doktor-hasta ilişkisinden önce, Hollywood’un seyircisiyle ilişkisinde tıkanıklığa girmeniz kuvvetle muhtemel. Filmin her yanına yapışan ağlatma azmiyle “test edilip onaylanmış” malzemeyi geri dönüştürme arzusunun, her meslek grubunun, her davranış biçiminin, her etkinin ve her tepkinin klişelerden ibaret olmasının vebali bu. Anlatımını ve hedeflediği etkiye ulaşmak için kullandığı yöntemleri tamamen prefabrik malzemeden biraraya getiren (doğrudan “Dead Poets Society”den alınmış olan finale dikkat) bir filmin ilişkilerde samimiyetin peşine düşmesiyse, işin en ironik yanı olsa gerek.
- Bekleyiş: Yakın tarihin trajik bir yorumu
- Er Ryan'ı Kurtarmak: Spielberg üzerimize kan sıçratıyor
- Dünyanın En Tembel Adamıyla Tanışın…
- Kapur'dan Kraliçe'nin mücadelesi
- Düzeyli bir Henry James uyarlaması
- Ken Loach'un yeni başyapıtı
- Korku değil, aksiyon
- Blade: Yeni bir süperkahraman
- İronik tragedya
- Nerede "Sevgi Sözcükleri" ?
- Mutlaka izleyin!
- Derdini anlatamıyor…
- Irkçılık karşıtı bir "ders"
- Hem dönemine hem günümüze denk düşen serbest bir uyarlama.
- Tehlikeli Güzellik: Venedik'i Neden Alamadık ?


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Kibir, benim en gözde günahımdır. John Milton








Seanslar
Fragman

