Kayıt
Dalgın Profesör: Robin ile evde tek başına !
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Aslında Disney'in bu uçuşan kauçukları neden biraz da kendisi için kullanmadığı da ayrı merak konusu. Büyüse de boyunun potaya erişemeyeceğini ve uçan arabada gezinemeyeceğini henüz bilmeyen küçükler için ideal bir buluş olabilir.

Robin ile evde tek başına!

Ayaklarım beni, -onları havalandıracak uçucu kaçıcı bir madde henüz bulunmadığından-, Dalgın Profesör filmine sürüklüyor. Ciddi bir niyetim yok; evde tek başıma kalmak yerine, şöyle biraz hafiflemek istiyorum. Tüm amacım, son günlerde Tibet yaylalarında bir yere varmayan fani gezintiler ve Çin adliye koridorlarındaki zoraki turlamalar sonucu hafif yorulan aklıma biraz bayram yaptırıp, tatile çıkarmak. Tatilimin, salon ışıklarının sönmesinden de önce, bilet alma aşamasında başladığını yerime otururken anlıyorum. Meğerse, aklının tüm hücrelerini benim gibi gezintiye çıkarmak isteyen güruh nedeniyle kafası karışan bilet satış görevlisinin dalgınlığı, yer gösteren gence de sıçramış. Tüm ciddiyetiyle koltuk numaramı kontrol ediyor ve yaşı hürmet gerektiren bir hanımın kucağını gösteriyor oturmam için. Patırtı çıkarmıyorum ama fizik ve kimya kurallarıyla ilgili kısa bir söylev çekmekten de kendimi alamıyorum. Filmi benden önce izlediği için fen bilgisine pek takılmayan görevli yine de sorunumu hallediyor.

Disney’den her yaş için
Nüfus belgesinde yazılanı değil, akıl ile ruh yaşını hedefleyen ve dolayısıyla büyüklere hitabettiği bilinen Disney mamülü bu yapımın tam bana göre olduğunu düşünmemem için hala bir neden yok. Son yıllarda icat fukarası olan Hollywood’un eski popüler filmleri yeniden makaraya alma hevesinin bir ürünü olan bu film, 1961 yılında büyük hasılat yapan Dalgın Profesör/Absent Minded Professor’ın yeniden çekimi olduğu için konunun yabancısı da değilim. Filmin başkahramanı olan adam pek dalgın, üstelik profesör, hani bir anlamda dahi. Ancak zihni bilim ile o denli meşgul ki, pratik yaşamda bocalıyor. Kahvaltısı hazırlayacak robotları var, yani angaryaları bu denli aşmış bir mucit. Ama kahve fincanını dudağına odaklayacak geometri bilgisinden yoksun. Kısaca ortada eğlendirici bir durum komedisi var. Üstelik bu kez dalgın profesör rolünü Robin Williams’a veren Disney, orijinaline ek olarak Uçan Kauçuk ya da İngilizce’den kısaltılmış adıyla Flubber gibi bir özel efekt harikası da vaadediyor.

Olaylar başlıyor
Etrafımdaki pop corn çıtırtılarının meditatif ritmiyle havaya girerek açılış jeneriğine dikkatimi veriyorum. O da ne, perdede birsürü formül uçuşuyor ve hepsi yanlış! Filme emeği geçen insanların isimlerini fizik ve kimya formüllerine benzeterek yazan tasarımcıların bu harikasını biraz geç idrak ediyorsam da, salonda çoğunluğu oluşturan okul çocuklarını yanlış bilgilendireceğini düşünerek fazla takdir etmiyorum. Derken, dalgınlığından iki kez kendi düğün törenini kaçıran profesör Robin Williams ile okul müdürü olan müstakbel eşi Marcia Gay Harden’ın üçüncü kez nikah kıyma çabaları başlıyor. Ancak uzun zamandır üzerinde çalıştığı buluşu nedeniyle yine düğün törenini atlayan profesörümüzün aşk hayatı tehlikeye giriyor. Bir de, profesörümüzün formüllerini ve sevgilisini çalma girişimlerini alenen icra eden yuppie kılıklı “kötü adam” Christopher McDonald var ortada. Bağışlarıyla okulu önce ihya sonra da rüsva eden kasabanın zengini, esas kötü ve güçlü adam da cabası. Ancak herşey o kadar da kötü değil. Yeşil renkli, son derece enerjik bir madde icadeden ve adını Flubber koyan profesör, bu buluşuyla okulu kurtarıp, kendisine küsen sevgilisini yeniden kazanmayı düşünüyor.

Mucize ama….
Filmin entrikası da kötü adamların Flubber’ı ele geçirme çabaları üzerine kurulu. Dokunduğu her yüzeye enerji vererek hoplatıp, zıplatıp, takla attıran sevimli Flubber, pota hizasında uçuşan basketbol oyuncularından havada gezen arabalara uzanan mucizeler yaratıyor. Ancak bu mucize yönetmen Les Mayfield’in, dolayısıyla Disney’in işini pek görmüyor. Film, adını aldığı Flubber gibi değil. Yönetmenin ilk enerjisiyle attığı yerden kalkamıyor adeta. Dekoru, atmosferi ve sinema anlayışıyla 1960’lardan günümüze ulaşmak istemediği görülen film, zaten çok güçlü olmayan ama dönemin izleyicisini eğlendirmeyi başaran orijinalinin anlamsız bir tekrarı olarak kalıyor. Denenmiş, ilgi görmüş bir formülü usta bir aktör ve özel efektlerle yinelemek isteyen anlayışın tek sorunu klişeleri tekrarlayan zayıf ve sığ öykü yapısı değil. Her zamanki hiper enerjisini tekrarlayan Robin Williams’ın bu kez fazla parıldamayan performansı bir yana, tüm oyuncu kadrosunda görülemeyen kimyasal çekimin eksikliği filmin yaslanmak istediği sempatiyi yaratmaktan uzak kalıyor. Bir çizgi film anlayışıyla kotarılan yapımda yer alan yan öykücükler ise enerji sağlamasa da, yer çekimi kanunlarını zorluyor ve filmi biraz olsun hafifletiyor.

Evde tek başına….
Dalgınlıktan çok bunamış havasında gezinen profesörün “özel yardımcısı” rolündeki bilgisayar Weebo, garip gelecek ama filmin kadın unsurunu aktris Marcia Gay Harden’den çalıyor ve Williams ile aralarında yayılan elektrik daha inandırıcı geliyor insana. Duygu ve düşüncelerini küçük ekranında gösterdiği eski Disney filmleriyle ifade eden, havada uçuşan yuvarlak bir CD çalar kılıklı bu bilgisayar, Jodi Benson’ın seslendirmesiyle baştancıkarıcı bir kadın etkisi yaratıyor. Smith ve Wesson adlarındaki iki tetikçinin varlığı bir yana, ortalıklarda çığlıklar atarak koşuşturan sevimli bir çocuğu yan öykücük anlayışıyla yerleştiren senarist John Huges’in pek sevdiği formülünü yine tekrarladığı görülüyor. Evde Tek Başına/Home Alone’un senaristi Huges, bu kez de insanı evde tek başına kalmadığına pişman etmek istiyor adeta. Takdir alan tüm entrikalarına bu filmde göndermeler yaparak Williams’a destek çıkmak isteyen Huges’ün bu gayretleri, şirin Flubber’ları kösteleyip başrolden ihraç etmekten başka işe yaramıyor. Huges’ün karikatür yüzeyselliğindeki karakterleri, yönetmen Mayfield’in elinde ete kemiğe bürünemiyor, özel efekt icadı görsel buluş senaryoya sanki özellikle uyarlanmış gibi havada kalıyor, entrika ve öyküyü oluşturan unsurların kaynaşamadan ayrı ayrı montajlanmış izlenimi veriyor.

Olmamış…
Aslında Disney’in bu uçuşan kauçukları neden biraz da kendisi için kullanmadığı ve yeni fikirler icadetmediği de ayrı merak konusu. Serial, yeniden çekim, kendi içinden yeni bir anlayışla türeyen devam filmleriyle ayaklarını yerden ayırmadan havalanmaya çalışan Hollywood’un artık Newton kanununu bir daha gözden geçirmesinin zamanı çoktan gelmiş görünüyor. Fiziksel komedinin kaçınılmaz anlarıyla bir kaç yerde kahkaha tepkisi veren bir yetişkinin, aklını sinema salonunun dışında bıraktığı için hafifleyen bedenini “hafif” ağırlaştıran film, bir bütün olarak dağınık, ruhsuz ve dalgınlığın anlamını sorgulatacak denli izleyiciden kopuk. Dalgın Profesör’ü izlemek, büyüse de boyunun potaya erişemeyeceğini ve uçan arabada gezinemeyeceğini henüz bilmeyen küçükler için ideal bir buluş olabilir.

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Dante 01
Dante 01
5.9/10
TV'de bugün
Son Kale (7 Eylül 2008 23:00 Fox)
Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.
Replik
Yan Odadan Melodiler
Aşk yan odadan gelen melodiler gibidir ve (ses) ayarı senin kontrolünde olmadığı için güzeldir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com