Bean: Fasulyeden bir İngiliz'in maceraları
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Acımasızca ve sürekli kendilerini eleştirerek kara mizahın dozunu belirleyen İngiliz anlayışının bir yansıması olan "Bean", saflık ve iyi niyetin yol açtığı sarsak durumlarla çoğalan bir durum komedisi.
“Sevgili bay ve bayan Bill Clinton. Hollywood’a geldiğimde o güzel beyaz evinizde kalabilir miyim acaba, diye sormak için bu mektubu yazıyorum. Biliyorum ki siz Washington D.C’de yaşıyorsunuz ve burası Hollywood’a pek uzak ama meşhur helikopterlerinizden ya da sözünü pek etmediğiniz ama benim bildiğim zaman makinelerinizden birisini gönderirseniz, ziyaret için size zaman ayarlayabilirim. Abartmıyorum değil mi?Çok düzenli bir adamım. Her gece dişlerimi fırçalar, ayaklarımı yıkarım ve halılarınızı kirletmem. Pentagon’da yaşayan kurtçukların ürettiği ipeklerden yapılmış çarşaflarınıza kusmayacağımı da garanti ediyorum. Yiyecek konusunda endişe etmeyin. Kendi sandviçlerimi ve gerekirse fırınımı getirebilirim. ‹ngiliz yemeklerinin tatsızlığı bir yana sizin de pek damak sahibi olmadığınızı duydum ama buna inanamıyorum. Acele cevabınızı bekler, selamlar ederim. Sadık uşağınız Bean. Tanrı ABD’yi korusun!

Not: Washinton D.C’nin sonundaki bu D.C. ne anlama geliyor? Acaba Diet Cola mı demek? Notun notu: Saksafon çalarken çektirdiğim bir resmimi gönderiyoıum, belki orada birlikte çalmak şerefine nail olurum, ne dersiniz? Notların notu: Dedikoduları duydum ve bir erkek olarak karınızı aldatmanız gücüme gidiyor, hani söylemesi. Sonuncu not: Eşcinsel haklarına sahip çıkmamanız bir garez olabilir mi?Notların en sonuncusu: ‹ki sarışın arasındaki kumrala ne denir, biliyor musunuz? Herşeyin sonu: Kraliçemizin her gece ayak parmaklarını emdiğini biliyor muydunuz, sakın ona benden duyduğunuzu söylemeyin, teşekkürler...”

İngiliz malı
Cüretinin, haddinin ve cehaletinin sınırlarını bilmeyen ve bilmeden(!) herkesi alaya alan, dünya işlerine bir de fasulye sırığının tepesinden sallanarak bakan, üstelik de habire tepeden aşağıdüşen bir kahraman düşünün. İngiliz mizahının en önemli örneklerinden biri olan Bean’in notları böyle uzayıp gidebilir ve İngiltere’de doğan, Avrupa’da da büyük ilgi gören kahramanımızın espri anlayışı hakkında daha çok fikir sahibi olabilirsiniz. Aktör Rowan Atkinson ile mesai arkadaşları Richard Curtis ile Robin Driscol’un televizyon dizisi için birlikte yarattıkları “Bay Bean” ya da kısaca Bean, pek ilgi gördüğü ‹ngiliz ekranlarından sonra beyazperdede .İki romantik komedi filmiyle adından söz ettiren aktör ve senarist Mel Smith’in yönetmenliğiyle beyazperdeye düşen “Bean”i tanımayanlar için hoş bir olanak bu.

TV dizisinden beyazperdeye
“Bean”nin yarım saatlik bölümlerde yayınlanan maceralarında pek diyaloğa gerek duyulmuyordu. Zaten Bean de konuşmaktan çok, davranışlarıyla kendini ifade eden bir kahraman. Konuştuğu zaman da homurtu ve mırıldanmadan derdinin anlaşılması pek mümkün olmuyor. Sessiz sinema geleneğinin bir uzantısı olarak yaratılan bu tipleme, günümüz komedisinin en sarsak ve baş belası kişiliği olarak tanımlanıyor. Stan Laurel’den daha masum, Oliver Hardy’den daha az akıllı bir tipleme bu. Yüzünü ve beden dilini kullanma tarzı ise daha sonraki dönem oyuncularına, Jerry Lewis ile Jim Carrey ekolüne tekabül ediyor. Bay Bean, beyazperde macerasında Holywood’a uzanıyor ve Amerikan sanatında önemli bir yer tutan bir tabloyu Londra’dan alıp, anavatına teslim ediyor. Çalıştığı “National Gallery”deki tablolara gözkulak olurken sandalye üzerinde uyuklayan, her iyi niyetli girişimi felaketle sonuçlanan işbilmez Bean’den kurtulmak isteyen patronlarının gayretiyle ortaya çıkan bu fasülyeden vazifeyle iyiniyetli kahramanımızın sonu gelmez talihsizlikleri başlıyor.

Atkinson’un enerjisi
“Dört Nikah ve Bir Cenaze”deki kekeleyen rahip rolüyle hatırlayacağımız aktör Rowan Atkinson, bu uzun metrajlı macerasında hiç yabancılık çekmiyor. Aynı manik depresif enerjisiyle yoluna devam eden Atkinson, ortadaki klişe öyküyü sürüklemeyi başarıyor. Amerikalıların “Dr. Bean” olarak adlandırdıkları kahramanımız “yürüyen felaket” olma figürünü sürdüredursun, filmi kalkındıracak dozda aksikliklere bulaşıyor. Evlerinde kaldığı galeri müdürü ve karısının yanısıra Burt Reynolds’un canlandırdığı generale de bela bulaştıran Bean, cehalet ile felaket arasındaki ilintiyi ispatlayan davranışlarıyla izleyiciyi güldürüyor.
Acımasızca ve sürekli kendilerini eleştirerek kara mizahın dozunu belirleyen İngiliz anlayışının bir yansıması olan “Bean”in saflık ve iyi niyetin yol açtığı sarsak durumlarla çoğalan durum komedisi, beyazperdede de meraklısını tatmin ediyor. Ortada doğru dürüst bir konu yokmuş, esprilerde pek yerini bulmuyormuş kim aldırır! Düştüğü kötü durumlardan kurtarmak için çırpınırken daha da batağa saplanan bir kahramanın keyifli skeçleri beklentileri karşılamaya yetiyor. Gerçi Amerikan esprisine bulaşmış ama hala bir İngiliz fasulyesi kadar özgün ve kendi halinde.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti
Hiçbirinizin beni kurtarma sebebi beni özlemesi değil mi yani?
Jack Sparrow
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com