Burjuvazinin Gizli Çekiciliği

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
22. İstanbul Film Festivali’nin ‘Ustalara Saygı’ bölümünde kariyerinin farklı dönemlerinden beş filmiyle sinemaseverlerle buluşacak Claude Chabrol, Yeni Dalga kimliğini bir adım öteye taşıma konusunda en başarılı olmuş, en tutarlı ve en istikrarlı Fransız yönetmenlerden biri.
Öncülük Yaptığı Akımın Ötesinde Bir Yönetmen
Zamandan bağımsız varolmayı başaran eserler, anlatısının merkezine insanı alan eserler olmuştur. Yeni Dalga’nın öncülerinden olan Claude Chabrol de filmleri zamandan bağımsız izlenebilen büyük bir yönetmen. Filmlerinde insana karşı oluşturduğu tavır ve bundan temel alan anlatım biçimi, Chabrol’ü isminin birlikte anıldığı akımın da ötesinde bir yere oturtuyor. O, Godard’ın siyasi söylemlerinden, Rohmer ve Rivette’in ağırlığından uzakta, kendi sinemasını kurmuş ve krallığında insanoğlunun eylemlerinin arkasında yatan motivasyonların gelişimini yıllardır perdeye yansıtıyor.
Üretkenliği, üslubu, film teorisine ve anlatım tekniklerine katkılarıyla sinema tarihininin unutulmazlarından olan Claude Chabrol, ‘yaşayan büyük bir yönetmen’ tanımını sonuna dek hakediyor. Yeni Dalga (La Nouvelle Vague) karakteristiklerini tam anlamıyla taşımasa da akımın ilk filmi kabul edilen Yakışıklı Serge (Le Beau Serge, 1958) ile sinemaya yönetmen olarak adım atan Chabrol, bundan önce Yeni Dalga’nın diğer önemli isimleri François Truffaut, Eric Rohmer ve Jacques Rivette ile beraber efsanevi sinema dergisi Cahiers du Cinema’da sinema eleştirmenliği yaptı. 1957’de Rohmer ile Alfred Hitchcock üzerine kapsamlı bir çalışma gerçekleştiren Chabrol, yazılarıyla da film teorisine de önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Chabrol’ün filmlerinde Hitchcock’tan esinlenmeler de mevcut.
Nesnelliğin Kattığı Tat
Chabrol’ün filmlerinde ele aldığı yaşamlar ve bunların üzerine kurduğu stilize anlatım, Chabrol’ün ayrıksılığının yapıtaşları. Fransız burjuva yaşamına ustaca harmanladığı insan ruhunun karanlık köşelerinin kolkola gezdiği öykülerde, özellikle ihtiras, hırs ve cinayete karşı geliştirdiği tepeden bakış açısı ve nesnelliktir, Chabrol’ün filmlerine o hep aranan farklı tadı katan. Heyecan verici bu temaların şaşırtıcı bir soğuklukla işlenmesi, ‘Chabrol’ün tarzı’ olarak akıllara yerleşir. Yakışıklı Serge’da iki çocukluk arkadaşının yıllar sonra memleketlerinde buluşmasını anlatan Chabrol, hemen sonra çektiği Kuzenler’de (Les Cousins, 1959), bizi hep mesafeyle yaklaşacağı karakter isimleriyle tanıştırır: Charles, Paul ve Helene. Gerçekten de yönetmenin pek çok filmi, bu isimlerdeki karakterler arasındaki aşk üçgenleri, entrikalar ve yalanlar üzerinde inşa edilecektir.Yakışıklı Serge’da da çocukluk arkadaşları olarak karşımıza çıkmış Jean-Claude Brialy ve Gérard Blain bu filmde de zıt kuzenler olan Charles ve Paul’ü canlandırırlar. Charles, Chabrol’ün filmografisinde daha ciddi bir karakterken, Paul’ü hep daha zevk düşkünü olarak görürüz.
Aynası İştir Kişinin
Hitchcock’tan esinlenen Yakışıklı Serge’dan sonra da filmlerinde gerilim öğesine yer veren yönetmen, ilk renkli filmi olan Tehlikeli Rabıtalar’da (A Double Tour, 1959), bir kadının cinayete kurban gitmesinin, işlevlerini halihazırda yerine getiremeyen bir aile üzerindeki etkilerini anlatır. Burjuvazinin ahlak değerlerine getirdiği sıkı eleştirinin yanında film, şiddetin ailede temel bulmasına ve sosyal bir yanı olduğuna değinir.
Chabrol’ün ilk çağı olarak sınıflandırılabilecek bu filmlerin ardından gelen Ceylanlar (Les Biches, 1968), yönetmenin favori ilişki üçgenlerinden birini ilk kez perdeye yansıttığı eserdir: iki kişinin ilişkisine karışan üçüncü. Lezbiyen bir çiftin hayatını etkileyen bir adamın öykünün iskeletini oluşturduğu bu cesur filmle Chabrol, büyük başarı kazanır. Chabrol’ün uzun yıllar eşi ve oyuncusu olacak olan Stephane Audran da bu filmde başrollerden birindedir. Aynı yıl çekilen ve eleştirmenlerden olumlu not alan Vefasız Kadın (La Femme Infidele), yine bir aşk üçgenindeki kadın olan Helene’in kocasının sevgilisini öldürmesiyle hayatının ve evliliğinin altüst olmasını anlatır.
1969’da çektiği Canavar Ölmeli’de (Que La Bete Meure) sıkışmışlık hissinin yol açtığı ihtiraslar ele alınır. Charles, oğlunun katili Paul’ü ararken Paul ve Helene arasındaki ilişkiyi bozacaktir. Bir yıl sonra gelen Kasap’ta (Le Boucher), cinayete eğilimli Kasap Paul’ün öğretmen Helene’e de eğilimli olduğu anlaşılır. Helene, genç öğrencilerinden Charles’a eğilimlidir. Tehlikeli eğilimlerin merkeze alındığı film, karakterlerine belirli bir mesafeden bakan Chabrol’ün soğukkanlı tutumunu sürdürdüğü bir eserdir. Bu dönemler, Chabrol’ün altın çağı gibidir. Buradan sonra Chabrol bir süre hepsi başyapıt sayılmasa da bir grup polisiye film çeker ve televizyonlarla çalışır.
Chabrol’ün kariyerinde canlanma ve Isabelle Huppert’in sahneye girmesi 1978 tarihli Zehirli Çiçek’le (Violette Nozière) gerçekleşir. Gerçek bir öyküden uyarlanan filmde Huppert, aile bireylerini zehirleyen bir genç kızı canlandırır. Bir yakınlık kurulamayacak bu karakter, Chabrol’ün elinde sempati duyulabilecek bir insana dönüşür. Huppert, sonraları da beraber çalıştığı Chabrol’ün yönetmenliği için şöyle der: “Ne yapacağımı söylemeye çok az ihtiyaç duyuyor. Beni ‘gördüğünü’ hissediyorum. Oyunumun nereye gittiğini görüyor ve minimum müdahalede bulunuyor. Bir oyuncu için daha iyi bir pozisyon olamaz, çünkü mutlak güven içinde çalışıyorsunuz.”
Yorulmak bilmeyen Chabrol, Betty (1992), Huppert’li Seremoni (La Ceremonie, 1995) ve Sıcak Çikolata’da (Merci pour le Chocolat, 2000) yine bireyler arasındaki psikolojik gerilimler ve yoketme isteğini işliyor. Berlin Film Festivali’nde gösterilen son filmi Kötülük Çiçeği (Le Fleur du Mal, 2003) festival ziyaretçilerinden.
Karakteri Geliştiren Bir Öğe Olarak Öykü
Öyküyü değil karakterleri önemsediğini söyleyen Chabrol, öyküyü karakterin film boyunca değişimini desteklemek için kullanır. Yani alıştığımız üzere karakterin değişimi öyküyü yaratmaz Chabrol filmlerinde. Suç öğesinin gelişimini, karakterler arasındaki etkileşime bağlamak mümkündür. Örneğin Kasap’ta Helene ile kasabın ilişkisi geliştikçe kasabın öldürmeye eğiliminin artması, Chabrol’ün kullandığı bir kalıp olduğundan, şaşırtıcı değildir.
Chabrol’ün bireyin öldürmeye ve yok etmeye olan eğilimini de kimi zaman meşrulaştırdığını söyleyebiliriz. Bu süreç, yaşam tarzlarını ve sosyal değerleri yargılamak ve karakterleri uzakta tutarak ihtiraslarının gelişimini izlemekle gerçekleşir. Yok etme güdüsü, karakterin duygusal değişiminin bir sonucu olarak öyle bir doğallıkla çıkar ki ortaya, Fransız burjuvasında birbirini öldüren gergin karakterler normal gelmeye başlar izleyiciye.
Denizin Sonsuzluğu
Neredeyse yaşadığı her yıl için bir film yapmış bir yönetmen Claude Chabrol. ‘Auteur’ teorisine katkıda bulunmak ve sonra bu teorinin inceleyebileceği bir yönetmen olmak öyle herkesin harcı değil. Bunun yanında o, anlatım yollarında da farklılık yaratan üslubuyla hem Fransız hem dünya sinemasının büyük bir yönetmeni. Filmleri, onun karakterlerine takındığı soğuk ve uzak tavrı değil, izlenmeyi ve incelenmeyi hakediyor, çünkü insan eylemlerinin arkasında yatan şeyler yıllar geçse de aynı kalıyor. Chabrol, zamandan bağımsız önümüzde dururken bize şöyle diyor: “Yeni dalga, eski dalga… Aslında hepsi aynı denizde.”
Büke Yağlı
Not: Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Nisan (2003) sayısından alınmıştır.
Hafta sonu geceyarısı sineması:
25 Nisan Cuma:24:00 Merhaba Anne+Selamlar
26 Nisan Cmt: 24:00 Üç Maria+Dövme
25 Nisan Cuma:24:00 Merhaba Anne+Selamlar
26 Nisan Cmt: 24:00 Üç Maria+Dövme
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Altın Lale'yi "Aniden" aldı
- Festival'de son anlar, son filmler
- Hem stüdyo yönetmeni, hem ‘auteur’
- Yasujiro Ozu: Yerel (mi?), gelenekçi (mi?), zanaatkâr (mı?)
- Her gün bir sinemasevere çift kişilik davetiye!
- Mike Leigh yine İngiliz işçi sınıfına bakıyor
- Şölen'den Aşka Dair Her Şey'e...
- Pazartesi Auto Focus zamanı
- "On" ve günün diğer filmleri
- Yine geldi festivalin mevsimi
- Ustalardan son filmler
- Yaralı yüz ve Al Pacino
- Zeki Ökten ve sineması üzerine
- Türkan Şoray: Türk sinemasında bir mit
- Gönderilmemiş Mektuplar ve Türkan Şoray ile Kadir İnanır'ın ölümsüz kimyası


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Akıl Defteri
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce








Seanslar
Fragman

