Seni İstiyorum: Bu film kaçmaz !
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Kısaca, son dönem karşımıza çıkan en önemli ve özgün yapımlarından birisi. Kaçırmayın!
“Seni İstiyorum”, sevgi ve sevecenlikten çok tutku ve cinsel isteği çağrıştıran bir söz. Ama aşkın en yaygın-belki de en dürüst- ifadesi. Elvis Costello’nun yorumuyla travmatik kişilikler arasındaki bir ilişkiye eşlik eden şarkı: “I Want You”.

Jude” ve “Saraybosna’ya Hoşgeldiniz” adlı filmleriyle pek de haketmediğini sandığım bir üne kavuşan genç İngiliz yönetmen Michael Winterbottom bu< kez ayrıcalıklı bir konuma yükseldi gözümde. Kieslowski’nin ilk filmlerinden “Blizna/Yara’dan başlayarak “ Öldürme Üzerine Küçük Bir Film, “Veronique’in Çifte Yaşamı ve “Mavi”de birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Slavomir Idziak’ın Winterbottom’a her iki anlamda ışık tutmuş. “I Want Youda görüntü yönetimi olarak adlandırmanın yetersiz kalacağı bir görüntü tasarımı sunuyorlar seyirciye.

İrlandalı senmarist Boin McNamee ise klişelere tenezzül etmeyecek kadar özgün bir yapıt vermiş. Geçmişte yaşadıkları travmaların etkisiyle kendi içlerine kapanan insanların obsesif davranışlarından örülü bir dünyanın içine sokuyor bizi. Kasvetli bir İngiliz kıyı kasabasında, gelgitten sonra kumsalda kalan, içlerindeki yumuşakçanın terk ettiği deniz kabuklarını andırıyor bu kişilikler.

Helen ile Martin, ilk aşkı, ilk tutkuyu tattıkları gizli anda yakalanmışlardır. Henüz on dört yaşındaki iki çocuk- aşığa saldıran Helen’in babası kazara ölür- cesedi denize atarlar ama Martin katil olarak hapsi boylar. Sekiz yıllık mahkumiyetin ardından Helen’I yeniden görmek için bir yıl daha bekler.

Bu arada Helen, babasının evinde yaşamayı sürdürmüştür. Genç, güzel, giyimi ve makyajıyla kışkırtıcı bir kadındır. Erkek arkadaşlarını baştan çıkarır ama onlarla cinsel ilişkiye girmekten kaçınır. Tutarsız davranışlarıyla ne kadar acı çektiğini ve içindeki şiddeti güçlükle bastırdığını belli etmektedir. Bir yandan da kendisine hayran olan o dört yaşındaki göçmen Honda ile sevgi dolu bir dostluğu sürdürür.

Martin ise bazı saldırgan davranışlarına, şartlı tahliye memuruna Helen’I ziyaret etmediği yalanını söylemesine karşın, bakışlarıyla bir mazlumun onuruna sahip olduğunu hissettirir.

Bu ilginç ilişkiye karışan Honda, eski Yugoslavya’dan ailesiyle birlikte geldiği İngiltere’de ablası Smokey ile yalnız kalmıştır. Her gece partner değiştirerek yaşama tutunan, barda şarkıcı olan ablasının sevişme seslerini, hayran olduğu Helen’in flörtü Bob ve Martin ile konuşmalarını kaydedip dinler. Dinlerken olayları gözlerinde canlandırmaktadır. Annesinden kaydettiği şarkıları dinlerken de geçmişe döner. Honda, seslerle görebilir. İçe dönük olsa da dışarıya karşı son derece duyarlı ve sevecen bir çocuktur.

Slavomir Idziak, bu ilginç öyküyü plan plan düşünerek görüntülemiş. Honda’nın gözünün seçiciliğini vurgulayan net-flu karşıtlığını, hazir bir atmosfer yaratan sarı renkli filtreyi ve mesleğinin tüm inceliklerini virtuoziteye varan bir ustalıkla sergiliyor.

Öte yandan Michael Winterbottom, sete hakim bir yönetmen olduğunu hiçbir ögesi aksamayan bu filmle kanıtlıyor. Oyunculuğun başarısı ise sadece yetenekle açıklanamaz, elbette. Rollerini benimsemelerini sağlayan ölçülü bir yönetim söz konusu.

Kısaca, son dönem karşımıza çıkan en önemli ve özgün yapımlarından birisi. Kaçırmayın!

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Kalifornia
Biriyle tanıştığınızda ilk önce farklılıklarınızı görürsünüz ama zaman geçtikçe benzerlikleri fark etmeye başlarsınız. Sanırım tüm dostluklar böyle başlar.
Brian Kessler
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com