
Küreyle olsaydı...
Film Dustin Hoffman'ın canlandırdığı psikolog karakterinin helikopterle okyanusun ortasında yapılan bir araştırmaya getirilmesiyle başlıyor. Sonradan bu psikolog oraya kendi gibi "Uçak kazası" yalanıyla getirilmiş bir matematikçi, bir astrofizikçi ve bir biokimyacıyla da karşılaşır. OSSA diye bir devlet kuruluşu (Filmde bu kuruluş hiç açıklanmıyor) bu psikoloğun bir zamanlar devlet siparişi üzerine para kazanmak için yazdığı bir raporu üzerine bu insanları toplamıştır. Raporda dünyadışı bir uygarlıkla karşılaşıldığında yapılması gerekenler ve bu durumda kurulacak ekibin de tam tarifi bulunmaktadır. Böylece ekip, psikolog Dustin Hoffman, biyokimyager Sharon Stone, matematikçi Samuel L.Jackson ve astrofizikçi Liev Schreiber olarak başlarında OSSA yetkilisi Peter Coyote ile kurulmuş olur. Astronotluk mesleğiyle önceden uzaktan bile uğraşmamış bu insanları 8 saatlik bir eğitimle 1000 fitin altına atarlar. Ama adamlar sanki yıllardır dalış yapıyorlarmış gibi hiç zorlanmazlar. Ekibin görevi aşağıda bulunan ve uzaydan geldiği varsayılan esrarengiz bir geminin keşfi. Eğer yabancılar varsa ilk karşılaşmanın profesyonelce yapılması gerekmektedir.
Küre bulunuyor...
Ekip daha filmin ilk yarısının ortasında büyük bir "küre" bulur. İlginç bir güzelliği bulunan bu kürenin ne olduğunu anlayamazlar. Ayrıca geminin uzaydan mı yoksa gelecekten mi geldiğini de anlayamazlar. Çünkü içeride ingilizce yazılar ve Amerikan bazı şeyler vardır. Sığınaklarına geri döndüklerinde bunun başka bir uygarlıkla ilgisi olmadığına ve gelecekten gelen bir nesne olduğuna karar verilmiştir. Yani yukarı çıkma zamanı gelmiştir. Oysa içlerinden birisi (Samuel L.Jackson) merakına yenik düşüp Küre'nin içine girer. Arkadaşları onu gemiye aldıkları zaman Küre'yle garip bir iletişim de başlamış olur. Ekibe göre 300 yıl Küre'de kalan bir varlık sonunda özgürlüğüne kavuşmuştur. Sığınağa saldırının başlaması, içerde yaşanan kritik olaylar ve ölümler tehlikenin küreden değil giderek ekibin kendi içinden geldiğini göstermeye başlar. Yani Küre, ekipteki insanların karanlıkta kalan bazı yönlerini açığa çıkarmıştır. Bu karanlık yönler de genelde kötülük ve korku adları altında toplanabilir. Küreyle en içli dışlı olan 3 kişi sonunda birbirlerinin korkularıyla mücadele etmek zorunda kalırlar.
Best-seller’dan beyazperdeye
Michael Crichton'ın birbiriyle ilgisiz böyle bestseller kitaplar yazabilmesi ayrı bir mesele, iyi bir yönetmen olan Barry Levinson'ın filmde bazı kolay yollara sapmayı tercih etmesi de daha başka bir mesele. Filmin ilk yarısında sanki seyirci bir an önce Küre'yi görsün diye kestirmeden gidiliyor. Ne kahramanları tam tanıyabiliyoruz, ne onların yetenekleri hakkında fikir sahibi oluyoruz ne de OSSA'nın neci olduğunu anlayabiliyoruz. Ama anladığımız aslında kitapta bunların hepsi olduğu ama Levinson'ın konuya bir an önce girme telaşı. Buna rağmen filmin girişi ve kuruluşu izleyiciyi meraklandırıyor hatta ikinci yarısı başlar başlamaz bir hayli de geriyor. Levinson özellikle sığınağa yapılan saldırı sahnesinde teknikten de yararlanarak hayli gerilimli ve güzel sahneler çekebilmiş. Yine de siz bu sahnelerde dahi birkaç filmi hatırlamadan edemiyorsunuz. Samuel L. Jackson'ın gemiye gelişi ve hafiften garipleşmesinin anlatıldığı yemek sahnesi bize ilk "Alien" filmini hatta film bütünen de "Ufuk Faciası"nı hatırlatıyor. Tabi ki ortalarda cesetler, kanlar ve yaratıklar yok. Levinson filmini daha çok insan psikolojisi üzerine kurmuş. Yıldız oyunculara kıyamaması yüzünden filmin finaline kadar getirdiği gerilimi ve psikolojik temeli finalde sarsıyor ne yazık ki.
Çocuksu bir final
Beklenen final yaşandıktan sonra izleyenlerin kafası bir hayli karışmış olduğundan Levinson filmde kalmış bazı gizleri oyuncuların ağzından açıklamayı uygun görüyor. Bu da finali daha da zayıflatıyor. Sonuç, tıpkı James Cameron'un "The Abyss"inde de olduğu gibi, iyi amaçla gelmiş dışsal bir "şey"e insanlığın daha hazır olmayışı gibi öğretici bir yere varıyor. Kurtulanlar bunu unutacaklarına söz verdikleri anda Küre de göğe çıkıp yıldız oluyor. Ciddi bir gerilimle başlayan bir filmin böyle bitmesi doğrusu çok fazla çocuksu. İnsanların hayal ettiklerini gerçekleştiren bir dışsal nesneyi doğru düzgün kullanamayan biz insanların içler acısı halini göstermeyi amaçlayan Levinson bunu çok fazla doğrudan gözümüze sokuyor.
Sharon’dan oyunculuk çabası
Oyunculara gelince Dustin Hoffman boyunu, sesini ve badi badi yürüyüşünü çok iyi kullanıp avantaj haline getirmeyi gene başararak filmin en iyi oyuncusu oluyor tabi ki. Sharon Stone makyajsız yüzü ve sakladığı güzel vücuduyla oyunuculuk gücünü kanıtlamaya çalışıyor. Bir parça başarıyor da. Samuel L. Jackson ise kendisinden düşük bir performans sergiliyor aslında.
Sonuçta başarılı bir yönetmen Barry Levinson, filmografisinin iyi bir vitrini olabilecek ama içerik olarak zayıf sayılabilecek bir filme daha imzasını atıyor. Elliot Goldenthal'ın başarılı müziklerini ve Adam Greenberg'in temiz görüntülerini de çektiği finalle yok ediyor…


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

"Karım beni içki içtiğim için mi terketti yoksa karım beni terkettigi için mi içmeye başladım hatırlamıyorum..."







Seanslar
Fragman


