
Yarı insan-yarı vampir: Blade
Blade bir Gündüz Gezen. Yarı insan, yarı vampir. Annesi ona hamileyken bir vampir tarafından ısırılmış ve iki tarafın da bazı özelliklerine sahip bir melez olarak doğmuş. İnsanüstü bir güce sahip, güneş ışığından etkilenmiyor. Buna karşın kan içmek zorunda (gerçi susuzluğunu, silahlarını da yapan ortağı Whistler’ın bulduğu bir serumla giderebiliyor). Ve bir insan gibi yaşlanıyor… vesaire. Norrington bunların üstünde durmaya hevesli değil, arenasını belirleyip kendi hiper-dinamik aksiyon tarzını sergilemek için sabırsızlanıyor.
Korku değil aksiyon filmi
Evet, “Blade” bir korku filminden ziyade bir aksiyon filmi. Perdenin her tarafını kaplayan kan, vücut parçaları, yanan, kafası patlayan bedenler de o sinemanın mekaniği - o kadar stilize ve o kadar sık kullanılıyorlar ki bir süre sonra hepsine karşı bağışıklık kazanıyorsunuz. Bu, filmin çizgi film / çizgi roman benzeri bir yapıya sahip olmasından ileri geliyor. Örneğin Wesley Snipes birçok dövüş sahnesinin ortasında durup adeta “poz veriyor” (çizgi romanlarda aksiyonun içindeki durgun anı öne çıkaran, büyük kullanılmış karelere sıkça rastlanır). Filmin görsel açıdan etkilendiği kaynaklar bunlarla da sınırlı değil üstelik: Hem kurguda, hem de Blade’in kullandığı silahların tasarımında Hong Kong aksiyon sinemasının izlerini görebilirsiniz ve video klip estetiğinin.
Her şeye dışarıdan bakıyoruz
Birçok kaynaktan beslenen bu görsel tarz filme o kadar yapay bir hava veriyor ki her şeye dışarıdan bakıyorsunuz. Filmin kahramanı için bir şeyler hissetmeniz çok zor, adam sürekli karmaşık koreografilere adımı adımına uyarak dövüşmekle, kan çıkarmakla meşgul. Trajik öyküsünü öğrenmek de pek para etmiyor bu anlamda - bir video oyunu karakteri gibi, etrafı temizleyip işi bitirmesini bekliyorsunuz.
Çizgi filme daha yakın
Ama filme nasıl baktığınıza bağlı olarak bunları “kusur” saymayabilirsiniz de… “Blade”i klasik dramatik film örneği olarak görmekten vazgeçip aslında çizgi filme daha yakın durduğunu kabul ederseniz, hem Norrington’ın çabasını, hem de öykünün hiçbir zaman öne çıkarılmayan ilgi çekici yanlarını daha kolay takdir edebilirsiniz. Öncelikle Norrington, adeta bir “kitsch” yaratarak elde ettiği yapaylık duygusunu kendi lehine kullanabiliyor. Yapaylık, seyircide bir “yabancılık” hissi yaratıyor ve filmin görsel üslubuna da, öyküsünün üstünde durduğu temalara da oturuyor. Örneğin, şehrin hızlı çekimlerinin, ya da vampirlerin hareketlerindeki ritmin yarattığı yabancılaşma duygusunu bir düşünün… Öykünün vampirlerin dünyasıyla insanların dünyası arasına koyduğu kesin çizgiyi belirginleştiriyor bu görüntüler. Aynı şekilde, güneşin aşırı, rahatsız edici parlaklığı da. Norrington, metropolü bize yabancı kılarak yine öyküde geçen “aramızda dolaşıyorlar” şeklindeki paranoyayı da belirginleştiriyor.
Görselliğin öne çıktığı, temaların biraz gizlendiği bir film
Peki vampirlerin - belli ki üzerinde titizlikle çalışılmış olan - dünyasına ne demeli? Kesin bir hiyerarşi, bir geleneğe bağlılık var. İnsanların dünyası ne kadar kozmopolitse, vampirlerinki o kadar rafine kalmaya çalışıyor. Bu, yaşadıkları mekanların tasarımından bile belli oluyor (keskin beyazlar, çok eski yapılar, vs). Hatta, filmde Hristiyanlıkla ve ırkçılıkla ilgili alt metinler bile var: Vampirler konseyinin 12 kişiden oluşması, vampir incilinin öngördüğü “seçilmiş kişi”, İsa’nın kanıyla ve/veya insan kanıyla ölümsüzlüğe erişme Hristiyan dinine; saf kan/yarım kan meselesi ve insanların dünyasındaki kozmopolit yaşamın karşılaştırılması da “üstün insan”ı düşleyen bir ırkçılığa işaret ediyor. Ama bu motifler ve temalar ön planda değil; farkına varmak için biraz kazı yapmak zorundasınız. Asıl vurguyu görselliğe yapan, temalarını biraz gizleyen bir film “Blade”
.
Yarıyolda olan bir sinemanın temsilcisi
Sonuçta, “Blade” hakikaten de şu anda yarıyolda olan bir sinemanın temsilcisi… Tıpkı kahramanı gibi, iki dünya arasında kalmış görünüyor. Dramatik sinemayla köprüleri atıp, esin kaynağı olan çizgi romana ve “anime”ye ne kadar yaklaşırsa, o kadar hayrına olacak. Yine de şu hâliyle bile, 10 yıl sonra sıkça izlemeye başlayabileceğimiz bir türün temsilcisi olarak ilgi çekici.
- Bekleyiş: Yakın tarihin trajik bir yorumu
- Er Ryan'ı Kurtarmak: Spielberg üzerimize kan sıçratıyor
- Dünyanın En Tembel Adamıyla Tanışın…
- Kapur'dan Kraliçe'nin mücadelesi
- Düzeyli bir Henry James uyarlaması
- Ken Loach'un yeni başyapıtı
- Blade: Yeni bir süperkahraman
- İronik tragedya
- Nerede "Sevgi Sözcükleri" ?
- Mutlaka izleyin!
- Derdini anlatamıyor…
- Irkçılık karşıtı bir "ders"
- Hollywood'un Palyaçosu
- Hem dönemine hem günümüze denk düşen serbest bir uyarlama.
- Tehlikeli Güzellik: Venedik'i Neden Alamadık ?


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Bu hayatta önemli olan ne umduğunuz ya da ne hakettiginiz değil - önemli olan ne aldığınız...
Frank T. J. Mackey








Seanslar
Fragman

