Kabus metropolde mi, yoksa perdede mi?
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Ümit Cin Güven'in ikinci filmi "Metropol Kabusu", adının taşıdığı iddianın içini dolduramayan, aceleye getirildiği her karesinden hissedilebilen, bir sinema filminden çok, yankesiciliğe karşı yapılmış uzun bir VTR'yi andıran bir yapım.
Şimdiye kadar Antalya ve Ankara’da yarışan “Metropol Kabusu”, “Sır Çocukları”ndan hatırladığımız genç yönetmen Ümit Cin Güven’in ikinci filmi. Eleştiriye bu cümleyle başlamak, “Metropol Kabusu” özelinde ayrı bir önem taşıyor; çünkü sinemada hızla ilerlemek, hızla üretmek isteyen ama deneyimsiz bir yönetmenin ikinci filmi olması, “Metropol Kabusu”nun perdede özenilmemiş bir film gibi durmasının temel nedeni. Görüntü kalitesinden anlatım yapısına, diyaloglarından oyunculuklarına kadar, bir filmi oluşturan tüm öğelerin birden özensizce kotarıldığı bir film çekmek, özellikle B tipi sinemanın uçlarında gezinen yönetmenlerin sık sık başvurdukları bir tarz ve bu tür sinemanın da belirli bir alıcısı olduğu aşikâr. Ancak “Metropol Kabusu”nu izlerken sık sık, “ah keşke bu tür abartılı bir özensizliği bilinçsizce tercih etmiş bir film izliyor olsaydım” diye iç çekmenize rağmen, bir an için bile filmin kendi özensizliğinin farkında olduğu zannına kapılamıyorsunuz. Bu noktada, çok ciddi hedeflerle yola çıkmış, her anlamda eli yüzü düzgün bir film olma iddiasını taşıyan “Metropol Kabusu”, perdedeki duruşuyla bu ciddiyetin içini dolduramayınca, 90 dakikalık bir seyir kabusuna dönüşüyor. Film, paralel olarak gelişen iki öykü ekseninde ilerliyor. Bu öykülerin biri bir yankesici çetesi, diğeri de uyuşturucu kuryeliği yapan genç bir kadın çevresinde örülüyor. İlk hikâyede, Mazlum isimli saf bir gencin, hasta annesi ve yedi kardeşine bakabilmek için, bir süredir birlikte dolaştığı yankesici çetesine girme çabasına tanık oluyoruz. Her çeteye olduğu gibi bu çeteye giriş de belirli bir sınama döneminden geçmeyi gerektiriyor. Çetenin iki esas oğlanı Şahin ve Eşkıya, Mazlum’u yanlarına alarak metropolde işe çıkıyorlar. Filmin, anlatım açısından ilk büyük problemi, bu işe çıkma sahnelerinde göze çarpıyor. Yankesicilik gibi İstanbul’daki yaşamın önemli sorunlarından birini ele alan filmde, kaptı kaçtı sahneleri, adeta devlet televizyonunda çocuklar için hazırlanan ve üzerine kırmızı çarpı işaretinin konduğu öğretici VTR’ler gibi çekilmiş. Art arda gelen ve “yankesici arkadan kurbanına yaya olarak ya da bir araç içinde sinsice yaklaşır, çantasını sertçe çeker ve kaçar” mantık dizgesini izleyen bu sahnelerin bazıları, yankesicinin, kendisine direnen kurbanın üzerinde şiddet uygulamasıyla diğer sahnelerden farklılaştırılmaya çalışılmış. Ancak bu sahneler film içinde bir farklılaşmadan çok, bahsettiğimiz VTR’lerdeki kırmızı çarpıyı daha da koyulaştırma gibi bir işlev kazanıyor. Filme, detaylara girmeden, daha genel bir perspektiften bakınca da en sorunlu yanı, finale yaklaştıkça bu kırmızı çarpının daha da koyulaşması ve “yankesicilik yapma, yaparsan böyle olursun” mesajının daha da duyulur hale gelmesi. Ümit Cin Güven, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde filmin galasının ardından gerçekleştirilen söyleşide de filmdeki karakterlerin yaşamını tasvip etmediğini açıkça ifade etmişti; ancak bu kişisel bir duruş olmanın ötesine geçip, yönetmen, karakterleri kendi filmi içinde ahlaki açıdan yargılamaya çalışınca, ortaya oldukça didaktik bir film çıkması kaçınılmaz oluyor. Buna, bir de yaz sıcağında, güneşin tam tepede olduğu bir esnada, dijital kamerayla çekilmesi nedeniyle filmin, televizyon görüntüsüne oldukça yakın, fazlasıyla iki boyutlu bir görselliğe sahip olması ve senaryosunun devamlılık konusuna hiç dikkat edilmeden yazılmış olması gibi unsurlar eklenince (film içinde sürekli aynı sahneleri izliyormuş gibi hissetmemizde, aynı diyalogların tekrarlanmasının da rolü büyük. Öyle ki, çetenin elebaşı Şahin, Mazlum’a üç farklı kaptı kaçtı sahnesinde “hadi koçum, bu senin ilk işin, göreyim seni” diyor; bu örnekleri çoğaltmak mümkün), “Metropol Kabusu” 90 dakikalık bir “Dikkat, Dikkat!” programına dönüşmekten kurtulamıyor. Filmin, detaylarda kaybolmadan bahsedilmesi gereken diğer bir boyutu, Cin Güven’in anlatım biçimi olarak seçtiği paralel öyküleme. Sinemada defalarca kullanılan bu anlatım biçimi; paralel giden öykülerin, izleyicinin nasıl olacağını önceden tahmin edemeyeceği, sürpriz bir şekilde kesişmesiyle ya da izleyici bu kesişmenin nasıl gerçekleşeceğini tahmin etse bile, her bir öykünün kendi içerisinde oldukça etkileyici ve diğer(ler)ine bağlanan, çatısı iyi kurulmuş bir yapıya sahip olması koşuluyla anlamlı oluyor. Oysa “Metropol Kabusu”nda, daha ilk sahnelerden itibaren, karakterlere dair verilen bilgilerden, Mine Çayıroğlu’nun canlandırdığı uyuşturucu kuryesi kızla yankesicilerin hikâyesinin nasıl kesişeceğini tahmin edebiliyorsunuz. Üstelik her bir hikâye, kendi içinde de yukarıdaki paragrafta bir bölümüne değindiğim kusurlara sahip olunca, paralel anlatım tekniği tüm işlevselliğini ve etkileyiciliğini kaybediyor. Son olarak filmin adıyla içeriği arasında da, amaçladıklarıyla gerçekleştirebildikleri arasındaki uçurma benzer bir ‘beklediğini vermeme’ durumu olduğunu belirtelim. Günden güne daha da karmaşıklaşan, kişinin kendi öznel alanını savunmasının daha da güçleştiği ve istemediği bir kaderi yaşayan onlarca insanla dolan İstanbul’daki yaşam dair “Metropol Kabusu” isimli bir film çekildiğini duyduğumuzda; üstelik bu filmin, “Sır Çocukları” gibi, ilk film kusurları taşımasına rağmen, önemli artıları da bulunan bir filmi yönetmiş Ümit Cin Güven’in imzasını taşıyacağını öğrendiğimizde oldukça heyecanlanmıştık. Ne yazık ki, bizi o zaman heyecanlandıran film, bugün karşımıza gelen değil...
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Constantine
Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com