
Shakespeare’in kahramanları
Larry adını alan Kral Lear karakterinde iki Oscar ödüllü Jason Robards var. Dişi ve tırnağıyla çalışarak bir anlamda Amerikan rüyasını gerçekleştiren yörenin bu en zengin ve saygın adamı bin dönümlük çiftliğini üç kızı arasında paylaştırmaya karar veriyor ve öykünün olaylar örgüsü düğümleniyor. Aile içinde huzursuzluk tırmanıyor çıkıyor ama meselenin bin dönümlük araziden değil, bastırılmış acı ve duygulardan kaynaklandığını anlıyoruz. Başlangıçta aile ve çiftlik yaşamını idealize edilmiş bir bakış açısıyla tanıyoruz. Kızlar “babacım” diyerek şevkatle davranıyorlar, birisi her sabah babanın kahvaltısını taşıyor, içgüveysi gelen iki damat hürmette kusur etmiyorlar gibi görünüyor.
Kardeşler arasında kişilik mücadelesi
Otoriter babalarının baskıcı yaklaşımından rahatsız oldukları gözlenen kızkardeşler aslında muhtelif ruh halleri içindeler. Shakespeare’in Genoril adını verdiği en büyük kız evlat Ginny adıyla ve Jessica Lange’in performansıyla yansıyor. Lange’in karakteri babasına olan inancını koruyan iyimser bir çiftlik kadını. Regan adından modern zamana Rose ismiyle ulaşan, babasına hiç inancı olmayan öfkeli ve isyankar kızkardeşi ise Michelle Pfeiffer canlandırıyor. Avukat olmak için çiftliği terkeden en küçük kardeş Cordelia yani, Caroline rolünde ise Jennifer Jason Leigh var. Dakikaların ilerlemesiyle karakterlerin geçmişi hakkında pek bilgi edinemediğimizi anlamaya başlıyoruz ama zaten Michelle Pfeiffer’ın dışındaki diğer karakterlerin (Tabii aslında senarist Laura Jones’un), geçmişi deşmeye pek gönüllü olmadıklarını da görüyoruz. Pfeiffer, ablası Lange’in babaya karşı olan bağlılığını sorgularken, uysallık ile aptallık kavramları arasında bocalıyor. Uysal Lange ise acının rasyonel görüşleri ve yorumları bile etkileyebileceğini farkediyor. Babasının kuzusu, kurt avukat kardeş Leigh ise bize pek görünmüyor. Göründüğü anlarda da yaşamının en kötü performansını sergiliyor bu usta oyuncu.
Pfeiffer ile Lange döktürüyorlar
Damatların ruh hallerini hiç anlamazken, bir kaç sahnede gerçekten parlayan Pfeiffer ile Lange’nin karşılıklı oyunculuk atışmasını izliyoruz. Karakter merkezli bir çalışması olması gereken “Aile Bağları”nda bir çok kişiliği pek tanımıyoruz, habersizce çıkıyorlar kadrajdan ve bir daha görünmüyorlar.Yüzeysel bir bakış açısıyla ete kemiğe bürenemeyen karakterlerin başına gelenler bizi hiç ilgilendirmiyor ve olaylar örgüsünün zayıf bağlantısıyla merak duygumuz da siliniyor.
“Ayyaş ve yaramaz bir adamdı ama kiliseye giderdi” cümlesiyle babasının kötü bir insan olduğu gerçeğini hayretle idrak ettiği gözlenen Lange aracılığıyla toplumsal mesajlarını göndermeyi tercih eden “Aile Bağları”, kolay ipuçlarıyla geliştirdiği karakter ve entrika tanımıyla, trajedinin önemli bir kuralını da yıkmış oluyor. Entrika gelişimiyle karakter tahlilini kaynaştıramayan ve dolayısıyla her ikisini de yansıtamayan filmin sorunu senaryodan kaynaklanıyor tabii ki: aksiyon ile iç yolculuğun asenkron gelişimi ve karakterlerin iyi- kötü, haklı-haksız, erkek-kadın kamplamasıyla tanımlanması. Erkeksi (çünkü kötü) tavırlı Leigh’in canlandırdığı avukat kardeş dışındaki kadınlar mazlum ve duygulu. Ensest ilişki meraklısı baba, ilgisiz iki koca, her iki kardeşle de yatan hayırsız komşu oğlu, kilisede bile patırtı çıkaran ayyaş ve yaşlı amca gibi erkek portrelerinin iyilikle ele alınacak bir yanları yok.
Shakespeare’dan daha “kolay”
Adeta “kadın sorunları” başlıklı bir çalışmayı andıran “Aile Bağları”, bağlılık ve inanç üzerine iyi niyetli bir sorgulama gibi. Bu iyiniyetiyle buluşmayan senaryonun kösteğiyle, kendi entrikasının içine sıkışarak inandırıcılığını kaybeden bir pembe dizi havasına giriyor. Shakespeare’in anlatmaktan bıkmadığı, binlerce yıl geriye dönüp baktığında bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğunu farkeden insanoğlunun trajedisi kuşkusuz bu yüzyılda da yaşanıyor. Bu nedenle “Aile Bağları”, ağlatıcı ve öğretici bir film değil ama Shakespeare ya da daha kolayı, Smiley okumaya üşenenler için uygun bir uyarı olabilir.



Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

İntikam soğuk servis edilen bir yemektir.






Seanslar
Fragman
