Kadın Avcıları:
Coen Kardeşler'e özgü bir yeniden yapım...
Coen Kardeşler'e özgü bir yeniden yapım...

Sinem Asal 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Coen Kardeşler'in ilk kez bir yeniden yapıma soyundukları yeni filmleri "Kadın Avcıları", usta kardeşlerin orijinal senaryolarına ve parlak yeni filmlerine alışmış izleyici ve eleştirmenlerce şüpheyle karşılandı. Ancak, Coenler'in bir yeniden yapıma bile kendi damgalarını vurmayı başardıklarını söylemek gerek...
Öncelikle, “Kadın Avcıları” filminin yurtdışında bizden önce vizyona girdiği ülkelerde, pek çok eleştirmen ve Coen hayranı tarafından, Coenler’in bir önceki filmleri “Dayanılmaz Zulüm”e (“Intolerable Cruelty”) benzer sıfatlarla (‘light’, ‘özgün değil’, ‘sıradan’, vs.) karşılanması ne anlama geliyor, bu noktayı tartışarak başlayalım. Aslında iki film hakkında yükselen çatlak sesler, Coen Kardeşler’in başarısızlığından çok başarılarından kaynaklanıyor. Şimdiye kadar çektikleri filmlerle, o kadar orijinal, kendi imzalarıyla damgalanmış senaryolarla çıktılar karşımıza ve öyle kusursuz filmlere imza attılar ki, çıtayı taşıdıkları noktanın biraz altına düşürdüklerinde, daha popüler bir türe öykünerek veya doğrudan eski bir filmin yeniden yapımına soyunarak bir iş çıkarmaya çalıştıklarında, doğal olarak tepkiyle karşılandılar. “Dayanılmaz Zulümde 30’lu ve 40’lı yıllarda çok revaçta olan ‘screwball’ komedilerini model almanın yanı sıra, Catherine Zeta-Jones ve George Clooney gibi iki yıldız oyuncuyla çalışan Coenler’in eleştirildiği temel nokta, bir yandan kara film geleneğine yaslanıp bir yandan bu türün sınırlarını sorguladıkları önceki filmlerinin aksine, ‘screwball’ komedilerin yapısını aynen kabullenip yeniden inşa etmeleri olmuştu. Bizse, özellikle kadın-erkek ilişkilerinin doğasına dair, satır aralarında, Coen’lerin üslubunun ağırlıkta olduğu acımasız esprileri bulmuş ve eleştirilerin biraz abartılı olduğunu düşünmüştük.
Yeniden yapım değil, Coen-esk bir uyarlama
“Kadın Avcıları” filmini değerlendirirken de benzer bir noktada durduğumuzu söyleyebiliriz. Evet, Coenler gibi, orijinallik konusunda hiçbir sıkıntısı olmayan, her filmlerinde izleyicileri özgünlükleriyle şaşırtmayı başaran iki ‘dahi’ yönetmenin, bir yeniden yapıma soyunmuş olmaları, ilk başta şaşırtıcı, hatta yadırgatıcı bir durum. Ancak yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerek: Hiç şüphesiz buna onların da hakkı var, hele kendi sinemalarıyla çok iyi örtüşen klasik İngiliz komedilerinden birinin yeniden yapımı, biraz düşününce, orijinal bir Coen senaryosu kadar ilginç olabilir. Şöyle ki Coenler’in filmografisini gözünüzün önüne getirdiğinizde ve filmlerindeki karakterlerin ortak özellikleri üzerine düşündüğünüzde, ilk dikkatinizi çeken, farklı farklı alanlarda da olsa, ‘loser’lığa varacak denli bir şeyi yapamayan/beceremeyen bir şekilde karşımıza çıkmaları. İşte, Alec Guniess’in başrolde yer aldığı 1955 yapımı “Ladykillers” filmi, her şeyden önce bu açıdan Coenler’in kumaşına uyuyor; çünkü film, her biri ayrı telden çalan bir soygun çetesinin önce istedikleri soygunu yapamamaları, sonra da yollarına taş koyan yaşlı kadını bir türlü öldürememeleri üzerine kurulu. Eski filmde Guiness’in, yeni filmdeyse Tom Hanks’in canlandırdığı, kendisini ‘Profesör’ olarak tanıtan Goldthwait Higginson Dorr, bir kumarhanenin kasasını soymak için bir plan yapar ve bu planı uygulamak için, ‘Memphis Scimitar’ adlı gazeteye ilan vererek, her biri farklı yeteneklere sahip küçük bir ekip kurar. Kendilerini kilise müziği yapan bir grup olarak tanıtarak, kumarhane yakınlarında bir evi olan Bayan Munson’un bir odasını kiralarlar ve prova yaptıklarını söyleyerek evin bodrum katında çalışmalarına başlarlar. Ancak meraklı Bayan Munson bir şekilde onların asıl niyetlerini anlar ve durumu yetkililere bildirmekle tehdit eder. Bunun üzerine, önce onu da aralarına almaya karar verirler; fakat dindar olmakla övünen Bayan Munson, kolay kandıralamayan kadınlardandır. Çaresiz, soygun planını rafa kaldırıp, yaşlı bayanı devreden çıkarma planları yapmaya başlarlar; ancak bu da sandıkları kadar olmayacaktır. Yaşlı kadını öldürmek için yaptıkları tüm girişimler sonuçsuz kalır: Biri sakarlığından sonuca ulaşamaz, diğeri öldürmenin duygusal yükünü kaldıramadığından... Ama bir türlü istediklerini beceremezler.
Filmin konusunu bu şekilde ortaya koyunca, ilk filmle doğrudan aynı olduğu gibi bir yanılgıya yol açmak mümkün. Dolayısıyla, burada durup, Coenler’in birebir bir yeniden yapımdan çok rahat bir uyarlamaya soyunduğunu söylememiz lazım. Orijinal filmin, kendi sinemalarında da izleri bulunan bu ‘yapamama’ durumunu model alan Coenler, kendi filmlerinin senaryosunda epey bir değişiklik yapmışlar. Öncelikle ilk film İngiltere’de geçtiğinden, filmdeki tüm karakterler beyazdı; Coenler’in filminde ise -ABD’de geçiyor olmasının uzantısı olarak- farklı etnik kökene sahip karakterler var. Yeni filmin yaşlı bayanı bir Afro-Amerikan; aynı şekilde soygun ekibinde de beyaz karakterlerin yanı sıra bir Afro-Amerikalı ve bir de Çinli mevcut. İlk filmde, yaşlı bayan soyguna dönen dolapların farkında olmadan dahil oluyor ve her şeyi soygun bittikten sonra anlıyordu; yeni filmdeyse Bayan Munson soygun planını gerçekleşmeden ortaya çıkarıyor. Joel Coen, orijinal filmde yaptıkları değişiklerle ilgili şunları söylüyor: "Orijinal filmi gerçekten çok sevmiştik. Son derece güçlü bir öykü yapısı vardı. Her şey çok sağlam zemine oturtulmuştu. Biz o öykünün belkemiğini çıkarıp aldıktan sonra geriye kalan her şeyi atma yoluna gittik. Sonuçta karakterlerin orijinal filmden farklı olması gibi bir durum ortaya çıktı. Konunun Güney´de geçmesi ve yaşlı kadının Güney´deki Baptist kilisesine bağlı olması gibi unsurların bizim filmimiz için bir çeşit çıkış noktası oluşturduğunu söyleyebilirim."
Tabii ki bir de ekip çalışmasını inanan Coenler’in, her filmlerinde birlikte çalıştıkları ekiple yine bir arada olmalarından kaynaklanan farklar var ki onları filmi görmeden anlamak mümkün değil. Filmin görüntü yönetmenliğini Coenler’in bugüne kadar 8 kez birlikte çalıştıkları Roger Deakins üstlenirken, prodüksiyon tasarımları 6 filmlerinde çalıştıkları Dennis Gassner’a ait. Benzer şekilde kostüm tasarımları 7 filmde birlikte çalıştıkları Mary Zophres’e; dublörler koordinatörlüğü 9 filmde çalıştıkları Jery Hewitt’e, özel efektler koordinatörlüğü ise 7 filmde bir araya geldikleri Peter Chesney’e ait. Oscar ödüllü prodüksiyon tasarımcısı Dennis Gassner’ın söyledikleri, tüm ekibin hislerine tercüman olacak nitelikte: "Bir kez daha çağrılmak inanılmaz keyifli bir duyguydu. Coen kardeşlerin ürettiği projeleri ben olağanüstü güzel kutsal mabetlere benzetirim. Bu düşüncemin temelinde onların filmlerine kattığı hata kaldırmayan kusursuz organizasyon gücü yer alır.” Teknik ekibin dışında, ilk kez bir Coen filminde yer alan Tom Hanks de bu yönetmenlerle çalıştığı için kendini fazlasıyla şanslı hissettiğini söylüyor: "Joel ve Ethan Coen ile çalışmak, piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmak gibidir. Daha senaryoyu yazma aşamasındayken filmin tümünü kafalarında bitirirler. Bu yüzden komple bir paketle karşılaşırsınız. Senaryo elime geçtiğinde yolun yarısına gelinmiş olduğunun farkındaydım. Böyle olduğu için de, hiç çekinmeden ´sizinleyim´ diyerek işe başladım."
Son olarak, filmde her biri nev-i şahsına münhasır olan karakterleri ilgili, bizzat filmde onları canlandıran oyuncuların ne düşündüğüne bakarak yazıyı noktalayalım:
Filmin Oyuncuları Canlandırdıkları Karakterleri Yorumluyor:
Tom Hanks: (Prof. Goldthwait Higginson Dorr): "Kendisine olan özgüveni ve sorunların bir adım önünde gitme konusundaki yeteneği oldukça fazladır. Tam anlamıyla bir mantık ve fikir adamıdır. İhtiyaç duyulduğu anda gerekli mantıksal desteği hemen sağlar. En zor koşullardan bile tam bir zarafetle sıyrılmasını bilir.”
Gawain MacSam (Marlon Wayans): "Gawain´in omuzlarında önemli bir yük var. Kapıcı ve temizlikçi olarak girdiği kumarhaneden dışarıya bilgi sızdırmak zorunda. Köstebeklik görevinden gurur duyar. Ancak çok kültürlü bir genç olduğu söylenemez. Kelime dağarcığının boşluklarını bol miktarda küfürle doldurmaya çalışır. Açıkçası ömrüm boyunca hiç bu kadar çok küfür etmemiştim. Rolümü yaparken kendimi Richard Pryor gibi hissettiğimi söyleyebilirim."
Pancake (J.K. Simmons):"Açık fikirli, dost canlısı, içi dışı bir sözleriyle tanımlanabilecek bir adamdır. Ancak başlangıçta bu özellikleri taşısa da, sonradan değiştiğini ve çevresindekilere ızdırap vermeye başladığını görürüz."
Bayan Marva Munson (Irma P. Hall): "Hayatımın yedi yıl gibi önemli bir bölümünü Güney´de geçirdim. Oranın insanlarını yakından tanırım. Bu yüzden Bayan Munson karakterini canlandırmak benim için hiç zor olmadı."
General (Tzi Ma):"General titiz görünümlü esrarengiz bir karakterdir. Bu karakteri planlarken toz toprak içinde dans etmesini ve buna rağmen mucizevi bir şekilde tertemiz kalabilme yeteneğine sahip olmasını düşündük. Gerçek ismi Win Phon Duc´tur. Ancak film boyunca bu isim sadece bir kere duyulur. Taş gibi sessiz görünümü ve çok bilmiş bakışları vardır. Oldukça az konuşan bir adamdır. Konuştuğu zamanlar tam konuşur ve kullandığı her sözcük anlam yüklüdür. Ağzında her zaman sigara görürüz. Bayan Munson yukarıda sigara içilmesine izin vermediği için General ne zaman bodrum katına inse hemen ağzına bir sigara yerleştirir."
Lump (Ryan Hurst):"Lump bir sevgi adamı. Kesinlikle bir dövüşçü değil. İyi niyetli bir kişilik yapısı vardır. Herkesle iyi geçinmeye gayret eder. Tüneli kazan kişidir ama dürüst olmak gerekirse o tünelin nereye gittiğini bildiğinden emin değilim."

Yeniden yapım değil, Coen-esk bir uyarlama
“Kadın Avcıları” filmini değerlendirirken de benzer bir noktada durduğumuzu söyleyebiliriz. Evet, Coenler gibi, orijinallik konusunda hiçbir sıkıntısı olmayan, her filmlerinde izleyicileri özgünlükleriyle şaşırtmayı başaran iki ‘dahi’ yönetmenin, bir yeniden yapıma soyunmuş olmaları, ilk başta şaşırtıcı, hatta yadırgatıcı bir durum. Ancak yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerek: Hiç şüphesiz buna onların da hakkı var, hele kendi sinemalarıyla çok iyi örtüşen klasik İngiliz komedilerinden birinin yeniden yapımı, biraz düşününce, orijinal bir Coen senaryosu kadar ilginç olabilir. Şöyle ki Coenler’in filmografisini gözünüzün önüne getirdiğinizde ve filmlerindeki karakterlerin ortak özellikleri üzerine düşündüğünüzde, ilk dikkatinizi çeken, farklı farklı alanlarda da olsa, ‘loser’lığa varacak denli bir şeyi yapamayan/beceremeyen bir şekilde karşımıza çıkmaları. İşte, Alec Guniess’in başrolde yer aldığı 1955 yapımı “Ladykillers” filmi, her şeyden önce bu açıdan Coenler’in kumaşına uyuyor; çünkü film, her biri ayrı telden çalan bir soygun çetesinin önce istedikleri soygunu yapamamaları, sonra da yollarına taş koyan yaşlı kadını bir türlü öldürememeleri üzerine kurulu. Eski filmde Guiness’in, yeni filmdeyse Tom Hanks’in canlandırdığı, kendisini ‘Profesör’ olarak tanıtan Goldthwait Higginson Dorr, bir kumarhanenin kasasını soymak için bir plan yapar ve bu planı uygulamak için, ‘Memphis Scimitar’ adlı gazeteye ilan vererek, her biri farklı yeteneklere sahip küçük bir ekip kurar. Kendilerini kilise müziği yapan bir grup olarak tanıtarak, kumarhane yakınlarında bir evi olan Bayan Munson’un bir odasını kiralarlar ve prova yaptıklarını söyleyerek evin bodrum katında çalışmalarına başlarlar. Ancak meraklı Bayan Munson bir şekilde onların asıl niyetlerini anlar ve durumu yetkililere bildirmekle tehdit eder. Bunun üzerine, önce onu da aralarına almaya karar verirler; fakat dindar olmakla övünen Bayan Munson, kolay kandıralamayan kadınlardandır. Çaresiz, soygun planını rafa kaldırıp, yaşlı bayanı devreden çıkarma planları yapmaya başlarlar; ancak bu da sandıkları kadar olmayacaktır. Yaşlı kadını öldürmek için yaptıkları tüm girişimler sonuçsuz kalır: Biri sakarlığından sonuca ulaşamaz, diğeri öldürmenin duygusal yükünü kaldıramadığından... Ama bir türlü istediklerini beceremezler.
Filmin konusunu bu şekilde ortaya koyunca, ilk filmle doğrudan aynı olduğu gibi bir yanılgıya yol açmak mümkün. Dolayısıyla, burada durup, Coenler’in birebir bir yeniden yapımdan çok rahat bir uyarlamaya soyunduğunu söylememiz lazım. Orijinal filmin, kendi sinemalarında da izleri bulunan bu ‘yapamama’ durumunu model alan Coenler, kendi filmlerinin senaryosunda epey bir değişiklik yapmışlar. Öncelikle ilk film İngiltere’de geçtiğinden, filmdeki tüm karakterler beyazdı; Coenler’in filminde ise -ABD’de geçiyor olmasının uzantısı olarak- farklı etnik kökene sahip karakterler var. Yeni filmin yaşlı bayanı bir Afro-Amerikan; aynı şekilde soygun ekibinde de beyaz karakterlerin yanı sıra bir Afro-Amerikalı ve bir de Çinli mevcut. İlk filmde, yaşlı bayan soyguna dönen dolapların farkında olmadan dahil oluyor ve her şeyi soygun bittikten sonra anlıyordu; yeni filmdeyse Bayan Munson soygun planını gerçekleşmeden ortaya çıkarıyor. Joel Coen, orijinal filmde yaptıkları değişiklerle ilgili şunları söylüyor: "Orijinal filmi gerçekten çok sevmiştik. Son derece güçlü bir öykü yapısı vardı. Her şey çok sağlam zemine oturtulmuştu. Biz o öykünün belkemiğini çıkarıp aldıktan sonra geriye kalan her şeyi atma yoluna gittik. Sonuçta karakterlerin orijinal filmden farklı olması gibi bir durum ortaya çıktı. Konunun Güney´de geçmesi ve yaşlı kadının Güney´deki Baptist kilisesine bağlı olması gibi unsurların bizim filmimiz için bir çeşit çıkış noktası oluşturduğunu söyleyebilirim."
Tabii ki bir de ekip çalışmasını inanan Coenler’in, her filmlerinde birlikte çalıştıkları ekiple yine bir arada olmalarından kaynaklanan farklar var ki onları filmi görmeden anlamak mümkün değil. Filmin görüntü yönetmenliğini Coenler’in bugüne kadar 8 kez birlikte çalıştıkları Roger Deakins üstlenirken, prodüksiyon tasarımları 6 filmlerinde çalıştıkları Dennis Gassner’a ait. Benzer şekilde kostüm tasarımları 7 filmde birlikte çalıştıkları Mary Zophres’e; dublörler koordinatörlüğü 9 filmde çalıştıkları Jery Hewitt’e, özel efektler koordinatörlüğü ise 7 filmde bir araya geldikleri Peter Chesney’e ait. Oscar ödüllü prodüksiyon tasarımcısı Dennis Gassner’ın söyledikleri, tüm ekibin hislerine tercüman olacak nitelikte: "Bir kez daha çağrılmak inanılmaz keyifli bir duyguydu. Coen kardeşlerin ürettiği projeleri ben olağanüstü güzel kutsal mabetlere benzetirim. Bu düşüncemin temelinde onların filmlerine kattığı hata kaldırmayan kusursuz organizasyon gücü yer alır.” Teknik ekibin dışında, ilk kez bir Coen filminde yer alan Tom Hanks de bu yönetmenlerle çalıştığı için kendini fazlasıyla şanslı hissettiğini söylüyor: "Joel ve Ethan Coen ile çalışmak, piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmak gibidir. Daha senaryoyu yazma aşamasındayken filmin tümünü kafalarında bitirirler. Bu yüzden komple bir paketle karşılaşırsınız. Senaryo elime geçtiğinde yolun yarısına gelinmiş olduğunun farkındaydım. Böyle olduğu için de, hiç çekinmeden ´sizinleyim´ diyerek işe başladım."
Son olarak, filmde her biri nev-i şahsına münhasır olan karakterleri ilgili, bizzat filmde onları canlandıran oyuncuların ne düşündüğüne bakarak yazıyı noktalayalım:
Filmin Oyuncuları Canlandırdıkları Karakterleri Yorumluyor:

Henüz kimse yorum yapmamış.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Sihirli Dadı
Sevilen kişi her zaman güzeldir.
Sevilen kişi her zaman güzeldir.









Seanslar
Fragman

