Kayıt
Düzenbaz: Folk müziği gibi akıcı ve tekrarla dolu
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Batı dünyasının televizyon ekranlarında "Düzenbaz" gibi öyküsünü kazasız belasız anlatmayı beceren sayısız filmin seyirciye ulaştığı gerçeği malumunuz. Yeni bir tanesine gerek var mı, tartışılır.

Folk müziği gibi akıcı ve tekrarla dolu

Alçakgönüllü ve gösterişsiz, öyküsünü ve niyetini iddiasızca anlatan, sakin bir pazar gününü tamamlamak için seçilebilecek, izlenimi rahat ve kolay bir film. Ahlaki kaygıları sorgulama misyonundan uzak, üstelik yeni herhangi bir şeyi değişik bir yolla anlatma derdi de yok Kamera arkasının en zorlu işlerinden, yani çekirdekten yetişen Jack Green günümüz Hollywood’unun en gözde ve başarılı görüntü yönetmenlerinden birisi. Bill Paxton ile yakınlaştığı “Hortum/Twister” ve “Mutlak Güç/Absolute Power”, “Affedilmeyen/Unforgiven” gibi sayısız Clint Eastwood filmleri kariyerinin önde gelen çalışmaları arasında. Bu başarıların sağladığı krediyle artık kendi yönettiği bir filmi görüntülemek isteyen Jack Green, Bill Paxton’un yapımcılığıyla “Düzenbaz”a soyunuyor. Yıllardır ikinci derecede rollerle sinema arenasında varlığını göstermeye çalışan Bill Paxton ise “Hortum” ile gelen şan ve şöhretin yardımıyla, sadece kendisinin sürükleyebileceği bir filmin başrolünde nihayet. Böylece, her iki ismin de kendilerine ait bir film edinme isteğiyle biraraya geldiği “Düzenbaz”ın varlık nedenini tahmin etmek zor olmuyor.

Entrika başlıyor ama….
Ancak Jack Green gibi filminin ilk anlarından itibaren yaprakların kokusunu, bahar güneşinin tembel ışıltısını hissettirebilen başarılı bir görüntü yönetmeninin, illa da yeni bir şey anlatmama niyetinin çok ötesindeki bu sıradan senaryoya neden soyunduğunu anlamak pek olası değil. Bu niyette “Bağımsız” hareketinin izdüşümünde mütevazi ama derin bir öykü kotarma sevdasının rol aldığı düşünülebilir. Jim McGlynn’in senaryosuyla yola çıkan Green, ABD’nin güneyinde gezginci bir geleneğin parçası olan ‹rlanda kökenli Amerikalı çingenelerin yaşamına odaklıyor kamerasını. Ranny Travis’in seslendirdiği “King of The Road” adlı parçayla başlayan filmimizde Amerikan folk müziğinin ritmleri eşliğinde tanıyoruz başrol kahramanı Bill Paxton’ı.
Kahramanların köhne barlarda bira içip, ucuz motel odalarında konaklamalarına karşın bu bir yol filmi değil. Ayrıca, çalıp çırparak ve Paxton’ın canlandırdığı karakterle gördüğümüz kadarıyla da küçük çapta sahtekarlıklarla yaşamını sürdüren bu insanların “Çingeneler Zamanı” gibi etnik manzaralarıyla da karşılaşmıyoruz. Sadece dış aleme kapadıkları kendi dünyalarında yaşayarak, evlilik ilişkileri de dahil olmak üzere kimseyi içlerine almadıklarını anlıyoruz. Zengin bir klan görüntüsü vermedikleri halde, son model Amerikan arabaları ve giyimleriyle kapitalist sistemin tipik üyelerinden pek farklı görünmüyorlar. Sürekli parlattığı kamyonetiyle dolaşarak tamir işleri yaptığını iddia eden ve zift yerine ucuz boya, çimento yerine terkos suyu kullanarak saf insanları kandıran Paxton, canlandırdığı bu karakterde sevimli bir kurnaz dolandırıcıdan ziyade, sıradan bir sevimli adam izlenimi veriyor. En “büyük” numarası olan karavan alım satımındaki hileleri bile onu baştan çıkarıcı bir dolandırıcı gibi göstermekten uzak. Bu nedenle, dürüst bir yaşam ile gezginciliğin hafif “tehlikeli” ve maceraperest ruhu arasında seçim yapmak zorunda kalması, biz seyirciler için farklı bir değişim gibi görünmüyor.

Mütevazi ve basit aldatmacalar
Yıllar önce evlenmek üzere klandan ayrılan ve bu yüzden afaroz edilen babasının ölümünden sonra aileye katılmak üzere dönen genç Mark Wahlberg’ü de kanatları altına alarak yollara düşen Paxton’ın maceraları, senaryonun elverdiğince mütevazi ve basit aldatmacalarla sürüyor. Zaten tüm bu hilelerin 70’lerin kült filmi “The Sting”deki zeki numaralarla pek ilgisi yok. Ancak başrol kahramanımızın aşık olmasıyla gelişen olaylarla, hilelerin de büyümesi gerekiyor. O ana kadar sakin tavrını bozmadan öyküsünü sağlam bir anlatımla yansıtan yönetmen Jack Green, bir büyük hile patlatıyor ama ne yazık ki hemen ardından filmin son yirmi dakikasına şiddet getiriyor. Artık günümüz yapımlarının “kaçınılmaz” ögesi haline gelen şiddet, genel anlatıma hiç uymayan bir gelişmeyle sona ekleniyor ve kahramanımızın ona buna kakalamaya çalıştığı sahte yapıştırıcılar gibi finali filmin bütününe eklemekte yetersiz kalıyor. Bu niyetten ancak, kazançlarından yüzde verdikleri “aşiret reisi”nin varlık nedenini anlıyoruz ki, buna hiç gerek olmadığını düşünüyoruz.

Bir Amerikan türküsü adeta
Orijinal adıyla “Traveller” yani “gezgin” ya da “seyyah”, atmosfer yaratmakta son derece başarılı Jack Green’nin fazla etnik detay vermeden bir kaç “sevimli” düzenbazın öyküsünü anlatan bir film olarak özetlenebilir. Özellikle yaşlı sahtekar rolündeki James Gammon ve öykümüzün kadını Julianna Margulies’in inandırıcı performanslarıyla yükselen bir yapım. Bir zamanlar rock grubu üyesi olan Bill Paxton’un filmin müziklerinin de prodüktörlüğünü yaptığını belirtelim. Film ise, folk müziği gibi sağlam bir aranjmanın üstüne kurulu, risk almadan bildiği gibi samimi bir dille derdini anlatan, farklı parçalar bile olsa bir kaç kez dinlendiğinde tekrar duygusunun yakanıza yapıştığı bir Amerikan türküsü adeta.

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Dante 01
Dante 01
5.8/10
TV'de bugün
Görev (8 Eylül 2008 21:00 Tv8)
Robert De Niro, Jeremy Irons, Ray McAnally ve Aidan Quinn'in oynadığı Görev (The Mission) adlı film bu akşam 21:00'da Tv8 ekranlarında...
Replik
Deja Vu
Bir erkek hiç bir zaman alkol, tütün ve silaha hayır demez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com