Kasap: Psikopat bir suç sanatçısı

Murat Erşahin 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Hulk" ve "Troya" filmleriyle yıldızlaşan Eric Bana'nın başrolde muhteşem bir performans sergilediği film dört yıl gecikmeyle sinemalarımızda. Yönetmen 'in, Martin Scorsese'den ve anti-kahramanı Travis Bickle'den oldukça fazla etkilendiği kesin. 'Kasap'ın sokakta insanların arasında yürüme sahnesi, "Taxi Driver"a bir selam duruşu niteliğinde.
Nedensiz suç işlemek…
Psikolojinin, kriminolojinin, sosyolojinin incelediği, edebiyatın ve doğal olarak sinemanın sıklıkla değindiği önemli temalardan biri. Yeni Zelanda doğumlu yönetmen Andrew Dominik de, ilk filmi olan “Kasap”da, Avustralyalı tetikçi, gaspçı, ressam ve best-seller yazarı psikopat bir katilin, nedensizce suç işleyen ‘kasap’ lakaplı Mark Brandon Read’in gerçek öyküsünü anlatıyor.
Filmi çekerken Dominik’in ilham kaynağı, ‘kasap’ın kendi yazdığı anıları ve yayınladığı kitapları olmuş. Dominik, polis kayıtlarından, mahkeme tutanaklarından, gazete haberlerinden ve ‘Kasap’ Read’i tanıyan mahkum, polis ve gardiyanlarla yapılmış söyleşilerden de yararlanmış. Filme adını veren Mark Brandon Read’in tuhaf bir hayat hikayesi var.
Melbourne’de uyuşturucu satıcılarını haraca kesen ‘kasap’, 16 yaşından itibaren hapse girip çıkmaya başlar. Hapishanede, tahliye olduğunda ‘dışarda’, sürekli suçluları öldürür ve yaralar. Kendi kendini ulusal bir kahraman haline getirir. Renkli hayal gücü ve kendine özgü mizah anlayışı sayesinde Avustralya’da kült bir figür haline gelir. Belki de Read’in ‘nedensizce’, sadece içgüdüleriyle işlediği suçların asıl nedeni aşırı dindar annesinin kiliseye gitmediği için onu akıl hastanesine kapatmış olması ve burada Read’e 6 ay içinde 60 kez elektroşok uygulanması. Belki de ‘belirli bir neden’ aramak yanlış. Asıl neden, yaşadığımız dünyanın tam ortasında. Sosyo-ekonomik düzen bozukluğu, kültürel farklılıklar ve vahşi kapitalizmin sonucu olan tüketim toplumunun bizzat yarattığı canavarlar.
İşin aslı, Dominik’in filmi herkes hakkında. Hastalıklı bir beynin işlediği suçların dışında, çevremizde yaşayan bir çok hastalıklı ve takıntılı insanın olası öyküsü ‘Kasap’. Sokaklarda her gün rastladığımız insanların, kenar mahallelerdeki bitirimlerin, kahvehanelerdeki ‘okey’cilerin, dev plazalardaki koltuklarında oturan çalışanların, çok uluslu şirketlerin yönetim kurulu başkan ve üyelerinin içinde var olan suç dürtüsü, belki de ‘Kasap’ınkinden farklı değil. Sosyo-ekonomik ve kültürel değişkenler ötesinde “Amerikan Sapığı”ndan bir farkı olmayan ‘Kasap Read’ karakteri, yaşadığımız tüketim toplumunun bir ferdi sadece, hepsi bu. Eski moda ve gayet ‘ham’ olsa da, kendi imalatı olan esprileri ve olaylara mizahi yaklaşımıyla Kasap, ‘önemli’ bir doğaçlama suç figürü olmayı gerçekten hak ediyor.
Filmin her karesinde yer alan doğal atmosfer ve Eric Bana’nın oyunculuk resitali sergilediği rolü, izleyicinin doğaçlama suç figürü Kasap’la ilişki, hatta empati kurmasını kolaylaştırıyor. Senaryonun belgesel tad ve kıvamda işlenişi, filmin etkileyiciliğini ve akılda kalıcılığını sağlıyor. Ülkemizde yeşil dev “Hulk” ve son olarak “Troya” filminde ‘Prens Hector’ rolünde izlediğimiz, tüm izleyicilerin ve eleştirmenlerin ‘çok iyi bir oyuncu olduğu’ konusunda fikir birliğine vardıkları Eric Bana, kendisine uluslararası ün kazandıran 2000 yapımlı “Kasap”da ışıl ışıl parlıyor.
Bana, şu ana dek 9 kitap yayınlamış, resim sergisi açıp tüm resimleri satılmış, ayrıca çocuklar için hikayeler de yazan ‘Kasap’ Mark Brandon Read ile iki gün birlikte yaşamış. Read’in fazla kilolu görüntüsüne kavuşmak için bir ay boyunca sürekli fast-food ve abur cubur yiyip kilo almış. Kasap Read de, kendini canlandıran Eric Bana’nın oldukça başarılı olduğu fikrinde. Alman bir anne ve Hırvat bir babanın Avustralya doğumlu çocuğu olan 34 yaşındaki Bana’nın ilk çıkışı 93 yılında izlenme rekorları kıran ‘Full Frontal’ adlı TV programı. Yakında, Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği “Vengeance”da başrol oynayacak Bana’nın “Kasap”taki performansına özellikle dikkat edin. Belki de beyazperde de bugüne dek nadiren rastlanan, en az “Taxi Driver”ın arızalı kahramanı Travis Bickle (Robert DeNiro) benzeri bir oyunculuk tadı bu. Zaten yönetmenin, Martin Scorsese’den ve anti-kahramanı Travis Bickle’den oldukça fazla etkilendiği kesin. ‘Kasap’ın sokakta insanların arasında yürüme sahnesi, “Taxi Driver”a bir selam duruşu niteliğinde.
‘Beethoven’ı da eleştirdiler. Şimdi onları hatırlayan var mı? ’ diye soran ‘kasap’, ‘Ben normal bir herifim’ diyor filmin bir yerinde ve ekliyor, ‘Biraz işkenceden hoşlanan normal bir herif. Her zaman iyi bir adam olduğumu düşünmüşümdür’. Gerilimi her sahnede yüksek tutan kara mizah yüklü bir suç filmi çekmek, bunu gayet alçak sesle yapmak, unutulmaz derecede özenli sahneler yaratmak ve akılda kalıcı bir filme imza atmak kolay iş değil. Dört yıllık bir gecikmeyle de olsa izleme şansı bulduğumuz “Kasap”ın arızalı karakteri, ‘psikopat’ yerine ‘sosyopat’ olarak da adlandırılabilecek ‘Mark Read’ ve yönetmen Andrew Dominik ile mutlaka tanışın. Küçük fakat o derecede sıcak, samimi ve önemli bir film çeken Dominik ve ‘Kasap’ı sinemanın unutamayacağı bir gerçeklikle canlandıran Eric Bana’ya özellikle dikkat.
Psikolojinin, kriminolojinin, sosyolojinin incelediği, edebiyatın ve doğal olarak sinemanın sıklıkla değindiği önemli temalardan biri. Yeni Zelanda doğumlu yönetmen Andrew Dominik de, ilk filmi olan “Kasap”da, Avustralyalı tetikçi, gaspçı, ressam ve best-seller yazarı psikopat bir katilin, nedensizce suç işleyen ‘kasap’ lakaplı Mark Brandon Read’in gerçek öyküsünü anlatıyor.
Filmi çekerken Dominik’in ilham kaynağı, ‘kasap’ın kendi yazdığı anıları ve yayınladığı kitapları olmuş. Dominik, polis kayıtlarından, mahkeme tutanaklarından, gazete haberlerinden ve ‘Kasap’ Read’i tanıyan mahkum, polis ve gardiyanlarla yapılmış söyleşilerden de yararlanmış. Filme adını veren Mark Brandon Read’in tuhaf bir hayat hikayesi var.
Melbourne’de uyuşturucu satıcılarını haraca kesen ‘kasap’, 16 yaşından itibaren hapse girip çıkmaya başlar. Hapishanede, tahliye olduğunda ‘dışarda’, sürekli suçluları öldürür ve yaralar. Kendi kendini ulusal bir kahraman haline getirir. Renkli hayal gücü ve kendine özgü mizah anlayışı sayesinde Avustralya’da kült bir figür haline gelir. Belki de Read’in ‘nedensizce’, sadece içgüdüleriyle işlediği suçların asıl nedeni aşırı dindar annesinin kiliseye gitmediği için onu akıl hastanesine kapatmış olması ve burada Read’e 6 ay içinde 60 kez elektroşok uygulanması. Belki de ‘belirli bir neden’ aramak yanlış. Asıl neden, yaşadığımız dünyanın tam ortasında. Sosyo-ekonomik düzen bozukluğu, kültürel farklılıklar ve vahşi kapitalizmin sonucu olan tüketim toplumunun bizzat yarattığı canavarlar.
İşin aslı, Dominik’in filmi herkes hakkında. Hastalıklı bir beynin işlediği suçların dışında, çevremizde yaşayan bir çok hastalıklı ve takıntılı insanın olası öyküsü ‘Kasap’. Sokaklarda her gün rastladığımız insanların, kenar mahallelerdeki bitirimlerin, kahvehanelerdeki ‘okey’cilerin, dev plazalardaki koltuklarında oturan çalışanların, çok uluslu şirketlerin yönetim kurulu başkan ve üyelerinin içinde var olan suç dürtüsü, belki de ‘Kasap’ınkinden farklı değil. Sosyo-ekonomik ve kültürel değişkenler ötesinde “Amerikan Sapığı”ndan bir farkı olmayan ‘Kasap Read’ karakteri, yaşadığımız tüketim toplumunun bir ferdi sadece, hepsi bu. Eski moda ve gayet ‘ham’ olsa da, kendi imalatı olan esprileri ve olaylara mizahi yaklaşımıyla Kasap, ‘önemli’ bir doğaçlama suç figürü olmayı gerçekten hak ediyor.
Filmin her karesinde yer alan doğal atmosfer ve Eric Bana’nın oyunculuk resitali sergilediği rolü, izleyicinin doğaçlama suç figürü Kasap’la ilişki, hatta empati kurmasını kolaylaştırıyor. Senaryonun belgesel tad ve kıvamda işlenişi, filmin etkileyiciliğini ve akılda kalıcılığını sağlıyor. Ülkemizde yeşil dev “Hulk” ve son olarak “Troya” filminde ‘Prens Hector’ rolünde izlediğimiz, tüm izleyicilerin ve eleştirmenlerin ‘çok iyi bir oyuncu olduğu’ konusunda fikir birliğine vardıkları Eric Bana, kendisine uluslararası ün kazandıran 2000 yapımlı “Kasap”da ışıl ışıl parlıyor.
Bana, şu ana dek 9 kitap yayınlamış, resim sergisi açıp tüm resimleri satılmış, ayrıca çocuklar için hikayeler de yazan ‘Kasap’ Mark Brandon Read ile iki gün birlikte yaşamış. Read’in fazla kilolu görüntüsüne kavuşmak için bir ay boyunca sürekli fast-food ve abur cubur yiyip kilo almış. Kasap Read de, kendini canlandıran Eric Bana’nın oldukça başarılı olduğu fikrinde. Alman bir anne ve Hırvat bir babanın Avustralya doğumlu çocuğu olan 34 yaşındaki Bana’nın ilk çıkışı 93 yılında izlenme rekorları kıran ‘Full Frontal’ adlı TV programı. Yakında, Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği “Vengeance”da başrol oynayacak Bana’nın “Kasap”taki performansına özellikle dikkat edin. Belki de beyazperde de bugüne dek nadiren rastlanan, en az “Taxi Driver”ın arızalı kahramanı Travis Bickle (Robert DeNiro) benzeri bir oyunculuk tadı bu. Zaten yönetmenin, Martin Scorsese’den ve anti-kahramanı Travis Bickle’den oldukça fazla etkilendiği kesin. ‘Kasap’ın sokakta insanların arasında yürüme sahnesi, “Taxi Driver”a bir selam duruşu niteliğinde.
‘Beethoven’ı da eleştirdiler. Şimdi onları hatırlayan var mı? ’ diye soran ‘kasap’, ‘Ben normal bir herifim’ diyor filmin bir yerinde ve ekliyor, ‘Biraz işkenceden hoşlanan normal bir herif. Her zaman iyi bir adam olduğumu düşünmüşümdür’. Gerilimi her sahnede yüksek tutan kara mizah yüklü bir suç filmi çekmek, bunu gayet alçak sesle yapmak, unutulmaz derecede özenli sahneler yaratmak ve akılda kalıcı bir filme imza atmak kolay iş değil. Dört yıllık bir gecikmeyle de olsa izleme şansı bulduğumuz “Kasap”ın arızalı karakteri, ‘psikopat’ yerine ‘sosyopat’ olarak da adlandırılabilecek ‘Mark Read’ ve yönetmen Andrew Dominik ile mutlaka tanışın. Küçük fakat o derecede sıcak, samimi ve önemli bir film çeken Dominik ve ‘Kasap’ı sinemanın unutamayacağı bir gerçeklikle canlandıran Eric Bana’ya özellikle dikkat.
Henüz kimse yorum yapmamış.



Hidalgo (5 Eylül 2008 21:00 Kanal 1)
Viggo Mortensen, Zuleikha Robinson, Omar Sharif ve Louise Lombard'ın oynadığı Hidalgo adlı aksiyon filmi bu akşam 21:00'da Kanal 1 ekranlarında...
Viggo Mortensen, Zuleikha Robinson, Omar Sharif ve Louise Lombard'ın oynadığı Hidalgo adlı aksiyon filmi bu akşam 21:00'da Kanal 1 ekranlarında...

Şeytan'ın Avukatı
Kibir, benim en gözde günahımdır. John Milton
Kibir, benim en gözde günahımdır. John Milton






Seanslar
Fragman
