Ölümcül Oyunlar: keskin bir uyarı
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
En önemlisi Haneke, pasif karakterlerin masumiyetini sorguluyor. Şiddetin tüketilemeyeceği üzerine bir başyapıt olan filmi kaçırmayın!

Şiddet üzerine önemli ve keskin bir uyarı

Avusturya’lı Michael Haneke, özellikle aile içinde ve etrafında gelişen şiddete olan takıntısıyla bilinen önemli ve özgün bir sinemacı. “The Seventh Continent”, “Benny’s Video” ve “71 Fragments of a Chronology of Chance” üçlemesiyle kahramanlarından şiddet ve ölümün kaçınılmaz sonunu “esirgemeyen” Haneke, sıradan yaşamlara getirdiği radikal veya aslında gerçekçi ve acımasız bakışıyla tanınıyor.

Gerilim filmlerinin klasik şablonu üzerine oturttuğu kahramanları, bu klişelerin kolay izlenimine olanak veren diğer örneklerde olduğu gibi mutlu sona ulaşamıyorlar. Zaten Haneke, klasik anlamdaki iyi ya da kötü kavramları üzerine bir şey söylemek istemiyor. Bilinen tarzda bir saldırgan ya da mağdur tarafın varlığıyla da ilgilenmiyor. Esas ilgilendiği, o anda yaşanan şiddeti kimin yönettiği, oyunun kurallarını kimin koyduğu ve oyunun nasıl oynandığı. Haneke’nin şiddet olaylarıyla büyüyen geriliminin sonunda “kalan sağlar bizimdir” gibi bir rahatlama ise hiç söz konusu değil. Çağdaş yaşamı belirleyen televizyon, oyun, müzik, kitap gibi “medeni” keyiflerin geldiği aynı kaynaktan ulaşıyor şiddet, cinayet ve terör de.

Mızıkçılık yok!
Sistemin şırınga ettiği bilgi kodlamalarıyla oluşan günlük ve sıradan kaygıları yaşayan bir burjuvanın önüne koyuyor tüm zaaflarını ve bedelini ödemekten kaçmasına izin vermiyor. Materyalist bir dünyanın parçası olmak adına “farkında olmadan” gösterdiği bu uyumun çok havada kalan bir güvenlik sağladığını bilen ve teknolojinin yardımıyla kendini garanti altına alan pasif bireyin acizliği ise Haneke’nin vurgulamak istediği en önemli noktalardan birisi. Medya ile her türlü iletişimi sağladığını düşenen insanoğluna hep tanık olduğu, kendince önlemini aldığı ama asla kendi başına gelmesini beklemediği şiddetin alasını sunuyor. Yani, hem oyunu kurallarına göre oynadığınızı düşünüp hem de sıra size geldiğinde mızıkçılık etmek yok!

Çevreyi tanıyalım…
“Ölümcül Oyunlar” da yönetmenin tipik medyatik dünyaya bakış açısından doğan uyarıcı, kıyıcı ve özgün bir film. Senaryosunu da yazdığı filmin açılış jeneriğiyle birlikte, arabalarının arkasına bağlı tekne ile yazlık evlerine giden bir çocuklu ailenin keyifli yolculuklarını gösteriyor Haneke ve oyuncularını tanıtıyor. Mahler’in klasik müzik notalarının barışçıl ortamında araba kullanan kocayı canlandıran Ulrich Mühe’yi, sevecen eş rolündeki Susanne Lothar’ı ve çiftin küçük oğlunu izliyoruz. Uzun araba yolculuğunun sıkıntısını birbirlerine klasik müzik parçalarını dinleterek tahmin oyunu oynayan mutlu çifti tanıtan bu klasik sahneler sürerken bir anda müzik patlıyor ve John Zorn’un notalarıyla uyarılıyoruz. Ardından yine huzurlu Mahler tınıları, tanıdık komşuların güvenli sıcaklığına ve güzel tatil evine varış. Heyecanlı bir maçı garantileyen golf sopaları, cep telefonu, sevimli bir köpek, ev ve araziye girişi engelleyen parmaklıklar ile otomatik demir kapı bu küçük ve güvenli dünyanın “keyfi” gerekleri olarak etrafımızı sarıveriyor.

Oyunun kuralları değişiyor
Derken, komşularının misafiri olan iki temiz yüzlü gencin “masum” bir istekle kapıyı çalmaları ve olayların başlangıcı. O andan itibaren klişe bir gerilim filminin kalıplarında ilerleyen ama dakikalar uzadıkça farklı bir boyuta ulaşan psikolojik gerilimin farkına varmaya başlıyoruz; oyun çoktan başlamış! İlk gerilim anından itibaren seyirciyi kahramanlarla birlikte yavaş yavaş oyuna dahil eden Haneke, tragedyadaki koro örneğini kullanarak izleyicinin “sağduyusuna” sesleniyor ve usta kamera hareketiyle tamamlanan repliklerle belli etmeden sürdürdüğü bu tavrını ilerleyen dakikalarda iyice su yüzüne çıkarıyor. Film ilerledikçe psikolojik gerilim oyununun bildik kurallarına yatkın izleyici, kurtulma fırsatlarını ıskalıyor. Alıştığı dış yardımın geleceği umudunun yarattığı iyimserliğin naif beklentisi ise kuşkusuz Haneke’nin izleyicinin güvenlik duygusuna ve olaylara sıradan bakışına getirdiği önemli bir uyarı.

Şiddet aramızda…
Haraket anında başka planlar üzerinde konuşmalar ve efektler kullanarak, kahramanların aldığı darbe sonrası durumlarını görüntüleyerek şiddeti doğrudan göstermemeyi tercih ediyor Haneke ve bu tavrıyla bile gerilimi sağlamayı başarıyor. Özellikle hiç bir aksiyon öğesi kullanmadan kotardığı gerginlik ve asap bozucu atmosferin hüküm sürdüğü uzun mutfak sahnesi takdir bekleyen bölümler arasında. Rafine bir senaryo ile gerçek bir psikolojik gerilim yaratma konusunda nelere kadir olabileceğini anlıyoruz.
“Ölümcül Oyunlar” tüm zeki ve kıvrak adımların keyfine rağmen, izlenmesi hiç de kolay olmayan bir film. Öncelikle izleyiciyinin tanıklığını değil, kendisiyle yüzleşmesini bekliyor. Festivallerin gözdesi Haneke’nin 1997 Altın Palmiye adayı bu filmi, son dönem sinemasındaki genel eğilimin aksine şiddetin tüketilemeyeceğini ve terörün süreceğini gözler önüne sürüyor. En önemlisi, pasif karakterlerin masumiyetini sorgulayan “Ölümcül Oyunlar” kesinlikle izlenilmesi gereken bir film olarak sezonun en önemli seyirliklerinden. Bir oyun kadar masum, oynayanlar kadar gerçek ve acımasız, kaçırmayın

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Manolya
Bu hayatta önemli olan ne umduğunuz ya da ne hakettiginiz değil - önemli olan ne aldığınız...
Frank T. J. Mackey

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com