Hem stüdyo yönetmeni, hem ‘auteur’

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Festivalin ‘Anısına’ bölümünün iki konuğundan biri olan William Wyler, Hollywood’un altın çağında film çekmiş pek çok yönetmen gibi hem stüdyo yönetmeni hem de ‘auteur’ olma özelliğini taşıyor.
Hollywood’un altın çağının en önemli yönetmenlerinden William Wyler, 22. İstanbul Film Festivali’nin ‘Anısına’ bölümünde yedi filmiyle karşımıza çıkıyor. Paris’te keman eğitimi alırken Universal Stüdyoları’nın önemli yöneticilerinden Carl Laemmle ile akrabalığı sayesinde Hollywood’a gelen Wyler’ın sinemayla ilk ilişkisi yabancı filmler için basın danışmanlığı olur. Asistan yönetmenliğini yaptığı westernlerin görece başarıları Wyler’a kısa sürede ilk yönetmenlik şansının getirir. 1925 yılında çektiği iki bobinlik western ile William Wyler’ın yarım asırlık yönetmenlik kariyeri başlar.
Jezebel (1938), Wuthering Heights (1939), Hayatımızın En Güzel Yılları (Best Years of Our Lives, 1946), Ben-Hur (1959) gibi filmler ile sadece ABD’de değil tüm dünyada büyük başarılara imza atan William Wyler’ı sinema tarihindeki bu önemli noktaya getiren pek çok etken vardı. Bunların başında çekimler sırasında her ayrıntıya gösterdiği dikkat ve özen, diyaloglara ve oyunculuğa verdiği önem ve stüdyo sistemi içerisinde yapımcılar başta olmak üzere organizasyonun tüm üyeleriyle gösterdiği uyum sayılabilir. Bu saydığımız nedenleri, pek çoğu 1940’lar ve 50’lerde Beyoğlu sinemalarında izlendikleri zamandan beri sinemaseverlerin zihinlerinde kalan sahneleri içeren birkaç filmden parça ve hikâyelerle örnekleyebiliriz. Hepsi de birer Hollywood klasiği haline gelmiş bu filmler, ilk gösterimlerinden bu yana kuşaklar boyunca Hollywood’un altın çağını tanımlayan eserler oldular.
Wyler ve Oyuncuları
Yönetmenliğe 20’li yılların sonunda Universal Stüdyoları’nda başlayan Wyler’ın bu stüdyonun film üretim tarzındaki hız ve özensizliğe duyduğu tepki, kendi filmlerinde en basit sahneleri dahi defalarca yeniden çekmesine neden olan yönetmenlik tarzının kaynaklarından biri. Oyuncuları üzerinde kurduğu hakimiyet çoğu zaman film setlerinde kavga-gürültüye neden olduysa da, Wyler’ın yönetmenliği altında pek çok Hollywood yıldızının en önemli ve başarılı performanslarını sergiledikleri bir gerçek. Bu durumun en göze batan örneklerinden biri William Wyler ve Bette Davis arasındaki aşk-nefret ilişkisi. Festivalde Jezebel ve Mektup (The Letter, 1940) filmleriyle bu ikilinin çalışmasını izleyebileceğiz. Dikkat çeken bir nokta her iki filmi de sürükleyen öğenin Bette Davis’in benzer karakteristiklere sahip oyunculuğu olması. Akademi, Davis’in oyunculuk potansiyelini en iyi değerlendiren yönetmenlerin başında William Wyler olduğu gerçeğini, En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı bir kez ve adaylığını iki kez William Wyler’ın yönettiği filmlerle Bette Davis’e sunarak desteklemiş oluyordu.
William Wyler’ın oyuncuları üzerindeki etkisinin bir diğer örneği ise yine festivalde izleyeceğimiz Korkunç Koleksiyoncu (The Collector, 1965) filminin başrol oyuncusu Samantha Eggar ile olan ilişkisi. Filmde, kaçırılıp, koleksiyonu yapılan bir eşya gibi eve kapatılan bir kızı canlandıran Eggar’ın, umutsuzca kapana sıkışmış bir insan psikozunu tam anlamıyla ekrana yansıtması için, çekimler boyunca setten ayrılmayı yasaklayan William Wyler, onun hayatındaki tek en iyi oyuncu dalında Oscar adaylığını ve Cannes Film Festivali’nin ödülünü almasında büyük rol oynamıştı kuşkusuz.
Bir Stüdyo ‘Auteur’ü Olarak William Wyler
William Wyler pek çok sinema tarihçisi tarafından Orson Welles ile birlikte Hollywod’un en önemli iki ‘auteur’ yönetmeninden bir olarak kabul edilmekte. Kuşkusuz, ‘auteur’ teorisi çerçevesinde ele alınan yönetmenlerin ürünleriyle klasik Hollywood döneminin üretim metotlarıyla yaratılan filmlerin aynı bağlamda ele alınması bir çelişki yaratıyor gibi gözükmekte. Öyle ki, üretimin her aşamasında neredeyse ‘fordist’ bir yaklaşımla ele alınan Hollywood filmlerinde, yönetmenin tümüyle kendisine ait birtakım öğeler aramak son derece zor. Aynı şekilde, bu öğelerin devamlılığını farklı pazarlara yönelik yapımcılar ve bu yapımcıların oluşturduğu ekiplerle çekilen çeşitli filmlerde aramak iyice zor. Yapmaya çalıştığımız, birbiriyle çelişkili gözüken iki kavramı, ‘bir auteur olarak yönetmen’ ve ‘stüdyo için çalışan yönetmen’, birbiriyle ilintilendirmek.
Ancak, William Wyler’ın durumu özellikle ele alındığında sinema tarihinde ender de olsa böylesi bir ilintilendirme anlam kazanmış oluyor. Onu bu noktaya getiren etkenlerin başında Wyler’ın yapım ekipleri ve bizzat yapımcılarıyla olan birlikteliğinde gösterdiği tutarlılık ve uyum var. Bu ilişkilerden yapımcı Samuel Goldwyn ve görüntü yönetmeni Gregg Toland ile olanları yazının ilerleyen bölümlerinde daha kapsamlı bir şekilde ele alacağız. Bu noktada Wyler’ı bir ‘auteur’ kılan özelliklerine değinebiliriz.
Bir stüdyo yönetmeninin ‘auteur’ yönünden bahsettiğimizde onun filmlerine kendi dünyasını yansıtış biçimlerinden veya tematik anlamda bir devamlılıktan bahsedemiyoruz. Bunun yerine belirli teknik öğelerin sürekli kullanımından ve bu öğelerin anlatımı belirlemesinden yola çıkabiliriz. Söz konusu yönetmen Wyler olunca ele alabileceğimiz teknik öğeler arasında minimize edilmiş montaj tekniğini, uzun çekimleri ve ‘deep focus’ çekim tekniğini sayabiliriz. Andre Bazin’e göre Wyler’a özgü sinema dilini oluşturan öğeler bu üç özelliğin bir arada kullanımında yatıyor. Wyler’ın derinlemesine çektiği uzun planlarda oyuncuları sahneye yerleştirme şekli, yarattığı bu her noktasında net uzay içerisinde kamerayı ve oyuncuları hareket ettirmesiyle ortaya çıkan anlatım yapısı içerisinde, sıkça kesmelerle bölünmüş orta derinlikte çekimlerle verilen hisse eşdeğer bir yapı ortaya koyuyor. Aynı sahne içerisinde Wyler’ın bizlere bir aksiyonla beraber bu aksiyona verilen tepkiyi sunduğunu görüyoruz. Böylesi özenle hazırlanmış sekanslar sayesinde seyircinin filmle beraber soluk alıp vermesi de sıkça kesilen benzer sahnelere oranla çok daha rahat oluyor.
William Wyler’ın başka bir belirgin özelliği ise filmlerinin senaryosuna ve diyaloglara gösterdiği özen. Her sahneyi tekrar tekrar çeken Wyler’ın, aynı tutumu diyalogların yazılması konusunda da gösterdiğine şahit oluyoruz. Senaristlerin değişmesi ve senaryoların geri gönderilmesi Wyler’ın çektiği filmlerde sıkça rastlanan durumlar. Örnek verecek olursak, Ben-Hur filminin, benzer temalarda, ona yakın bütçelerle ve olanaklarla çekilmiş diğer filmler arasından sıyrılıp, vasat diyaloglarla filme bir ‘camp’ havasının yayılmasının engelleyen en önemli etkenin Wyler’ın diyalogların niteliğinde ve bunların sahneye konuluşunda gösterdiği tutarlılık ve denge olduğunu söyleyebiliriz.
Wyler-Goldwyn ve Wyler-Toland Birlikteliği
William Wyler, 1939-1946 yılları arasında Hollywood’un en önemli yapımcılarından Samuel Goldwyn ile yedi film çekti. Hemen her biri birer klasik haline gelen bu filmlerde yapımcı ile yönetmen arasında büyük bir uyumun yakalandığını gözlemleyebiliyoruz. En büyük Hollywood stüdyolarından MGM’nin kurucularından olan Samuel Goldwyn’in bu stüdyoyla olan ortaklığı fazla uzun sürmedi. 1923 yılında kendi yapım şirketinin kuran Goldwyn, her defasında bir filmin üzerinde yoğunlaşarak diğer Hollywood stüdyolarından farklı bir üretim anlayışını benimsedi. Hiçbir B-tipi filme imza atmayan Goldwyn’in bu özenli yapımcılığının Wyler’ın yönetmenlik algısıyla uyumundan ortaya çıkan filmler hemen her dalda Oscarlar’a aday gösterildiler. Bu ikilinin en başarılı filmi olarak kabul edilebilecek, Hayatımızın En güzel Yılları’nı festivalde izleme şansı bulacağız. Ancak bu birlikteliğin her zaman bir stüdyo ‘auteur’ü olarak nitelendirdiğimiz Wyler’ın istekleri doğrultusunda şekillendiğini söyleyemeyiz. Filmlerin görsel içeriğinin ve anlatım biçiminin dışında pek çok konuda ve özellikle tematik anlamda Goldwyn’in dünya bakışının dışına çıkamaması, bu ikiliye özgü olmaktan çok stüdyo sisteminin bir özelliği. Dokuz dalda Oscar’a aday gösterilen Wuthering Heights filminin son sahnesini değiştiren Goldwyn’i protesto eden Wyler ve filmin başrol oyuncularının bu sahnenin çekiminde bulunmaması böylesi bir duruma tipik bir örnek. Pek çok sinema tarihçisi tarafından, 1930 ve 40’lı yıllarda Hollywood’un en önemli görüntü yönetmeni olarak nitelendirilen Gregg Toland ile William Wyler’ın birlikteliği Wyler’ın Goldwyn ile çektiği filmlerle devam ediyor. Wyler’ın onu bir ‘auteur’ kılan sinema dilini olgunlaştırmasında Gregg Toland ile olan işbirliğinin payı büyük.
İstanbul Film Festivali, yarım asrı geçen yönetmenlik kariyeri boyunca Hollywood’un en nitelikli örneklerini yaratan William Wyler’ın sinema tarihindeki yerini bizlere hatırlatacak bu gösterimlerle, aynı zamanda bu büyük ustanın filmlerini -pek çoğumuz için ilk kez- sinema perdesinde izleme olanağını sunuyor.
Emir Benli
Not: Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Nisan sayısında yayınlanmıştır.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Altın Lale'yi "Aniden" aldı
- Festival'de son anlar, son filmler
- Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
- Yasujiro Ozu: Yerel (mi?), gelenekçi (mi?), zanaatkâr (mı?)
- Her gün bir sinemasevere çift kişilik davetiye!
- Mike Leigh yine İngiliz işçi sınıfına bakıyor
- Şölen'den Aşka Dair Her Şey'e...
- Pazartesi Auto Focus zamanı
- "On" ve günün diğer filmleri
- Yine geldi festivalin mevsimi
- Ustalardan son filmler
- Yaralı yüz ve Al Pacino
- Zeki Ökten ve sineması üzerine
- Türkan Şoray: Türk sinemasında bir mit
- Gönderilmemiş Mektuplar ve Türkan Şoray ile Kadir İnanır'ın ölümsüz kimyası


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Başkan'ın Adamları
Bugüne dair iyi bir plan, yarına dair mükemmel bir plandan iyidir...
Bugüne dair iyi bir plan, yarına dair mükemmel bir plandan iyidir...








Seanslar
Fragman

