Başladığı anda biter her ilişki

Murat Erşahin 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
François Ozon'un incelikli filmi "Beş Kere İki", evli bir çiftin arasında yaşananlardan yola çıkarak 'aşk'ı ve 'ilişkiler'i sorguluyor.
Ozon, son yılların en özellikli sinemacılarından biri kuşkusuz. Onu ilkin festival izleyicileri tanıdı. Ciddi meseleleri kurcaladığı çoğu ödüllü kısa filmlerinin ardından, ‘soap opera’ taşlaması “Sitcom” (1998) ve “Katil Aşıklar” (“Criminal Lovers”, 1999), Ozon’un beyazperde için ‘farklı’ ve taze bir soluk olduğunu müjdeliyordu. “Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları” (“Water Drops on Burning Rocks”, 2000), üstat sinemacı Fassbinder’in oyunundan Ozon tarafından uyarlanan ve yönetilen incelikli bir kara mizahtı. 1967 Paris doğumlu genç yönetmen, daha ilginç ve ‘derin’ filmlerle yoluna devam ediyordu. 2001’de “Kumun Altında” (“Under The Sand”) çıkageldi. Kişisel kayıp ve yalnız kalmanın anlamını kurcaladı Ozon bu özel denemesinde. Fransız sinemasının üç nesil aktrislerinin geçit töreni yaptığı müzikal dram “8 Kadın”2 (2002); Cannes’de Altın Palmiye adayı olan kimilerine göre benzersiz filmi “Havuz” (“Swimming Pool”, 2003) izledi.
Ozon’u tanıtan bu giriş, yönetmenin ülkemizi ziyaret eden filmi “Beş Kere İki” (“5x2”) için çok önemli kanımca. İlk kez bir Ozon filmi izlemişseniz, eski filmlerini mutlaka bir yerlerde bir şekilde izlemek zorunda hissedeceksiniz kendinizi. Çünkü ‘temasal’ olarak ayrı ayrı filmler de olsalar, bazı meselelerin ve değinmelerin benzer olduğu gerçeği yönetmenin sinemaya bakışını özetliyor sanki. Sade, minimal ve soluklu bir sinema bu. Ve tabii ki çok dürüst.
“Beş Kere İki”, özünde bir çiftin portresi. Bir ilişkinin 5 yıllık panoraması. Aslında anatomisi. Aşkın ve adına ilişki dediğimiz birlikteliğin ‘MR’ı. Ozon, modern bir çiftin öyküsünü beş önemli zaman dilimine bölerek sondan başa doğru anlatıyor. Bu ters anlatım öyküyü daha da zenginleştiriyor. Boşanma avukatının soğuk ve tekdüze cümleleriyle açılan film, çiftin tanışmalarıyla noktalanıyor. Sonu beş sene içinde boşanmayla noktalanmış bir ilişkinin aslında en başında bittiğini, bitmeye mecbur olduğunu kavratıyor izleyiciye Ozon. Bu zeki ve aykırı Fransız sinemacı, diğer filmlerinde olduğu gibi yine inanılmaz sade, gerçekçi ve minimal. Duygusal akıcılık, gayet sağlam bir anlatıyla birleşiyor ve Marion ile Gilles’in ilişkileri beyazperdeye yansıyor. Fassbinder ve Bergman filmleri gibi fazla optimist olmayan bir bakış Ozon’un ki… Gerçeklik duygusu filmi izlerken o derece kuşatıyor ki insanı, bazen izlediğinizin ilişki ve doğası üzerine bir belgesel olduğunu düşünüyorsunuz. Oyuncularını fazla tanınmamış ama çok yetenekli isimler arasından seçmiş Ozon. Seyircilerin kendisini oyuncuların yerine koymasını istemiş. Filmin oyuncuları Valeria Bruni ve Stephane Freiss, neredeyse mükemmele yakın bir oyun sergilemişler sonuçta. Oldukça inandırıcı ve gerçek. Bir ilişkinin içinde yaşayan önemli kavramlar (kırılganlık, zaaf, korku, güç, kararlılık ve zayıflıklar) bir dokümanter inandırıcılığında.
‘Mutlu aşk yoktur’u içinde barındıran bir söylemi de var filmin. En mutlu anımızda bile, gerek zaaflarımızdan gerekse aslında içinde olduğumuz gezegende anlamsızca devindiğimizin farkına vardığımız anlarda hemen yanı başımızda yürüyen karamsarlık ve hiçlik duygusunun ağırlığından, üstümüze çöken mutsuzlukların yaşamımızı çevrelediğinin fotoğrafını çekmiş Ozon. Her zaman yalnız olduğumuzu haykırmış. Aradığımız şeyin ise hep bir ‘yalandan mutluluk anı’ olduğunu. Doğumdan ölüme dek kendimizi kandırmakta olduğumuzu. Seviştiklerimizin, sevip terk ettiklerimizin, kırıp, gücendirdiklerimizin, hep kendimiz olduğunu… Özdemir Asaf’ın içli dizelerinde yatan gerçek Ozon’un altını çizdiği: Her yalnız kendi sobasında yanar. Başlayıp biten her ilişkinin sonunun da başının da o yok edici aynılığı... Korktuğumuz ve bizi boğan ‘an’ların sahiciliği. Kendimize söylediğimiz yalanlar. Kendi mutsuzluğumuza başkalarını ortak etme çabası...
Çırılçıplak anlatmış tüm bunları Ozon. Bir çiftin ilişkisinden yola çıkarak aslında hepimize ait ortak duyumsamaların filmini çekmiş. Ozon, filmin karanlık özünü hafifletmek için müzik seçiminde İtalyan aşk şarkılarına yönelmiş. The Platters’ın yorumladığı ‘Smoke Eyes in Your Eyes -1958, Luigi Tenco’nun ‘Mi Sono Innamorato Di Te’si, Wilma Goich’in ‘Ho Capito Che Ti Amo’su ve Paolo Conte’nin ‘Sparing Partner’ı filmde yer alan nefis şarkılardan bir kaçı... Kadın ve erkek arasındaki, gay’ler ve lezbiyen’ler arasındaki, tüm çiftler arasında yaşanan her ilişkinin ve her aşkın boşunalığı ve zaten başlangıçta sona ermesi rahatsız edici olduğu kadar ferahlatıcı bir etki de yaratıyor izleyende gizliden gizliye. Çünkü söyleyemediklerimizin, aslında hep kendimizle ilişkide olduğumuzun ve bir ömür süren mutsuzluğumuzun filmi “Beş Kere İki”. Parlak bir zekâ, zorlayıcı ve gerçekçi bir bakış ve net teşhisler... Ozon’un yaptığı bu. Bizi bize anlatmak yani...
Henüz kimse yorum yapmamış.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Matrix
Morpheus: Yolu bilmek ile yolda yürümek arasında büyük fark vardır.
Morpheus: Yolu bilmek ile yolda yürümek arasında büyük fark vardır.









Seanslar
Fragman

