
Bir dönemin panaroması
“Seyircinin olağanüstü etkileneceği ve film bittikten sonra bile koltuğundan kalkmayacağı güzellikte bir film yapmak istiyorum” diyor tutkuyla yönetmen. Burt Reynolds’un canlandırdığı yönetmenin bu inancı etrafındakileri de etkisi altına alıyor. Kameramanından montajcısına herkes bir gün yapacakları “saygın” filmlerin düşünü kuruyorlar. Neredeyse tek açı ve tek planla çektiği filmine uydurduğu tek bir atraksiyonla bile “yaratıcı” duyguları şahlanan yönetmenin bu haline kalp burucu bir duyguyla şaşırıyor ve akabinde şevkat duyuyoruz. “Ateşli Geceler”, film içinde film gibi değil, ama içinde bir çok film, yönetmen, yapımcı ve oyuncu var. Hani bir iki günde, hatta bir iki saatte bile çekilebilen, oyuncuların sanatsal yeteneklerini sergilemesi açısından pek de elverişli olmayan türde filmler bunlar. Kısaca adına porno diyorlar. Toplumsal ahlak kurallarınca dışlanan, yüzbinlerce dolarlık bir piyasa yaratmasına ve tüm yaygınlığına karşın yok farzedilen bu filmler, bildiğimiz Hollywood’un bilmediğimiz bir yönünden türüyor.
Bir dönem filmi değil
“Ateşli Geceler”in 26 yaşındaki yönetmeni Paul Thomas Anderson, porno endüstrisinin sinema tarihindeki uzun geçmişinde sadece çıplak bedenleri görüntülemekle kalmayıp “sanatsal kaygılar” da taşıyan yapımların yer aldığı bir dönemi anlatıyor. Küçük bir grup yönetmenin önderliğinde 1970’lerin ikinci yarısında yükselen ve video pazarının öne çıktığı 1980’lerin başında düşüşe geçtiği bir dönem bu. Piyasadaki bir avuç yönetmenin tek isteği ise numaradan değil harbiden cereyan eden gerçek cinsel ilişkiyi bir konu etrafında görüntüleyerek “sinema yapmak” ve aşağılanan bu türe saygınlık kazandırmak.
Saç modelleri, giysiler, şarkılar ve davranış biçimleri ile dönemin atmosferini başarıyla yansıtan yönetmen Anderson’un niyeti bir dönem filmi yapmak değil elbette. Hollywood’un “yasal” ve parlak dünyasından önümüze düşen starlarla aynı hırs ve emellere sahip ancak suyun öbür tarafından gelen çeşitli karakterler aracılığıyla insanı anlatan bir film yapmak.
Ustalardan esintiler
Anderson’ın senaryosu tüm bu karakterler üzerine yoğunlaşacak ve de öyküsünü akıcı bir şekilde anlatacak kadar güçlü. Los Angeles’ın merkezinde seks ve uyuşturucu dünyası içinde dolaştırdığı kamerasının uzun planları ve karakter analizleriyle tıpkı Scorsese ve Altman ustalarını çağrıştırsa da, son derece tabu olan bir konuya, porno dünyasına attığı bu bakışla özgün bir nokta yakalamayı başarıyor.
Zengin karakterler katoloğunun başında Burt Reynolds var. Etrafındaki herkese babacan bir tavırla yaklaşan, porno starlarının en gözdesi olan Julian Moore ile aynı evde yaşamasına karşın hiç cinsel ilişkide bulunduğunu görmediğimiz bu yönetmenin koruyucu tavrıyla oluşan bir “aile” ortamını tanıyoruz. Ilk şiirsel sözleri ise 17 yaşındaki genç bulaşıkçı Mark Wahlberg için sarfediyor ve “Bana öyle geliyor ki, bu pantalonun altında dışarı çıkmayı bekleyen harika bir şey var “diyor. Gerçekten de, kendine Dirk Diggler sahne adını yakıştıran ergenlik çağındaki gencimiz, bir kaç ay içinde porno filmlerinin yıldızı oluyor. Yönetmen Reynolds’un sevgilisi ve porno starı Julian Moore ise etrafındakilere anne sevecenliğinde davranıyor. Ilk çekimlerden itibaren bu deneyimsiz gence yardım eden, sıkılganlığını üzerinden atmasına yardımcı olan Moore, geceyarısı gözyaşları içinde eski kocasını arayarak kendisine gösterilmeyen çoçuğuyla görüşmek isteyen bir kadın aslında.
Aklı selim bir yaklaşım
Aslında biraraya gelerek kendilerince aile ortamı kuran bu izole yaşamların ironisi bir yana, herkesin özel bir derdi, bu yaşamı tercih etmelerinin bir nedeni ve gelecekle ilgili ümitleri var. Ancak Anderson’ın senaryosu, karakterlerin kendilerine acımasına izin verse bile, seyircinin karakterlere acımasına olanak vermiyor ve ortaya aklı selim bir öykü çıkıyor.
“Ateşli Geceler”in başlarında gelişen ironi ve karakter analizi ilerleyen dakikalarda aksiyona bırakıyor yerini. Rahat takip edilebilir, kolay izlenir akışına ve gerçekçi diyaloglardan taviz vermeyen yapısına karşın çok tehlikeli bir alana kayan Anderson, seks ile şidddeti buluşturduğu bu dakikalarda Tarantinovari bir abartıya kaçarak durumu hafifletiyor ama kanlar içinde yere düşen bedenleri göstermekten de kaçınmıyor.
Porno dünyasının bu ümit dolu sıradan kahramanları, vahşi dış dünyanın saldırılarını göğüslemekten ziyade bir karşı dışlamayla durumu kurtarmak eğilimindeler. Ama seyirci için durum pek farketmiyor ve bu insanları dışlamıyoruz. Çünkü saf, naif hatta aptal derecesinde tanımlanan bu kahramanlarla empati kurmak ve onlara sempati duymak oldukça kolay oluyor.
Diyaloglardaki keskin ve gerçekçi repliklerini, çıplaklığı mümkün olduğunca az göstererek akıllıca bir yol tuturmuş Anderson. Bu yıl en özgün senaryo dalında Oscar’a aday gösterilen Thomas’ın radikal bir dünyadan, porno endüstrisinden yansıttığı bu filmi, tabanına yayılan ahlaki aile söyleminden etkilenmiş ve gereksiz yere uzatılmışsa da yetkin sinema anlatımıyla takdir topluyor. “Ateşli Geceler”, porno dünyasına abartılı, tantanalı, şık ve bir o kadar da dokunaklı bir bakış. Üstelik herşeye karşın şaşırtıcı, izleyin!


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Hayatında sihir mi istiyorsun, git ve aşık ol.








Seanslar
Fragman

