Sel: Kum gider sel kalır
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Felaket türü klişelerinin eksik edilmediği, senaryonun gayretiyle karakterlerin karikatür örneği yüzeysel ve dolayısıyla hiç de inandırıcı olmayan boyutlarda sergilendiği, yan öykücük olarak aşk unsurunun da atlanmadığı bir film

Kum gider sel kalır

Bir aşk üçgeniyle paralel ilerleyen Hortum/Twister ile doğal felaketlerin sağladığı büyük gişe başarısına uyanan Hollywood yapımcıları, Volcano ve Firestorm örneği filmlerle havada ve karada dolaşılacak pek yer bırakmadılar. Kahramanlarının baştan aşağı ıslak bir şekilde ortalarda dolaştığı ve herşeyin suyun dibini boyladığı Titanik ise sağlam bir drama yapısının gemiyi olmasa bile, bir filmi kurtarabileceğini ispatladı. Ancak felaketler her zaman iyi anlatılmış bir öykünün habercisi olmayabiliyor. Ateş, hava, toprak derken son elementi de azami ölçüde kullanan film yapımcıları, “Sel/Hard Rain” ile “aziz” bir maddenin iyice suyunu çıkarma gayretindeler. Olsun, insanoğlundaki bu felaket izleme merakı , yapımcılarda da durumu kurtarma azmi olduktan sonra herşey nihayetinde mutlu sona erebilir.

Sinema salonunun güvenli koltuğunda heyecan arayan bir fani olarak izlemeye karar verdiğim “Sel”, ilk anda ortalığı “hafif” karıştıran ve açılış planlarıyla etkisi altına alan bir film. Kameramanlıktan yönetmenliğe geçen Mikael Salomon’ın etkileyici çekimleriyle, suların yavaşça süzülerek istila ettiği küçük Amerikan kasabasının sokaklarını görüyoruz. Yağmurun gücüne dayanamayan barajın pes etmesiyle birlikte kasabanın boşaltılmasına başlanıyor. Ancak, bu doğal felaketin tek başına yeterli olmayacağını düşünen senaristin gayretiyle, azametli sularla paralel ilerleyen bir başka olayın peşine düşüyoruz. “Hız Tuzağı/Speed”in de senaristi olan Graham Yost, kasaba bankasından bir başka yere transfer edilmesi gereken yüklü bir miktar parayı devreye sokuyor. Parayı selameten yerine ulaştırması gereken şoför Christian Slater ve ortağı rolündeki Edward Asner’ın çabaları, önce sel yüzünden sonra da Morgan Freeman’ın başı çektiği sanılan soyguncular tarafından engelleniyor. Ancak iyi adamlar o kadar da yalnız görünmüyor; kasabanın şerifi rolündeki Randy Quaid da bu felaket öyküsünü gerilime daha çok yaklaştırmak için elinden geleni yapıyor.

Gerisi....
Aslında gerisi ise malumunuz. Bir felaket ve gerilim filminden beklenen herşey kahramanlarımızın hizmetinde. Iyiler ile kötü adamlar arasındaki başlayan takip olayında tüm klişeler mübah. Havada uçuşan mermiler, patlamalar, ölümüne kovalamacalar, bir yağmurla işe yaramaz hale gelen telefon, faks örneği medeniyetin çaresizliği gibi detaylarla oyalanıp, gözümüzün önüne görmememiz bekleniyor. Zaten yağmur altında başlayıp süren kovalamaca olayı, damlaların netliği iyice bozduğu görme mesafesine katkıda bulunuyor ve kendimizi karanlık bir atmosferde gelişen entrika deryasının içinde yüzürken buluyoruz. Ancak kahramanlarımız bizden daha müzdarip. Caddeleri yüzerek ya da kayıkla katetmeye çalışan Slater ve Freeman’ın kuru bir toprak parçası için neler verebilecekleri yüzlerinden okunuyor; öylesine telef olmuş görünüyorlar. Ancak her şeye rağmen kimse bu yüklü dolar çuvalından vazgeçmek istemiyor. Sel gider, kum kalır örneği, can derdine düşmüş kahramanların kurtuluş ümidi kum belledikleri para gibi görünüyor.

Felaket türünün klişeleri toplu halde
Felaket filmlerin hristiyanlığa referans gönderen klişelerinin eksik edilmediği, senaryonun gayretiyle karakterlerin karikatür örneği yüzeysel ve dolayısıyla hiç de inandırıcı olmayan boyutlarda sergilendiği, yan öykücük olarak aşk unsurunun da atlanmadığı bir film “Sel”. Jet-ski kovalamacasının heyecanıyla yükselen, görsel efektlerin başarısı ve gözalıcı yapım tasarımıyla etkiliyor. Bütün bu unsurlara karşın ancak yarım saatlik bir süreyi idare edebilen ama normal film süresine ulaşmak için kendine zorlayan ve dolayısıyla efektlerinde boğulan bir film ortada. “Eski” bilge dedektifimiz, usta aktör Morgan Freeman’ın senaryoyu zorlayan ama fazla aşamayan çabaları da cabası. Ama yine de, heyecan ve aksiyon yaratan başarılı bir kaç sahnesiyle öne çıkan “Sel”in, güvenli koltuğunda felaket kollayan insanoğlunu hiç değilse bu yönleriyle etkileyeceği kesin.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Kutsal Hazine Avcıları
Tanrı’yla konuşmak mi istiyorsun? O zaman beraber gidip onu görelim, yapacak daha iyi bir işim yok...
Indiana Jones
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com