Gecenin Baykuşu: Bu da Amerikan baykuşu
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Şantaj, ihanet, aptal eşler, genç aşıklar ve aptalca şakalarla yaklaşık iki saatlik bir film var ortada. Niyet hafif ama durum biraz vahim…

Bu da Amerikan baykuşu

Politik ve sosyal olayları bile vücudumuzun üreme ve haz alma organlarıyla açıklamayı başaran, kısaca belden aşağı olarak nitelediğimiz esprilerle insanlara hoşça vakit geçirmeyi hedefleyen bir komedyen var ortada. Özel televizyon kanallarından birinde sohbet programı yapan bu ünlü kişi, gün geliyor patronundan uyarı cezası alıyor ve artık kendisine çeki düzen vermesi gerektiği konusunda gözdağı alıyor. Durum kurtarma çalışmalarıyla ortalık daha da karışıyor. Hayır, kimse hemen alınmasın! Bizim cehanımızla doğrudan bir ilgisi yok bu durumun. Özel televizyonlarımızın ülke sathında yayına başlamasıyla Türkçemize kazandırılan “stand-up komedi”, “talk show” gibi deyişlerin memleketinden, ABD’den geliyor “Gecenin Baykuşu”.

Emektar komedyen Rodney Dangerfield başrolde
Başrolde, filmin senaryosuna da katkıda bulunan Rodney Dangerfield var. Filme adını veren Wally Sparks’I canlandıran 75 yaşındaki Rodney Dangerfield Amerikan sahnelerinin en ünlü ve emektar stand-up komedyenlerinden. Başarılı sahne performansıyla öne çıkan ve sempatisiyle en “müstehcen” esprileri bile yenilir yutulur bir havada icra edebilen Dangerfield, daha önce de boygösterdiği ama genelde hayalkırıklığına uğradığı beyazparde çalışmalarının sonuncusuyla karşımızda. Yaşamla sanatın birbirini taklit etmesi paradoksundan hareketle başrole soyunan Dangerfield , pek popüler bir televizyon talk-show’cuyu canlandırıyor.

Gerisi malumunuz…
Ancak ağzına biber sürülmesi gerektiğine inanan muhafazakar kesime yağ çekmek isteyen patronları nedeniyle imaj değişikliğine gitmek zorunda kalıyor ve ilk olarak, sağ kanadın önemli politikacısı olan valiyle sohbet programı yapmak üzere kolları sıvıyor. Gerisi malumunuz. Esprilerle sürüklenen entrikanın iyice karışmasıyla yaratılan komik anlar ve kahkaha vaadi. Gecenin Başkuşu” bir komedi filmi. Kendi etiğiyle dalga geçerek, parodiye soyunan ve seyirciyi fazla oyalamadan ve düşündürmeden anında kahkahaya boğmayı hedefleyen bir tür. Şantaj, ihanet, aptal eşler, genç aşıklar ve aptalca şakalarla yaklaşık iki saatlik bir film var ortada. Niyet hafif ama durum biraz vahim…

Klişe formüller
“Gecenin Başkuşu”, kimilerine kaba gelebilecek denli açık saçık ama hala göndermelerle dolu bir cümlelik espriler başta olmak üzere bir Dangerfield filminden beklenen klişe formüllerle kotarılmış. Geçmişte izleyiciyi güldürmeyi başarmış bu formülün “Gecenin Baykuşu”nda pek de başarılı olmadığı ortada. Dangerfield’ın yeterince güldürmemesinin nedenlerinden yani türü dahilinde en önemli sorunlarından birisi komedi klüblerinde, spontan gelişmelerle etki yaratabilecek şakaların beyazperde dezavantajıyla karşılaşması. Bir de, daha önce fazlasıyla kulağımıza çalındığı için artık kanıksadığımız belden aşağı eski esprilerin artık miyadını doldurmuş olması ve bu yıpranmış şakaların gülmeyi bekleyenlere bezdirici anlar yaşatması.

Yıpranmış espriler
Bu espri kabızlığı senaryonun genelinde ortaya çıkan bir sorun oluyor. Böylece Dangerfield'ın Jay Leno gibi zamane talk-showcularını devreye sokarak göndermeler yapma ve bir dolu ünlü ismi hicvederek kızdırma niyeti de boşlukta sallanıyor. Alaycı ve ironik olma şansını oldukça kaybeden film, tek boyutlu senaryoda duyarlı ve dokunaklı dokunuşlardan mahrum olan karakterlerin gelişme şansı yakalayamaması ile iyice zayıflıyor. Bu durumda, televizyon kanalının acımasız ya da piyasaya göre “işbilir” başkanı Burt Reynolds, gösterinin yapımcısı Debi Mazar, muhafazakar vali rolündeki David Ogden Stiers gibi oyuncular senaryonun elverdiği ölçüde abartıyorlar.

Bizim baykuşlarımıza nazire
“ALF” dizisiyle ünlenen Peter Baldwin’in yönettiği filmin durumu aslında bu kadar da vahim değil. Kendi parodisi içinde varolmaya çalışan filme çok da haksızlık etmemek gerekiyor. Büyük ölçüde özel televizyonlar aracılığıyla bağrımıza bastığımız Amerikan kültüründen İngilizce yansıyan bazı esprilerin hakkını da vermek gerek. Ayrıca “Jack Daniels’ı aramaya bara gidiyorum” gibi bazı esprilerin, 7-Up gazoz geçmişi çok uzun olmayan geniş kitlelerimiz tarafından anlaşılmaması kimsenin suçu değil. Amerikan televizyon ve gösteri dünyasından birçok ismi bilmediğimiz için bazı anlar dudak bükmemiz onların değil, olsa olsa bizim “hatamız” olabilir. Yine de tüm vahim irdelemeleri bırakıp, kendi özel televizyonlarımız ve memleketimizin gösteri dünyasıyla ilgili bir karşılaştırma yapma imkanı sunması açısından faydalı ve eğlenceli olabilir. Bizim ünlülerimize nerden geldik, nereye gitmiyoruz da yerimizde oyalanıyoruz, başlıklı hafif bir ders vazifesi de görebilir.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Aşka Davet
Beverly Clark: Yaşamlarımıza tanıklık edecek birine ihtiyacımız var. Bu gezegende milyarlarca insan var. Söylemek istediğim şu, hangimizin hayatının gerçek bir anlamı var? Fakat evliliklerde her şeye dikkat edeceğin üzerine söz veriyorsun. İyi şeyler, kötü şeyler, korkunç şeyler, sıradan şeyler... Hepsine, her zaman, her gün. Şöyle diyorsun: “Yaşamın uyarısız olmayacak, çünkü ben uyaracağım. Yaşamın tanıksız geçmeyecek çünkü ben senin tanığın olacağım.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com