
Yenilikçi değil ama…
“Out of Sight”, bu açıdan hiç şaşırtıcı, hatta yenilikçi değil - üstelik öyküsü, beklenen her türlü “pulp” özelliğe sahip. Ama bu defa o her hakkı mahfuz diyaloglar da, içine yerleştikleri bin yıllık klişeleri adeta gurur duyarak taşıyan karakterler de öykünün gelişiminde bir anlam ifade ediyor. Soderbergh temalarına o kadar hakim ki, iyi bir yönetmenin ortalama bir öyküyü nasıl ihya edebildiğini bize tekrar hatırlatıyor.
Hırsız-polis efsanesi
Filmin ilk sahnesinde, Jack Foley (Clooney) kravatını çıkarıp hınçla yere fırlatıyor. Ve Soderbergh görüntüyü donduruyor. “Freeze-frame”, yönetmenin film boyunca kullandığı bir teknik ve daha bu ilk sahnede, başlıbaşına komik bir resim olması dışında seyirciye hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü aslında öykünün başına ait bir bölüm değil bu. Filmin geri dönüşlerle dolu olay örgüsünü doğrusal bir şekilde okuduğunuzda, Foley’nin “normal bir hayat” fikriyle köprüleri attığı ana denk geliyor. Soderbergh de “hırsız”ının kendini tamamen hırsız / polis efsanelerinin kültürüne bıraktığı bu anın altını kalın bir şekilde çiziyor.
Sempatik hırsız
Foley, suyu çıkmış “sempatik hırsız” tipinin tüm özelliklerine sahip. Kravatını yere çaldığı anın hemen sonrasında gerçekleştirdiği silahsız soygun sahnesinde bu açıkça görülüyor: Foley insafsızca manipüle ettiği banka görevlisine o kadar güleryüzlü ve “anlayışlı” davranıyor, öyle hâl hatır soruyor ki, kızın bu ilk soyulma tecrübesinde soyguncusuna müteşekkir olduğunu görüyoruz. Binlerce yaşındaki Hırsız’ın Şövalye’ye üstünlüğü de bu zaten: Hırsız, “uygun davranışlar”ın adamıdır. Dürüstlük, hırsızın davranış menzilinde ön saflarda yer almadığı gibi çok da tehlikelidir. Şövalye’de kalp, inanç ve genel olarak “şövalyelik erdemleri” ne kadar önemliyse, Hırsız’da da görünüm ve yüzey o kadar önemlidir. Karşısındakini kullanmasını mümkün kılacak bir davranış kalıbını hemen giyer, istediğini alır ve gider… İnsanlarla ilişkilerini kısa tutar, içinin yüzeyi delip kendini göstermesine asla müsaade etmez. O, tam bir kontrol manyağıdır. Bu öyküyse, kontrol manyağının kabusu (ya da, bakış açınıza göre, en derin arzusu).
Cinsel çekim ve tutku
Standart suçlu / polis romancılığının en tanıdık araçlarından biri, karakterlerinin cinsel cazibesini profesyonelliklerine dayamasıdır. Hepsi işlerini o kadar iyi bilirler, duruma o kadar hakimdirler ki… Ancak bu, işbilirliğin ve kontrollülüğün (daha da ileri gidilirse, iktidarın) başlıbaşına çekici bir şey olduğunu öne sürmekle kalmıyor, cinsel çekim ve tutkunun çağrıştırdığı kapılma ve sürüklenme fikirlerini de alaşağı ediyor. “Out of Sight” ise, adıyla bile bu sürüklenmeye, saplantıya dikkat çekiyor (Filmin adı çok büyük bir ihtimalle “out of sight, out of mind” - gözden ırak olan gönülden de ırak olur - sözünden geliyor).
Vahşi kedinin evcilleşmesi
Polis Karen Sisco tipi de suçlu / polis romanlarının fantezilerinden: “Eli silahlı piliç”. Tıpkı Foley gibi duruma hakim ve tehlikeli. Üstelik Foley’den daha “sert” ve işinde sonuca ulaşmak için “münasip davranması” gerekmiyor. Sadece Karen karakterinin üstünde durarak, öykünün çekimsel merkezinin bütünüyle “vahşi kedinin evcilleşmesi” şeklindeki erkek fantezisinin bir uzantısı olmasını düşünebilirsiniz.
Sonuçta, yakalaması gereken adama âşık oluyor ve bir türlü görevinin gerektirdiği sorumluluğu yerine getiremiyor. Kadınların ruhlarının derinliklerinde nasıl duygusal olduğunu, profesyonelliğin, “erkek işinin” üstesinden gelemeyeceklerini akla getirebilir bu. Ama aynı durum, profesyonel anlamda başına çorap ören Jack için de geçerli. Tesadüflerin ısrarla üzerinde duran Soderbergh, bir kez daha “planlı ve mantıki olan” ile “arzulanan”ın üzerine gidiyor.
Pulp romantizmi
Öykü, karakterleri ve olay örgüsüyle “pulp” banyosunu yapmakta olan bir romantizm üzerinde durduğunu gösteriyor. Elbette bu, herhangi bir yönetmen elinde “Maverick” tarzı oyunbazlığa boyun eğmeyeceği anlamına gelmiyor. Amerikalı eleştirmenler, “Out of Sight”ın uzun süredir izledikleri en seksi film olduğunu söylüyorlar ve bunu büyük ölçüde başrol oyuncuları Jennifer Lopez ile George Clooney’ye bağlıyorlar.
İnsan yüzüyle ilgilenen yönetmen
Ama Soderbergh’in sinemasını takip edenler, onun oyuncularını istediği gibi gösterme konusunda nasıl etkili olduğunu bilir. “Sex, Lies and Videotape”den bu yana, Soderbergh’in hemen hiçbir filminde dengeyi bozan bir oyuncu göremezsiniz. Çünkü insanlar, vücut dilleri ve yüzleriyle Soderbergh görselliğinin çok önemli bir bölümünü oluşturuyorlar. Sinemasının büyük bir bölümünü efektlere, zıvanadan çıkmış bir kurguya ya da sadece kamerasının hiperaktifliğine bağlayan yönetmenlerin arttığı bugünlerde bir yüzü çekici, çaresiz ya da endişeli göstermek için uğraşan bir sinemacıyla karşılaşmak çok rahatlatıcı.
Soderbergh’in filmde üstünde durduğu sadece bedenler ve yüzler de değil. Film, etkili ve tutarlı bir görsel dile sahip. “Freeze-frame”lerin kullanımından renk seçimlerine, Miami ve Detroit arasındaki görsel karşıtlığın vurgulanışından finaldeki soygunda Soderbergh’in mekana hakimiyetine kadar.
Öykü Sodebergh’ün bildik çizgisinde değil
“Out of Sight”, Soderbergh’in kendi öyküsü değil, hatta alışılmış çizgisinin çok uzağına düştüğü söylenebilir. Öncelikle, genelde olduğu gibi mesafeli ve analitik değil. Ancak, kendi yazmamış olmasına karşın, bir yönetmen olarak seçimleriyle temaları daha önce ele aldıklarına yaklaştırıyor. Filmde cinsel çekimin ve kapılma duygusunun altının bu kadar kalın bir şekilde çizilmiş olmasının büyük ölçüde Soderbergh’in işi olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. Daha iki karakterin ilk karşılaşmalarından (birlikte bir bagaja tıkılı bir şekilde yolculuk etmek zorunda kalıyorlar) asansördeki karşılaşmaya (ikisi de hayatlarının aşkını görmüş birer liseli şaşkınlığındalar), Nicolas Roeg’ün “Don’t Look Now”ını çağrıştıran sevişme sahnesine kadar, bütün tercihleri bu ilişkiyi filmin merkezine yerleştiriyor ve soygunlar, hapishane sahneleri, kaçış - her şey - onun bir uydusu haline geliyor.
Zıt kutupların çekimi
Steven Soderbergh’in filmi, kendi içinde olduğu kadar janr içinde de geziniyor. Karakterlerinin nasıl bir “janr geçmişleri” olduğunu çok iyi bildiğinden, çok fazla klişe kullanmamaya, kaçınamadığı kalıpların da altını deşmeye çalışıyor. Neyse ki “Out of Sight”, bu açıdan talihli bir metne sahip. Bagaja tıkılı olarak yaptıkları yolculukta konuşmanın Foley’nin nam salmış soygunculuğundan başlayıp hemen “Bonnie ve Clyde”a, oradan başka filmlere genişlemesi bir tesadüf değil. Karen, daha önce de bir banka soyguncusuyla birlikte olmuş - bu, tehlikeye, zıt kutupa, belki de sadece kendini kovalamaya adadığı şeye karşı bir çekim duyduğunu gösteriyor. Jack ile birlikte olduktan sonra amacının “bir banka soyguncusuyla yatmak” olmadığını söyleyerek çıkışması da bunun bir göstergesi. Kafasında, peşinde olduğu şeyle ilgili bir imaj var - kendi tecrübesinden çok pop kültür tarafından oluşturulmuş bir imaj - ve o, bu imajı seviyor.
Bir tür maço rekabet raconu
Soderbergh’in “Out of Sight”ının en eğlenceli yanlarından biri de, filme Michael Mann’ın “Heat”inde gördüğümüz hırsız / polis arasında gelişen karşılıklı takdir ve saygı duygularının bir adım ötesi olarak bakarsanız yüzeye çıkıyor. “Heat”de Pacino ve De Niro, karşı taraflardaki iki profesyonel arasında nasıl bir duygusal yakınlık olabileceğinin örneklerini sergiliyordu. Bir tür maço rekabet raconu (Hırsız’ın değil, Şövalye’nin özelliği). Lopez ve Clooney’nin, Pacino’yla De Niro’nun karşılaşmalarını anımsatan restaurant sahnesi, bu raconun gözüne gözlüğü takıp bütün bu şövalye özelliğinin derinliğindeki “eşcinsel çekim ihtimali”ni de çağrıştırıyor.
Soderbergh, “Out of Sight”la kısıtlı bir alanda amansız bir kıvraklık ve zeka gösteriyor.


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Vücudundan kurtul, sadece zihnin ve ruhunla yaşa, o zaman toprak altında da nefes alabilirsin.
Cüneyt Arkın








Seanslar
Fragman

