Derinlikte Dehşet: Deniz taşımacılığı adına korkutucu gelişmeler
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Dozunda oyunculuklar ama yersiz ve berbat espriler, mantık hatalarıyla dolu senaryosu, arada bir etkileyici sahneleri, bolca kullanılan ses ve görüntü efektlerinin korkutucu değil ama irkiltici bir felaket filmi var karşımızda.
Efsane bu ya Güney Çin Denizi’nin bir yerlerinde, derin sular altında ejderhalar yaşarmış. Tesadüf bu ya, Bermuda Şeytan Üçgeni örneği bu yöreye yolu düşen gemilerden bir daha hiç haber alınamazmış. Üstelik çevredeki volkanik adaların varlığı, mürettebat ve yolculara ne karada ne de denizde yaşama şansı tanımıyormuş. Gerçekliği bir yana, en azından senarist ve yönetmen Stephen Sommers’in böyle olmasını istediği hikayemizde bu sessiz gemilerin sır dolu akibetiyle hiç ilgilenmeyen, kırık dökük motoruyla sorgusuz sualsiz taşıdığı kargo ve yolculardan alacağı parayı düşünen hafif berduş ama kimseye de pabuç bırakmayan üstelik iyi kalpli bir kaptan varmış. Treat Williams adındaki bu aktör, pardon yani kaptan, fırtınalı bir günde Nuh’un Gemisi örneği doldurmuş yolcuları ve yüklerini. Motordaki Koreli ve beyaz Amerikalı mürettebata ilave olarak bir Kızılderili, iki İngiliz, iki beyaz ve bir afro Amerikalı, bir Maori, bir Afrikalı ve bir Avustralyalı yolcu binmiş ve “hedef” gösterdikleri limanı söylememişler.

Pusuda bekleyen özel efektler
Yükte ve pahada ağır kargolarını görünce bilet parası konusunda sorunları olmadığı anlaşılmış ama zaten adamların niyeti Titanik örneği lüks ve dev bir yolcu gemisine yetişmek değilmiş sadece. Senaryodaki deniz canavarından haberleri olmayan, olsa da ellerindeki son model otomatik silahlardan başka “canavar” tanımayan kötü adamlar, kaptanımız Williams ve teknisyeni Kevin J. O'Connor’I tehdit ederek gemiyi fethetmeye hazırlanmışlar. Ancak gemide kan izlerinden başka insana dair bir emare yokmuş. Meğerse, yeni avlar bekleyen canavarı yaratan Dream Quest adlı bir bilgisayar programı karanlık biryerlerde saklanıyormuş. Zengin yolcularıyla ünlü geminin kasasını soymaktan başka amaç yakıştıramadığımız ama yanlarında taşıdıkları torpillleri görünce haklarında bir kez daha düşündüğümüz kötü adamlar ve rehine iyi adamlara ek olarak karşımıza bir de eski Bond kızı Famke Janssen çıkmaz mı!

Taklitten öte!
Neyse, huylar ve niyetler farklı olsa da ortak yön olarak paradan başka bir şey düşünmeyen bu “rasyonel” topluluğumuz, ortalığı kana bulayan kişi ya da kişilere veya varlığını hiç hesap etmedikleri yaratığa karşı savaşmaya başlamışlar. Grotesk havalı, bol kanlı bu korku, gerilim, felaket karmaşası öykümüzün gerisi anlatılmaz. Ama rivayet bu ya, türünün neredeyse 60 yıl öncesinin yetersiz teknikleriyle yaratılan naif senaryolardaki gibi gelişen, tekrar ve taklitten bir adım öte gidemeyen öyküsünü etkileyici çekim ve kurgu tekniğiyle harmanlayan yönetmen Stephen Sommers, bu yolla iyi bir felaket filmi yaratacağını sanmış.

Karmaşa ortasında
Rivayetten gerçeğe dönersek Sommers cephesinde işlerin daha da kötüye gittiği bir gerçek. Esinlenmeyle başlayan niyetini adeta plan sekans çalmaya vardırmış. Toprağın yüzeyinde köstebek örneği gezinerek ortalığı kana bulayan solucan kılıklı dev yaratıklara karşı mücadele eden Kevin Bacon’ın rolaldığı, saat doldurmak için televizyon ekranlarımızda sık sık boygösteren Tremors’u hatırlamış. Sonra, Titanik yolcularının trajedisini hafızasında tazelemiş. Alien’ı örnek alarak bir gemi içinde kapana kısılan fanilerin yaratığa karşı mücadelesini beğenmiş. Son “Yaratık” macerası Alien: Resurrection’daki su basan gemi içindeki sualtında yüzme sahnelerini de hiç atlamamış. Sonunda ortaya çıkardığı Derinlikte Dehşet, büyük iddia ve paralarla ön plana sürülen görüntü efektlerinin bile tökezlediği, inandırıcılık yaratamadığı gerilimler eşliğinde hareket oluşturmaya çalışan bir film olmuş.

Taşımacılık sektörüne darbe
Titanik ile kurduğu ilinti ise bir başka adım atarak adeta bir “para tarikatı” müridlerine benzettiği, çeşitli ırklardan zengin insanların yeraldığı lüks yolcu gemisi olmuş. Bir de uzunluk konusundaki halüsinatif bir durum var tabii. Bir buçuk saatlik makul süresine rağmen izleyiciye saatler gibi gelen nafile aksiyon ve korku koşuşturmasıyla sürükleniyor film. Ensemizden hiç eksik olmayan yaratığın nefes sesleri eşliğindeki Alien gibi sofistike hiç değil. Buradaki canavarın doğurmak gibi bir amacı bile yok, sadece öldürmek, ortalığı kana bulamak ve bu etkiyle gişe hasılatını garantiye almak istiyor. Dozunda oyunculuklar, yersiz ve berbat espriler, mantık hatalarıyla dolu senaryosu, arada bir etkileyici sahneleri, bolca kullanılan ses ve görüntü efektlerinin korkutucu değil ama irkiltici etkinin azamide kullanıldığı bir “felaket”filmi var karşımızda. Anaconda gibi türünün örneklerindeki canavarları ve öyküleri mumla aratan filmin, bilinç ve bilinçaltı korkular konusunda bir uyarısı ya da iddiası bile yok. Film değil ama son dönem, Hız Tuzağı 2, Titanik gibi deniz felaketlerinden sonra bu filmi de sineye çeken ulaslararası deniz yolları taşımacılığının, felaket türünün yine kendi alanlarına kaydığı paranoyası ciddiye alınabilir.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Akıl Defteri
Hepimizin kendimizi hatırlamak için bir aynaya ihtiyacı var. Ben farklı değilim.
(Leonard Shelby)
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com