İronik tragedya

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yılın ikinci 2. Dünya Savaşı filmi 20 yıldır film yönetmeyen Terence Malick'e ait. "İnce Kırmızı Hat" bazı açılardan bakıldığında "Er Ryan'ı Kurtarmak"dan daha iyi.…
Film, “Neden doğa kendisiyle bu kadar uğraşıyor ?” sorusuyla başlıyor. Sonra doğanın en tehlikeli hayvanlarından biri olan timsahın avını yakalamak için ne kadar sinsice hareket ettiğini görüyoruz. Film ilerledikçe doğanın başka bir parçası olan insanların da birbirlerini öldürmek konusunda bazen hayvanları bile geçtiğine şahit oluyoruz.
Kısa bir zaman aralığında seyrettiğimiz ikinci savaş filmi “İnce Kırmızı Hat”, ilk seyrettiğimizden çok farklı bir şekilde güzel doğa görüntüleriyle açılıyor. Ormanlar, kuşlar, gökyüzü, denizde yüzen çocuklar, huzur içinde yaşayan yerliler. İçlerinde iki tane de Amerikan askeri var. İkisi de cennette yaşıyor gibidirler. Doğayla içiçe ve onunla barışık. Pasifik’deki bu ada, onların 2.Dünya Savaşının mantıksız kurallarından bir kaçışları olmuş artık. Ama çok geçmeden gerçek, onları o adada da buluyor: Bir Amerikan Savaş gemisi. Daha sonra bu iki asker kendilerini yeniden Japonlara karşı, ellerinde tüfekle koşarlarken buluyorlar.
Sakin şizofreni
Filmin içinde müthiş bir şizofreni var. Ama bu hiç de şiddetli görüntüler, dışarı çıkmış bağırsaklar ve “anne” diye bağıran askerlerle sunulmuyor. İnsan çok yakın tarihli olduğu için “Er Ryan’ı Kurtarmak” ile ister istemez karşılaştırıyor. Karşılaştırınca da “Er Ryan...”daki tüm o teknik gösterilerin yanında “İnce Kırmızı Hat” daha naif, daha psikolojik ve daha şiirsel anlatımıyla ön plana çıkıyor. Filmde yer alan birçok asker karakterini tanıyoruz. Ama bu askerler tüm o savaş sahnelerinde kayboluyorlar birden. Çoğu zaman kimin kim olduğunu tam olarak tanıyamıyoruz. Zaten öyle bir durumda da böyle bir karmaşa olmalı.
Filmin yönetmeni Terrence Malick, elindeki asker karakterlerini ve onların psikolojilerini, onların oyunculuk güçlerine bel bağlamadan sunabiliyor. Filmdeki en önemli başarısı bu. O yüzden 3 saate yakın bir süre John Toll’un kamerasıyla yakaladığı güzel resimler eşliğinde kendine özgü bir atmosferi istediği gibi kurabiliyor. Genelde askerlerin göz hizasıyla çekilen tüm o sahneler “Er Ryan’ı Kurtarmak”dakinden farklı olarak bir duruma şahit etmenin ötesinde o durumu yaşamanızı sağlıyor. Ayrıca bunu yaparken herhangi bir milliyetçilik propagandasına ya da duygusuna izin vermiyor. Filmi seyrederken tarafların kim olduğunu biliyoruz ama etrafta hiç Amerikan bayrağı görünmüyor, herhangi bir şekilde politik bir mesaj verilmiyor ve kahramanlık öyküsü anlatılmıyor. Tarafların yerine dünyanın her yerinde savaş halinde olan tüm tarafları kolaylıkla yerleştirebiliyorsunuz. Malick, kesinlikle 2. Dünya Savaşı’nın özelinde bir film yapmamış. Tamamen evrensel ve adeta ulussuz bir anlatımla ve bütün doğallığıyla savaşın ne kadar anlamsız olduğunu içindeki tüm insanların zayıf yanlarıyla birlikte karşımıza getiriyor. Zaman zaman askerlerin kafa sesleriyle “Neden bu kıyım ?”, “Neden doğa kendisinden bu kadar nefret ediyor ?” gibi sorularına şahit oluyoruz.
Malick ve onun sinema dili
Malick, savaş sahnelerinde de abartısız ve oldukça etkileyici görüntüler çıkartmış ortaya. Çimenlerin aralarında düşmanı görmeden ilerleyen, içten içe korkan askerlerin gözünden görüyoruz herşeyi –bazen de göremiyoruz-. Ortada sözkonusu olan Pasifikteki bir adada bir tepe var ve Amerikan askerleri bu tepenin çeşitli yerlerinde mevzilenmiş Japon askerlerini haklayarak orayı “almak” zorundadırlar. Neredeyse yok denecek kadar genel plan görüyoruz. Askerlerin bakışıyla tüm çatışmaların içinde onların korkularıyla beraberiz sanki. İlk bir saati aşkın bir süre neredeyse tek bir düşman askeri göremiyoruz. Ama o askerlerin korkusunu çok net bir şekilde anlayabiliyoruz. 20 yıldır film çekmeyen bir yönetmenin filmi “İnce Kırmızı Hat”. James Jones’un biyografik romanından uyarlanan filmi “Er Ryan’ı Kurtarmak”da Spielberg’in yaptığı gibi çekebilirdi. Çünkü öyküde harekete, kahramanlığa ve vahşete açık çok kapı var. Ama bu yolu seçmemiş Malick. Tıpkı 1973 tarihli “Badlands”de de yaptığı gibi.
O filmde de Malick, erken bir “doğuştan katil” tipi oluşturmuş ve Martin Sheen’i sevgilisi Sissy Spacek için sayısız cinayetin sahibi konumuna getirmişti. Ama bunu yaparken, doğallığı ve sakin bir anlatımı tercih etmiş, kanlı bir action filmi olmasını istememişti. “Badlands” Hollywood’dan çıkan ama Hollywood filmlerine benzemeyen ve 1970’lerin en iyi filmlerinden biri olmuştu. “İnce Kırmızı Hat” ise şimdiye kadar yapılan tüm savaş filmleri arasında kesinlik ilk 3’e girebilecek pek çok özelliğe sahip.
Popüler oyunculardan performans fragmanları
Filmin oyuncu kadrosuna bakıp birçok starın boy boy gözükeceğini pek düşünmeyin. Ağırlıklı rollerde genellikle genç oyuncu Jim Caviezel, işini iyi yapan bir çavuş rolünde Sean Penn ve savaşı bir terfi fırsatı olarak gören sinirli Albay olarak Nick Nolte’yi görüyoruz. Woody Harrelson, Ben Chaplin, Elias Koteas gibi oyuncular bazı yan karakterler olarak gözükürlerken, John Travolta, George Clooney, John Cusack gibi oyuncular da çok kısa rollerle görünüyorlar. Hatta Bill Pullman’ı bile ancak birkaç saniye görebiliyoruz. (Daha çok gözüktüğü sahneler Malick’in filmin kurgusu sırasında çıkarttığı sahneler arasında) Oyuncuların tümü rollerinde oldukça başarılılar. Özellikle Nick Nolte, Sean Penn ve Jim Caviezel kusursuz performanslar çıkarıyorlar.
Terrence Malick, tam 20 yıl sonra şimdiye dek yapılmış belki de en iyi “anti-savaş” filmini çekmiş durumda. Ancak Spielberg’in çok daha fiyakalı ve tavlayıcı olarak çektiği başka bir anti-savaş filmi (acaba gerçekten de öyle mi ? Başındaki çıkartma sahnesi acaba sadece iyi çekildiği için mi ilgi görüyor ?) olan “Er Ryan’ı Kurtarmak” karşısında Oscar gecesinde pek büyük başarılar kazanacağa benzemiyor. Ama doğa-savaş arasındaki ilişkiyi iyi kuran ve asker psikolojisini çok iyi yansıtan bu filmi mutlaka görmeniz gerek.
Kısa bir zaman aralığında seyrettiğimiz ikinci savaş filmi “İnce Kırmızı Hat”, ilk seyrettiğimizden çok farklı bir şekilde güzel doğa görüntüleriyle açılıyor. Ormanlar, kuşlar, gökyüzü, denizde yüzen çocuklar, huzur içinde yaşayan yerliler. İçlerinde iki tane de Amerikan askeri var. İkisi de cennette yaşıyor gibidirler. Doğayla içiçe ve onunla barışık. Pasifik’deki bu ada, onların 2.Dünya Savaşının mantıksız kurallarından bir kaçışları olmuş artık. Ama çok geçmeden gerçek, onları o adada da buluyor: Bir Amerikan Savaş gemisi. Daha sonra bu iki asker kendilerini yeniden Japonlara karşı, ellerinde tüfekle koşarlarken buluyorlar.
Sakin şizofreni
Filmin içinde müthiş bir şizofreni var. Ama bu hiç de şiddetli görüntüler, dışarı çıkmış bağırsaklar ve “anne” diye bağıran askerlerle sunulmuyor. İnsan çok yakın tarihli olduğu için “Er Ryan’ı Kurtarmak” ile ister istemez karşılaştırıyor. Karşılaştırınca da “Er Ryan...”daki tüm o teknik gösterilerin yanında “İnce Kırmızı Hat” daha naif, daha psikolojik ve daha şiirsel anlatımıyla ön plana çıkıyor. Filmde yer alan birçok asker karakterini tanıyoruz. Ama bu askerler tüm o savaş sahnelerinde kayboluyorlar birden. Çoğu zaman kimin kim olduğunu tam olarak tanıyamıyoruz. Zaten öyle bir durumda da böyle bir karmaşa olmalı.
Filmin yönetmeni Terrence Malick, elindeki asker karakterlerini ve onların psikolojilerini, onların oyunculuk güçlerine bel bağlamadan sunabiliyor. Filmdeki en önemli başarısı bu. O yüzden 3 saate yakın bir süre John Toll’un kamerasıyla yakaladığı güzel resimler eşliğinde kendine özgü bir atmosferi istediği gibi kurabiliyor. Genelde askerlerin göz hizasıyla çekilen tüm o sahneler “Er Ryan’ı Kurtarmak”dakinden farklı olarak bir duruma şahit etmenin ötesinde o durumu yaşamanızı sağlıyor. Ayrıca bunu yaparken herhangi bir milliyetçilik propagandasına ya da duygusuna izin vermiyor. Filmi seyrederken tarafların kim olduğunu biliyoruz ama etrafta hiç Amerikan bayrağı görünmüyor, herhangi bir şekilde politik bir mesaj verilmiyor ve kahramanlık öyküsü anlatılmıyor. Tarafların yerine dünyanın her yerinde savaş halinde olan tüm tarafları kolaylıkla yerleştirebiliyorsunuz. Malick, kesinlikle 2. Dünya Savaşı’nın özelinde bir film yapmamış. Tamamen evrensel ve adeta ulussuz bir anlatımla ve bütün doğallığıyla savaşın ne kadar anlamsız olduğunu içindeki tüm insanların zayıf yanlarıyla birlikte karşımıza getiriyor. Zaman zaman askerlerin kafa sesleriyle “Neden bu kıyım ?”, “Neden doğa kendisinden bu kadar nefret ediyor ?” gibi sorularına şahit oluyoruz.
Malick ve onun sinema dili
Malick, savaş sahnelerinde de abartısız ve oldukça etkileyici görüntüler çıkartmış ortaya. Çimenlerin aralarında düşmanı görmeden ilerleyen, içten içe korkan askerlerin gözünden görüyoruz herşeyi –bazen de göremiyoruz-. Ortada sözkonusu olan Pasifikteki bir adada bir tepe var ve Amerikan askerleri bu tepenin çeşitli yerlerinde mevzilenmiş Japon askerlerini haklayarak orayı “almak” zorundadırlar. Neredeyse yok denecek kadar genel plan görüyoruz. Askerlerin bakışıyla tüm çatışmaların içinde onların korkularıyla beraberiz sanki. İlk bir saati aşkın bir süre neredeyse tek bir düşman askeri göremiyoruz. Ama o askerlerin korkusunu çok net bir şekilde anlayabiliyoruz. 20 yıldır film çekmeyen bir yönetmenin filmi “İnce Kırmızı Hat”. James Jones’un biyografik romanından uyarlanan filmi “Er Ryan’ı Kurtarmak”da Spielberg’in yaptığı gibi çekebilirdi. Çünkü öyküde harekete, kahramanlığa ve vahşete açık çok kapı var. Ama bu yolu seçmemiş Malick. Tıpkı 1973 tarihli “Badlands”de de yaptığı gibi.
O filmde de Malick, erken bir “doğuştan katil” tipi oluşturmuş ve Martin Sheen’i sevgilisi Sissy Spacek için sayısız cinayetin sahibi konumuna getirmişti. Ama bunu yaparken, doğallığı ve sakin bir anlatımı tercih etmiş, kanlı bir action filmi olmasını istememişti. “Badlands” Hollywood’dan çıkan ama Hollywood filmlerine benzemeyen ve 1970’lerin en iyi filmlerinden biri olmuştu. “İnce Kırmızı Hat” ise şimdiye kadar yapılan tüm savaş filmleri arasında kesinlik ilk 3’e girebilecek pek çok özelliğe sahip.
Popüler oyunculardan performans fragmanları
Filmin oyuncu kadrosuna bakıp birçok starın boy boy gözükeceğini pek düşünmeyin. Ağırlıklı rollerde genellikle genç oyuncu Jim Caviezel, işini iyi yapan bir çavuş rolünde Sean Penn ve savaşı bir terfi fırsatı olarak gören sinirli Albay olarak Nick Nolte’yi görüyoruz. Woody Harrelson, Ben Chaplin, Elias Koteas gibi oyuncular bazı yan karakterler olarak gözükürlerken, John Travolta, George Clooney, John Cusack gibi oyuncular da çok kısa rollerle görünüyorlar. Hatta Bill Pullman’ı bile ancak birkaç saniye görebiliyoruz. (Daha çok gözüktüğü sahneler Malick’in filmin kurgusu sırasında çıkarttığı sahneler arasında) Oyuncuların tümü rollerinde oldukça başarılılar. Özellikle Nick Nolte, Sean Penn ve Jim Caviezel kusursuz performanslar çıkarıyorlar.
Terrence Malick, tam 20 yıl sonra şimdiye dek yapılmış belki de en iyi “anti-savaş” filmini çekmiş durumda. Ancak Spielberg’in çok daha fiyakalı ve tavlayıcı olarak çektiği başka bir anti-savaş filmi (acaba gerçekten de öyle mi ? Başındaki çıkartma sahnesi acaba sadece iyi çekildiği için mi ilgi görüyor ?) olan “Er Ryan’ı Kurtarmak” karşısında Oscar gecesinde pek büyük başarılar kazanacağa benzemiyor. Ama doğa-savaş arasındaki ilişkiyi iyi kuran ve asker psikolojisini çok iyi yansıtan bu filmi mutlaka görmeniz gerek.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Bekleyiş: Yakın tarihin trajik bir yorumu
- Er Ryan'ı Kurtarmak: Spielberg üzerimize kan sıçratıyor
- Dünyanın En Tembel Adamıyla Tanışın…
- Kapur'dan Kraliçe'nin mücadelesi
- Düzeyli bir Henry James uyarlaması
- Ken Loach'un yeni başyapıtı
- Korku değil, aksiyon
- Blade: Yeni bir süperkahraman
- Nerede "Sevgi Sözcükleri" ?
- Mutlaka izleyin!
- Derdini anlatamıyor…
- Irkçılık karşıtı bir "ders"
- Hollywood'un Palyaçosu
- Hem dönemine hem günümüze denk düşen serbest bir uyarlama.
- Tehlikeli Güzellik: Venedik'i Neden Alamadık ?


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Yedi
Her sokak kösesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve aksam hoşgörüyoruz. Hayır, artik olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek...
John Doe
Her sokak kösesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve aksam hoşgörüyoruz. Hayır, artik olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek...
John Doe








Seanslar
Fragman


