Melekler Şehri: Melekler de sever(miş)…
Burak Göral 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Nicholas Cage'i hiç böyle melek olarak düşünemezdik. "Melekler Şehri" parlak anlatımı ve popüler oyuncularıyla kimi hatalarına rağmen göz dolduruyor…
Hollywood usulü Wenders
Duygusal aşk dramlarının başarısı, anlattığı gibi yoğun bir aşkın yaşanabileceğine sizi inandırmasına bağlıdır. Siz henüz yaşamadıysanız da bir yerlerde karşınıza her an çıkabilecek bir aşk anlatılıyorsa eğer seyirci kendini daha fazla filme verir. Bu, özellikle büyük şehirlerde yaşayan kalbi boş her kadının da özlediği nitelikte bir aşksa o film o zaman iyi bir başlangıç yapmış sayılır.
“Melekler Şehri”nde Dr. Maggie Rice da iş hayatında başarılı bir cerrah, fazla romantik olmayan realist bir sevgiliye sahip tekdüze hayatını sürdüren güzel bir genç kadındır. Yaşayacağı aşk ise her kadının özenebileceği bir aşkdır. Kim bir melek tarafından sevilmek istenmez ki ? Üstelik bu melek onun uğruna sonsuz yaşamı terkedip, ölümlü bir insan olmayı bile göze almışsa.
Meleklerin genelde omuzlarımız üzerinde oturdukları söylenirdi bize çocukken. Bir omuzumuzda oturanı, yaptığımız iyilikleri, diğer omuzumuzda oturanı da kötülüklerimizi yazarmış. Alman yönetmen Wim Wenders’a göre de Wings of Desire filminde gösterdiği gibi melekler, yaşamın içinde olan, insanlar arasında dolaştıktan yüksek yerlerde duygularını ve gözlemlerini paylaşan mahluklardı.

City of Angels’ın (Melekler Şehri) çıkış noktası da burası. Brad Silberling’in filminde melekler şehirde insanlara görünmeden simsiyah takım elbiseleri içinde huşu içinde dolaşmaktadırlar. İnsanların kafa seslerini duyuyorlardır. Şehrin yüksek yerlerinden hayatı gözlüyorlardır ve ölüme gidenlere ellerini uzatıyorlardır. Kütüphanelerde dolaşırlar ve insanların okuduklarına kulak kabartırlar. Seth de onlardan biridir. Diğer meleklerden daha duygusal ve daha gözlemci bir yapıya sahip olan Seth insan olmaya özenmektedir.
Dr. Maggie Rice’ın bir ameliyatı sırasında hiç beklenmedik birşey olur ve hayati tehlikesi olmayan bir hasta Magiie’nin masasında kalır. Olay sırasında Seth de oradadır. Kadere inanmayan Maggie’nin hastasını kurtarmak için verdiği mücadeleden Seth çok etkilenir. Filmin bundan sonrası Seth’in Maggie’yi takip etmesi, dayanamayıp ona gözükmesi ve meleklikten de vazgeçip insan olmasını anlatıyor.


Estetik melodram
Oldukça parlak görüntülerle gerçekleştirilmiş film, bir defa gerçekten çok estetik. Yönetmen Silberling’in tercihi görsel efektleri mümkün olduğunca az ve gerektiği yerlerde kullanıp dünyanın belki de hayalgücünü en fazla zorlayan aşk hikayesini “doğal” kılmak. Sahneler arası yumuşak geçişler ve kaydırmalarla bu melekli aşk filmi öylesine kutsanmış ki filmin sakat taraflarını görmezlikten gelmek istiyorsunuz. Mesela eskiden melek olup insan olmayı seçmiş Messinger diye bir adamın gidip de Maggie’yi bulması böyle fantastik bir aşk filmi için bile fazlasıyla rastlantı. Seth’in insan olduktan sonra şehri terkeden Maggie’yi arayıp eliyle koymuş gibi bulmasına da biraz takılıyorsunuz. Ama bunların hiçbiri Seth’i oynayan Nicolas Cage’in hafif salak görünmesinden fazla rahatsız etmiyor sizi.

Cage’in sinema kişiliği ve görüntüsüne pek uymayan bir aşk hikayesinde falso vereceğini hiç düşünemezdim doğrusu. Oyuncunun daha önce rol aldığı David Lynch imzalı “Wild at Heart”, bir Mike Figgis filmi “Leaving Las Vegas” (Elveda Las Vegas) ve oynadığı son dönem action filmleri; “Face Off” (Yüzyüze), “The Rock” (Kaya) ve “Con Air”daki oyunculuklarıyla bayağı bir göz doldurmuştu. Şimdiden action film fanatikleri Cage’i en sevdikleri action kahramanlarının arasında saymaya başladılar bile. Ama oyuncu bu filmde üzgün ve de süzgün bir suratla ortalarda dolaşırken romantik filmlere pek yakışmadığını ispatlıyor. Oyuncu kendince değişik birşeyler denemeye çalışmış. Mesela mümkün olduğunca az göz kırpmaya çalıştığını yakın plan yüz çekimlerinden anlıyorsunuz. Yine de bence Nicolas Cage’in en iyi oynayacağı karakter tipi “kaybeden adam” tipidir. Zaten böyle bir karakteri yorumladığı “Elveda Las Vegas” ile de boşuna Oscar almadı.

Filmin asıl meleği ise şüphesiz Dr. Maggie Rice’ı oynayan Meg Ryan. Onun o sempatik yüzü ve çocuksu güzelliği rol aldığı her filme önyargılı bir sempatiyle bakmama sebep oluyor. Bu filmde daha önceki filmlerden farklı olarak melodram denebilecek bir aşk hikayesini denemiş Meg Ryan. Her zamanki oyunculuğunu göstermiş. Çok ilginçtir ki Meg Ryan’dan da istenen ve beklenen de zaten budur. Ne bir eksik ne de bir fazla. O yüzden neredeyse kendi “genre”ını oluşturmuş bir oyuncudur kendisi: “Bir Meg Ryan filmi”.
Ama “Melekler Şehri” ne yazık ki bir Meg Ryan filmi değil. Belki olsa daha iyi olurdu. O yüzden film, bazı yerlerde yönünü şaşırıyor. Zaman zaman komediye dönüyor, zaman zaman melodram oluyor. Nicolas Cage rolüne yakışmış olsaydı bunlar gözümüze gene batmazdı. Ama öyle olmayınca Meg Ryan’ı ne kadar seversem seveyim, tam bir melodrama sürpriz finaliyle de dönüş yapan filme “çok güzeldi” diyemiyorum. Ama görüntüleriyle, özenli seçilmiş ve bestelenmiş müzikleriyle ve Meg Ryan’ıyla film, yine de “güzel”di.

Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Yedi
Her sokak kösesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve aksam hoşgörüyoruz. Hayır, artik olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek...
John Doe
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com