Evlilik Öpücüğü: 80'lerde nostaljik gezinti
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Kapanış jeneriğinden önce oğlumuz Sandler güzel kızımız Barrymoore'u tavlayabilecek mi ya da 80'lerin müziğini tanımlamak için Billy Idol gerekli mi, gibi elzem sorulara "evet" diyorsanız "Evlilik Öpücüğü"nü izleyin!
80'lerde nostaljik gezinti

Rubic küplerinin hala elden ele dolaştığı, Reagan Amerika’sındaki “yükselen değerler”le birlikte yuppie’lerin de sistemde kendilerine yer açtığı, ucube saç kesimlerinin doruğa tırmandığı, 70’leri bile aratan moda akımları, “yeni romantik” esintilerin ortalığa duygu saçmaya çalıştığı 1980’ler, sonunda romantik-komedi türüne sarmalanmış bir taşlama ve hatırlatma paketi olarak karşımızda: “Evlilik Öpücüğü”.

Keyifli bir yolculuk
Rahatlayın; anlattığı dönem kadar kavram ve moda karmaşasının hüküm sürdüğü filmin “ağır” bir niyeti yok. 70’li yılları belirleyen moda akımlarından şikayeti olanlara ibret olsun diye hazırlanmış adeta bir “80 dönemi popüler eğilimler turu” havasında kotarılan film, yaklaşık bir buçuk saatlik keyifli bir hiciv silsilesi. Dönem epey yakın ya, hatırlattıkları da pek tanıdık: Culture Club, Human Leage, Kajagoogoo, The Cure, Madonna ve müziklerinin hala revaçta olduğu, moda anlayışının ve materyalist düzenin aynen sürdüğü gözönüne alınırsa o zamandan bugüne değişen pek bir şey olmadığı ortada. Zaten filmin romantik-komedi cenahında olup bitenler de kızın oğlana rastladığı en eski ve bildik formülle çözümlenmiş. 80’lerle ilgili sayısız gönderme ise filmimizin komedi misyonunu üstlenmiş durumda. Dünyevi değerlerin baştacı edildiği dönemin alaycı bir eleştirisi ile duygusal bir romantik komedi filmi olma arasında epeyce bocaladığı görülen ve her ikisini de mübah bir şekilde absürd unsurlarla bsiraraya getiren Evlilik Öpücüğü, yönetmen Frank Coraci ve senarist Tim Herlihy’nin bakışıyla karakterler üzerine yoğunlaşmak yerine 80’leri belirleyen klişeler üzerinde gezinmeyi yeğliyor.
Filmin süprizlerinden birisi kuşkusuz iki başrol oyuncusunun tarzları dışında karakterlerde boygöstermesi. Romantik tiplemeler üzerinde pek de deneyim sahibi olmayan komedyen, şarkıcı, senarist ve aktör Adam Sandler ile “tehlikeli yeniyetme” rolleriyle tescilli Drew Barrymoore bu romantik çemberin içindeki esas oğlan ve kızı canlandırıyorlar. Düğünlerde şarkıcılık yaparak yaşımını kazanan eski rock şarkıcısı rolündeki Adam Sandler belki biraz fazla iç bayıltıcı, umutsuz bir romantik rolünde. Miami Wice’daki Don Johnson kılıklı uzatmalı yuppie nişanlısı ile evlenme hazırlığı yapan Drew Barrymoore ise sevimli gülümsemesini yüzünden eksik etmeyerek, düğün salonlarında garsonluk yapıyor. Filmin finalinde çiftleri buluşturuncaya kadar aynı dairenin içinde iç bıktırıcı dönüşler yapan öykünün aptalca niyetine fazla takılmazsanız işler aslında bayağı kolay. Yanlış insanlarla eşleşen ve evlenme planları suya düşen bu iki insan tanışıp arkadaş oluyorlar, bir dizi yanlış anlaşılmalar sonucu seyircinin en baştan anladığını gerçeği filmin sonunda anlayarak gerçek mutluluğu birbirlerinde buluyorlar. 80’lerin değil ama beyazperdenin varoluşu kadar eski bu klişeleri kullanarak biraz sert ama hala kolay akan, eğlenceli bir filme dönüştüren yönetmen Coraci bu ikinci uzun metrajlı filmine serpiştirdiği absürd unsurlarla klişe göndermeleri mübah kılıyor.

Mühim meseleler
Kapanış jeneriğinden önce oğlumuz Sandler güzel kızımız Barrymoore’u tavlayabilecek mi ya da 80’lerin müziğini tanımlamak için Billy Idol gerekli mi, gibi elzem sorulara “evet” diyorsanız , sarhoş bir sağdıcı canlandıran Steve Buscemi’nin düğün konuşmasını ve çatlak sesiyle şarkı söylediği bölümü de atlamayacağınız kesin. Düğün şarkıcımız Sandler’ın orkestra arkadaşlarından klavyeciyi canlandıran Alexis Arguette’un Boy George taklitiyle sahnede defalarca “Do You Realy Want to Hurt Me” şarkısını söylediği sahnelerin keyfini de çıkaracağınız belli. Rubic küpleri ve CD’ler gibi filmin başladığı 1985 yılında artık kanıksanmış eğilimler konusunda üç beş gaf yapan ama mafyöz kılıklı bir yuppie gibi alt göndermelerle eğlenen “Evlilik Öpücüğü”, müziklerle esprilerin eşanlamda ve eşzamanda ilerleyerek dinamizmin sağlandığı nostaljik bir gezinti. Dönemi hatırlayanların eğlencenin hakkını vereceği, yeni jenerasyonun bile payetli eldivenler ve banka memurluğu gibi konularda hevesinin kırılacağı hoş bir seyirlik. 80’ler gibi yapay ve zorlama bir heyecanla ama illede elinizden kayıp giden akıcı bir film, izleyin!

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Damadı Öpebilirsin
Artık olmadığım biri gibi yaşamak istemiyorum.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com