Er Ryan'ı Kurtarmak: Spielberg üzerimize kan sıçratıyor

Burak Göral 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Steven Spielberg'in son filmi "Er Ryan'ı Kurtarmak" sinema tarihinin en gerçek savaş filmi olmaya aday. Harika çocuk bu sefer beklenmedik bir savaş gerilimi yaptı. Filmi izlerken 2 saat 45 dakika boyunca siz de savaşıyor gibisiniz…
II. Dünya Savaşı sırasında General Eisenhower komutasındaki müttefik kuvvetleri Fransa’da Normandiya kıyılarında bir çıkartma harekatı gerçekleştirdi. 1944 yılında gerçekleşen bu çıkartma sayesinde Alman kuvveti Fransa’nın yarısına kadar geri püskürtüldü ve Alman cephelerinde de büyük bir gedik açılmış oldu.
Steven Spielberg’in yeni filmi “Saving Private Ryan” (Er Ryan’ı Kurtarmak) da işte tam buradan başlıyor. Yüzlerce asker kendilerini taşıyan gemilerden Normandiya sahillerine doğru ilerlerken tam bir gerilim ve korku içindeler. Kıyıya yaklaştıklarında önlerindeki kapının açılmasıyla birlikte cehennemle tanışıyorlar. Kıyıda mevzilenmiş Alman askerlerinin yaylım ateşine maruz kalan birçok Amerikan ve İngiliz askerleri daha karaya ayak basamadan ölüyorlar. Sonraki, yaklaşık 25 dakikalık bir bölümü, ise anlatmaya kelime yok. Birer açık hedef olarak kıyıya ulaşmaya çalışan askerlerin ölüm çığlıkları, patlamalar, kopan vücut uzuvları ve kalleşçe bir ölümün kanla karışık rahatsız edici kokusu. Seyretmiyorsunuz yaşıyorsunuz.
Bu çıkartma sonunda sağ kalan erlerden yedisine başlarında Yüzbaşı John Miller olmak üzere bir görev verilir. Ryan ailesinin 4 oğlunun 3’ü savaşta şehit olmuştur. Sağ kalan tek oğul James Ryan ise kayıptır. Amerikan ordusu Ryan ailesinin sağ kalan tek çocuğunu evine geri göndermek ister. Yüzbaşı John Miller’ın ve yedi adamının görevi işte bu “Er Ryan’ı” bulup evine göndermektir. Bir kişi için kendi hayatlarını tehlikeye atan bu sekiz kişi Alman cephesinin derinliklerine doğru ilerlerlerken bir yandan da neden bir insanın hayatı için sekiz kişinin feda edilebildiğini tartışırlar. Sonuçta onların da Er Ryan’ınki gibi bekleyen birer anneleri vardır.
“Er Ryan’ı Kurtarmak” bu eksen etrafında dönen ve “savaş” olgusunun nasıl gereksiz ve saçma sapan bir kıyım olduğunu üzerine basa basa gösteren, altını çizen ve hatta gözümüze sokan bir film. Kuşkusuz içerdiği şiddet yüzünden bazı seyirciler tarafından itici, vahşi ve çok kanlı bulunacaktır. Ama bu şiddet sahneleri kesinlikle bir “action” sever sinemasever için mesela bir “Cehennem Silahı 4”deki şiddet sahneleri gibi algılanmayacaktır. Spielberg filmin şiddetini savaşın gerçekten kötü birşey olduğunu, Vietnam’lılara karşı savaşan kahraman Rambo’lara bakarak anlamaya çalışmanın yanlış olduğunu vurguluyor adeta. “İşte savaş böyle birşey” diyor. Böyle birşeyin anlatıldığı bir filmi de elinizde patlamış mısırla seyredemezsiniz. Rahatsız olmalısınız, irkilmelisiniz ve barışı korumanın ne kadar önemli olduğunun farkına varmalısınız. “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin şiddet dolu sahnelerini böyle açıklamak gerekiyor. Bu şiddetin ortasından sadece bir tek, ailenin son hayatta kalan çocuğu Er Ryan’ı kurtarabiliyorsanız buna bile değerdir.
Ayrıca yönetmen yol boyunca sekiz askerin de psikolojilerine bakmayı ihmal etmiyor. Yüzbaşı Miller bildik bir savaş filmi kahramanı değildir mesela. Eskiden öğretmen olan bu adamın nasıl olup da böyle bir dehşetin içinde kaldığının ayrı bir dramı var. Evinden ve ailesinden uzak, bir kişi için düşmana doğru ilerleyen diğer şanssız erlerin de.
Filme karşı bazı izleyiciler “taraflı” kelimesini kullanabilirler belki. “Alman askerlerin de anneleri var” da denebilir. İşte savaş da böyle birşey zaten, taraf olmaya zorlar sizi. Taraf olmayan bir savaş filminin olması da zaten onu film değil yapsa yapsa savaşa katılmamış bir ülkeden çıkmış bir belgesel yapar zaten.
Bu arada filminde harika bir teknik kullanan Spielberg özellikle çarpışma sahnelerini “eksik kare” çekerek bu sahnelere büyük bir görsellik kazandırmış. Bütün o askerlerin ölümlerini de o kadar ayrıntılı ve insafsızca bir yakınlıkla gösteriyor ki irkilmemeniz elde değil. Bu sahneler hem çok görsel hem de can yakıcı. Tabi ki yönetmen, bu dev filmin oyuncu kadrosunda da seçici davranmış. Kuşkusuz Yüzbaşı John Miller rolünde “Forest Gump”dan çok farklı bir Tom Hanks seyrederken, Miller’ın çavuşu ve en yakın dostunu oynayan Tom Sizemore, diğer askerlerden Edward Burns ve uğruna birçok şeyin göze alındığı Ryan rolünde Matt Damon başta olmak üzere bütün oyuncular çok iyi. Zaten Spielberg, filmi senaryo sırasına göre çektiğinden dolayı oyuncuların motivasyon zorluğu gibi bir problemi kalmamış. Fazlasıyla doğal ve gerçekler. Eminim oynadıkları her sahnede –ertesi gün devamını oynayacakları için- kendilerini bir hayli kaptırmışlardır.
Steven Spielberg bütün o dinazor hikayelerinin ardından, “Schindler’in Listesi”nden bile daha cesur ve “gerçek” bir filmle çıktı karşımıza ve hepimizi şaşırttı. Bu seneki Oscar’lardan büyük bir kısmını alacağı neredeyse kesin. Bakalım insancıl öyküsüyle ve Jim Carrey’li “ Truman Show”la karşı karşıya girecekleri savaşta kim kazanacak.
Steven Spielberg’in yeni filmi “Saving Private Ryan” (Er Ryan’ı Kurtarmak) da işte tam buradan başlıyor. Yüzlerce asker kendilerini taşıyan gemilerden Normandiya sahillerine doğru ilerlerken tam bir gerilim ve korku içindeler. Kıyıya yaklaştıklarında önlerindeki kapının açılmasıyla birlikte cehennemle tanışıyorlar. Kıyıda mevzilenmiş Alman askerlerinin yaylım ateşine maruz kalan birçok Amerikan ve İngiliz askerleri daha karaya ayak basamadan ölüyorlar. Sonraki, yaklaşık 25 dakikalık bir bölümü, ise anlatmaya kelime yok. Birer açık hedef olarak kıyıya ulaşmaya çalışan askerlerin ölüm çığlıkları, patlamalar, kopan vücut uzuvları ve kalleşçe bir ölümün kanla karışık rahatsız edici kokusu. Seyretmiyorsunuz yaşıyorsunuz.
Bu çıkartma sonunda sağ kalan erlerden yedisine başlarında Yüzbaşı John Miller olmak üzere bir görev verilir. Ryan ailesinin 4 oğlunun 3’ü savaşta şehit olmuştur. Sağ kalan tek oğul James Ryan ise kayıptır. Amerikan ordusu Ryan ailesinin sağ kalan tek çocuğunu evine geri göndermek ister. Yüzbaşı John Miller’ın ve yedi adamının görevi işte bu “Er Ryan’ı” bulup evine göndermektir. Bir kişi için kendi hayatlarını tehlikeye atan bu sekiz kişi Alman cephesinin derinliklerine doğru ilerlerlerken bir yandan da neden bir insanın hayatı için sekiz kişinin feda edilebildiğini tartışırlar. Sonuçta onların da Er Ryan’ınki gibi bekleyen birer anneleri vardır.
“Er Ryan’ı Kurtarmak” bu eksen etrafında dönen ve “savaş” olgusunun nasıl gereksiz ve saçma sapan bir kıyım olduğunu üzerine basa basa gösteren, altını çizen ve hatta gözümüze sokan bir film. Kuşkusuz içerdiği şiddet yüzünden bazı seyirciler tarafından itici, vahşi ve çok kanlı bulunacaktır. Ama bu şiddet sahneleri kesinlikle bir “action” sever sinemasever için mesela bir “Cehennem Silahı 4”deki şiddet sahneleri gibi algılanmayacaktır. Spielberg filmin şiddetini savaşın gerçekten kötü birşey olduğunu, Vietnam’lılara karşı savaşan kahraman Rambo’lara bakarak anlamaya çalışmanın yanlış olduğunu vurguluyor adeta. “İşte savaş böyle birşey” diyor. Böyle birşeyin anlatıldığı bir filmi de elinizde patlamış mısırla seyredemezsiniz. Rahatsız olmalısınız, irkilmelisiniz ve barışı korumanın ne kadar önemli olduğunun farkına varmalısınız. “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin şiddet dolu sahnelerini böyle açıklamak gerekiyor. Bu şiddetin ortasından sadece bir tek, ailenin son hayatta kalan çocuğu Er Ryan’ı kurtarabiliyorsanız buna bile değerdir.
Ayrıca yönetmen yol boyunca sekiz askerin de psikolojilerine bakmayı ihmal etmiyor. Yüzbaşı Miller bildik bir savaş filmi kahramanı değildir mesela. Eskiden öğretmen olan bu adamın nasıl olup da böyle bir dehşetin içinde kaldığının ayrı bir dramı var. Evinden ve ailesinden uzak, bir kişi için düşmana doğru ilerleyen diğer şanssız erlerin de.
Filme karşı bazı izleyiciler “taraflı” kelimesini kullanabilirler belki. “Alman askerlerin de anneleri var” da denebilir. İşte savaş da böyle birşey zaten, taraf olmaya zorlar sizi. Taraf olmayan bir savaş filminin olması da zaten onu film değil yapsa yapsa savaşa katılmamış bir ülkeden çıkmış bir belgesel yapar zaten.
Bu arada filminde harika bir teknik kullanan Spielberg özellikle çarpışma sahnelerini “eksik kare” çekerek bu sahnelere büyük bir görsellik kazandırmış. Bütün o askerlerin ölümlerini de o kadar ayrıntılı ve insafsızca bir yakınlıkla gösteriyor ki irkilmemeniz elde değil. Bu sahneler hem çok görsel hem de can yakıcı. Tabi ki yönetmen, bu dev filmin oyuncu kadrosunda da seçici davranmış. Kuşkusuz Yüzbaşı John Miller rolünde “Forest Gump”dan çok farklı bir Tom Hanks seyrederken, Miller’ın çavuşu ve en yakın dostunu oynayan Tom Sizemore, diğer askerlerden Edward Burns ve uğruna birçok şeyin göze alındığı Ryan rolünde Matt Damon başta olmak üzere bütün oyuncular çok iyi. Zaten Spielberg, filmi senaryo sırasına göre çektiğinden dolayı oyuncuların motivasyon zorluğu gibi bir problemi kalmamış. Fazlasıyla doğal ve gerçekler. Eminim oynadıkları her sahnede –ertesi gün devamını oynayacakları için- kendilerini bir hayli kaptırmışlardır.
Steven Spielberg bütün o dinazor hikayelerinin ardından, “Schindler’in Listesi”nden bile daha cesur ve “gerçek” bir filmle çıktı karşımıza ve hepimizi şaşırttı. Bu seneki Oscar’lardan büyük bir kısmını alacağı neredeyse kesin. Bakalım insancıl öyküsüyle ve Jim Carrey’li “ Truman Show”la karşı karşıya girecekleri savaşta kim kazanacak.
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

İkinci Nefes
Kimseye zarar vermeden gitmek en iyisi.
Kimseye zarar vermeden gitmek en iyisi.








Seanslar
Fragman

