"Bulutları Beklerken" - Çözülen bellekler, dirilen geçmiş...

Nadir Öperli 7 Ocak 2005, Cuma 00:00
Beş yıl önce, "Güneşe Yolculuk" filmiyle büyük bir çıkış yapan Yeşim Ustaoğlu'nun, İstanbul film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü alan, merakla beklediğimiz filmi "Bulutları Beklerken" nihayet vizyona giriyor. Büyük bölümü çıkışı olmayan bir 'bekleyiş' hissi üzerine kurulan film, bu bekleyişin bir yolculukla kırıldığı noktada son sözü izleyiciye bırakıyor.
1999 yılında izlediğimiz filmi "Güneşe Yolculuk"ta Batı'dan Doğu'ya yapılan bir yolculuk üzerinden hikâyesini anlatan Yeşim Ustaoğlu, merakla beklediğimiz yeni filmi "Bulutları Beklerken"i, Doğu'dan Batı'ya doğru bir yolculukla bitiriyor. "Güneşe Yolculuk", adının bize anlatığı gibi, tonu 'yolculuk' fikri üzerinden belirlenmiş bir filmken; "Bulutları Beklerken"in tonu, yine filmin adından okunabileceği üzre, 'bekleyiş' hissi üzerine kurulmuş. Her ne kadar bu iki filminin tonlarını belirleyen ruh hali ve filmlerin içindeki yolculukların yönü, zıt olsa da, Ustaoğlu'nun çevresinde gezdiği sorunların özünde bir farklılaşma yok: Kimliğine sahip çıkma ve geçmişten bugüne belleğe kazınmış olan travmalarla yüzleşebilecek cesareti gösterme... Film, 1916 yılındaki mübadelede Karadeniz bölgesinden göç etmek zorunda kalan Rum ailelerden birinin kızı olan Ayşe/Eleni karakteri üzerine kurulu. Ayşe/Eleni, zorlu bir yolculuğun ardından ailesinin bir kısmını yolda kaybederek küçük kardeşi Niko'yla birlikte Mersin'e varmıştır. Burada yanlarına sığındıkları ailede kendine yeni bir de abla bulmuştur ve zorlu yolculuktan sonra bu sıcak ortamın büyüsüne kapılarak, kardeşi Niko'yu Yunanistan'a gönderirken kendisi Türkiye'de kalmayı tercih eder. Filmin asıl zamanını oluşturan 1975 yılına geldiğimizde ise, Ayşe/Eleni'yi, ailesinin göç ettirildiği yere, Tirebolu'ya geri dönmüş ve ablası Selma'yla birlikte yaşarken buluyoruz. Selma'nın yaşamını kaybetmesiyle birlikte, Ayşe/Eleni'nin adeta acılarının üzerini örtmek için dondurduğu hafızasının buzları da hızla çözülüyor. Bu çözülme, beraberinde kaçınılmaz bir suçluluk duygusu ve kimlik bunalımı getiriyor. Köylülerin kendisini dışlayan bakışlarına karşın içine ve evine kapanıyor, sessizliği seçiyor. Sadece, masumiyetini yitirmemiş olan küçük Mehmet ile iletişim kuruyor. Bir gün ansızın, kendisi gibi bir mübadele maduru olan Tanasis'in çıkagelmesiyle, geçmişte yaşadıklarıyla yüzleşme ihtiyacı daha da su yüzüne çıkıyor ve kardeşini bulmak üzere Selanik'e gitmeye karar veriyor. Bu noktada, sadece filmin öyküsü değil, anlatım tarzı da iki parçaya ayrılıyor. O ana kadar Tirebolu'da fazlasıyla sakin ve dingin görüntüler içerisinde bize sunulan ve genelde evinden dışarı fazla çıkmayan Ayşe/Eleni, Selanik'e geldiğinde geçmişiyle yüzleşme telaşının verdiği ivedilikle örtüşecek şekilde çevresinde olan bitene müdahil oluyor. Bu ister istemez, filmin bu bölümündeki olay akışını da hızlandırıyor. Sinemamızda şimdiye dek ele alınmamış önemli bir sorunu, müthiş bir görsellik içerisinde ele alan "Bulutları Beklerken"in anlatımında bir ritm sorunu varmış gibi gözükmesi, Ayşe/Eleni'nin Tirebolu'dan Selanik'e geldiğinde ruh halindeki değişimi olayların akış hızıyla oynayarak aktarılmasıdnan kaynaklanıyor. Oldukça ağır ilerleyen ilk bölümden sonra, Ayşe/Eleni'nin geçmişle asıl yüzleşmeyi yaşayacağı Selanik bölümünde filmin alealece finale doğru ilerlemesini haliyle yadırgıyoruz. Ancak yine de, filmin oldukça etkileyici olan final sahnesi, Ayşe ile kardeşi Niko arasında, belleklerinin ortaya serildiği yüzleşmenin etkileyiciliğini azaltmıyor. Bu etkileyiciliğin nedeni, yıllardır üzeri örtülmüş bir ortak anının paylaşılması kadar, bu paylaşımın aile fotoğrafları üzerinden gerçekleşmesinden de kaynaklanıyor. Niko, Selanik'e geldiği küçük yaşlarından içinde bulundukları ana kadar dostları ve ailesiyle çekilmiş fotoğraflarını, ablası olduğu iddiasıyla karşısına çıkan Ayşe/Eleni'nin önüne seriyor ve soruyor: "Bu fotoğraflar benim hayatım. Sen bu fotoğrafların hiçbirinde yokken nasıl ablam olduğunu iddia edebilirsin?" Ayşe/Eleni'nin buna sözcüklerle verebilecek bir yanıtı olmadığı ortada. O da yıllardır unutmamasının sağlayan, ailelerinin hâlâ birarada olduğu eski uzak günlerden donmuş tek bir anın fotoğrafını uzatıyor. Niko'nun taşlaşmış, hatırlamaya direnen belleği de o an kabuğundan sıyrılıyor sanki. Tüm rasyonelleştirme çabaları yerlebir oluyor. Geçmişin olduğunu, o kabul etse de etmese de yaşandığını gösteren tek bir fotoğraf, çocukluğunu ve ablasını yeniden belleğine yerleştiriyor. Bundan sonra ne olacak? Filmin buna verdiği bir yanıt yok; belki sırf bu yanıtı bize bırakmak için böyle alelacele bitiriyor filmini Ustaoğlu. En çok söz söylenebilecek yerde sessizliği seçiyor. Hatırlamanın, unutmaya direnmenin gücünün, sözden önce geldiğine işaret ediyor belki de...
Henüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Aşık Shakespeare
Sen benimdin, rüyanın görkemiyle doldum. Ben rüyada sultandım, Uyanınca hiç oldum.
Sen benimdin, rüyanın görkemiyle doldum. Ben rüyada sultandım, Uyanınca hiç oldum.








Seanslar
Fragman


