Türkan Şoray: Türk sinemasında bir mit

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
“Gönderilmemiş Mektuplar”da, bir süredir televizyon dizileriyle avuttuğu hayranlarıyla yeniden bir araya gelen Türkan Şoray’ın yalnızca bir oyuncu olduğunu söylemek zor. O hem halkla bütünleşmiş, hem de halk tarafından bir mit haline getirilmiş bir yıldız.
Türkan Şoray, sinemamızda sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen divalardan biri. Hem bu ülkede, hem de yurtdışında yaşayan birçok sinemaseverin, Türk sinemasıyla onun üzerinden, onun ‘auro’sı sayesinde ilişki kurduğunu söylemek mümkün. Türkiye’de sinemanın her döneminde var olmuş ve olmaya devam eden Şoray’ı, sinemamızın tarihiyle özdeşleşmiş bir isim olarak görmek mümkün; ama sadece bu kadarla yetinebilir miyiz? O, duruşu ve çevresinde yarattığı haleyle, bir oyuncu olmanın çok ötesine geçmiş, tek bir sıfatın yakışmadığı bir isim. Şimdiye kadar onu anlatmaya çalışan satırlardaki eksiklik duygusu da bu özelliğinden, sıradan bir insanı aşıp adeta bir mit haline gelişinden kaynaklanıyor. Tabii her mit gibi, o da –hiç istemese bile- toplumun dışında kalmaya, mit oluşunu desteklemeye, bir anlamda mahkûm olmuş bir yıldız. Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden Cemal Süreya’nın onun için dedikleri bu özelliğinin altını çiziyor: “Sinemanın, oyunculuğun ötesinde bir konum kazanmıştır Türkan Şoray. Halk özlemiyle oluşmuş bir mitostur. Ve ulaşılmaz bir yalnızlık içindedir.”
Tabii ki bu yalnızlık tek taraflı. Yoksa, onu seven milyonlar için Türkan Şoray, hep görmek istedikleri, kendilerine en yakın buldukları kişidir. Kimileri “Otobüs Yolcuları”ndaki halini sever, kimileri “Vesikalı Yarim”den başka hiçbir filmini tanımaz, diğerleri “Selvi Boylum Al Yazmalım” denince akan suları durdurur; özellikle kadın sorunuyla ilgilenen bazları da “Mine”yi ısrarla gündeme getirmeye çalışır. Aynı çeşitlilik, yıldızın kariyerine dönemler üzerinden yaklaşmayı tercih edenler arasında da görülür: Birçok sinemasever, 60’lı yıllarda canlandırdığı naif rollerde bulur aradığı Türkan Şoray’ı; diğerleri de özellikle “Dönüş”, “Bodrum Hâkimi”, “Deprem” ve “Devlerin Aşkı” gibi Kadir İnanır’la birlikte rol aldığı filmleri, dolayısıyla 70’lerin Sultanı’nı tercih ederler; pek çokları da sinema serüvenini yoğun bir şekilde yaşadığı son on yıl olan 80’leri ve “Yılanı Öldürseler”, “Mine”, “Seni Seviyorum”, “Gramafon Avrat”, “Hayallerim, Aşkım ve Sen” gibi Türk sinemasının yüzakı olmuş filmlerdeki olgun oyunculuğunu hiçbir şeye değişmezler. Ancak ısrarla onu 80’lerde bırakmak isteyen kalabalık kitleye rağmen, 90’larda “Kazandibi Tavukgöğsü”, “Şahmaran”, “Tatlı Betüş” ve “Nihavend Mucize”de yeni bir Türkan Şoray bulduklarını iddia eden, “İkinci Bahar” ve “Tatlı Hayat” gibi dizilerde ekranın başından kalkmayan, azımsanamayacak bir hayran kitlesinin oluştuğu kesin.
Atilla Dorsay’ın dediği gibi Türkan Şoray'ın bir yıldız olması aslında Hollywood'a yakışacak bir öyküdür; ama onu öyküsünün vardığı nokta, yıldızlarını tüketmesiyle meşhur Hollywood’u aşar, bir tür yaşam biçimine dönüşür. Özellikle, edindiği Türk kültürüne ve ahlâkına uygun kimlikle, adeta fetiş yönü ortadan kalkmış bir yıldız haline gelmiştir. Bu haliyle, doğal olarak ilahi bir yan, ulaşılamaz bir saflık kazanmıştır. Daha kariyerinin başlarında 20 Mayıs 1967 tarihli “Pazar” dergisinde yayınlanan şu kanunlar, onun, nasıl sistematik bir biçimde belirli bir imajı sahiplenmeye çalıştığını gösteriyor:
TÜRKAN ŞORAY KANUNLARI
1- Türkan Şoray film senaryolarını film çekim tarihinden en az bir ay önce beğenir.
2- Senaryoyu beğenmediği takdirde yeni senaryo verilecektir.
3- Her senaryoda beğendi mutabakatı şarttır.
4- Filmde öpüşme ve açık sahneler olmayacaktır.
5- Filmdeki modern giysiler Türkan Şoray'a, tarihsel olanlar ise şirkete aittir.
6- Film çekimi İstanbul dahili olup, Türkan Şoray İstanbul dışına çıkamaz.
7- Çalışma saatleri sabah 8 ile akşam 19 arasıdır.
8- Türkan Şoray, Pazar günleri çalışmaz.
9- Türkan Şoray adı jenerik, afiş, ilan ve sinema fenerlerinde başta ve tek olarak yazılacaktır.
10- Filmin her oynadığı yerde 9. madde uygulanacaktır.
11- Filmlerin seslendirilmesinde Türkan Şoray'ın sesi için kendi mutabakatı şarttır.
12- Şirket filmi kendi hesabına çeker. Eğer başka şirketle ortak yapıma gidilirse Türkan Şoray'ın mutabakatı şarttır.
13- Film renkli ise Türkan Şoray'ın mutabakatı ile çekim günleri uzayabilir.
14- Çekilecek filmin rejisörü ve baş erkek oyuncusu için Türkan Şoray'ın mutabakatı şarttır.
15- Bu şartlara riayet etmeyen film şirketi 100 bin TL Ödemeyi taahhüt eder.
16- İhtilaf vukuunda merci mahkemeler İstanbul mahkemeleridir.
17- Türkan Şoray şirketlerden film başına 60 bin TL alır.
18- Türkan Şoray mecburi gecikmeleri 10 günden fazla beklemez.
Pek çok yıldız için kapris olarak addedilebilecek bu istekler, onun durumunda Sultan’ın ilkeleri haline gelir; o dayanılmaz bakışları karşısında, bu ilkelerin her biri yapımcılar, yönetmenler ve de hayranları tarafından emir olarak algılanır.
Son olarak, Agâh Özgüç’ün ‘Türkan Şoray’ adlı kitabında yer alan ve Murathan Mungan’ın usta kaleminden çıkmış şarkı sözlerine yer vermek ‘sultan’ fenomenini anlamak için yolumuzu aydınlatacaktır:
Sultanın Gözleri
Işıklar sönerdi karanlık salonlarda
Soluğumuz tutulurdu heyecandan
Kamaşırdı gövdelerimiz
Beyazperde ürperirdi bakışlarından
Sultanın gözleriydi
Bizi büyük rüyalara çağıran
Hikâyeler anlatırdı
Kalbin büyük zamanlarından
Sultanın gözleri bize bakışmanın gizini verdi
Elayalarında kamyon camlarından
Anadolu bozkırlarında bakan
Taşra kahvelerinin duvarlarında
Herkesi nazardan koruyan
Bir gözü, Dünya Güzeli Züleyha,
Bit gözü, camaltında saklanan Şahmeran
Kalbimizin kilitli kaldığı karanlık salonlarda
Mazinin şiddetiyle şimdiye bakan
Sultanın gözleri
Üzerimize kapandı artık büyük kapılar
Ele geçirildi hikâyelerimiz
Herkesi kendi sinemasında
Hâlâ aynı aşk ve arzuyla oynayan
Sultanın gözleri
Ölümsüzlüğü kazandı yalnızca birkaç bakışmadan
Tabii ki bu yalnızlık tek taraflı. Yoksa, onu seven milyonlar için Türkan Şoray, hep görmek istedikleri, kendilerine en yakın buldukları kişidir. Kimileri “Otobüs Yolcuları”ndaki halini sever, kimileri “Vesikalı Yarim”den başka hiçbir filmini tanımaz, diğerleri “Selvi Boylum Al Yazmalım” denince akan suları durdurur; özellikle kadın sorunuyla ilgilenen bazları da “Mine”yi ısrarla gündeme getirmeye çalışır. Aynı çeşitlilik, yıldızın kariyerine dönemler üzerinden yaklaşmayı tercih edenler arasında da görülür: Birçok sinemasever, 60’lı yıllarda canlandırdığı naif rollerde bulur aradığı Türkan Şoray’ı; diğerleri de özellikle “Dönüş”, “Bodrum Hâkimi”, “Deprem” ve “Devlerin Aşkı” gibi Kadir İnanır’la birlikte rol aldığı filmleri, dolayısıyla 70’lerin Sultanı’nı tercih ederler; pek çokları da sinema serüvenini yoğun bir şekilde yaşadığı son on yıl olan 80’leri ve “Yılanı Öldürseler”, “Mine”, “Seni Seviyorum”, “Gramafon Avrat”, “Hayallerim, Aşkım ve Sen” gibi Türk sinemasının yüzakı olmuş filmlerdeki olgun oyunculuğunu hiçbir şeye değişmezler. Ancak ısrarla onu 80’lerde bırakmak isteyen kalabalık kitleye rağmen, 90’larda “Kazandibi Tavukgöğsü”, “Şahmaran”, “Tatlı Betüş” ve “Nihavend Mucize”de yeni bir Türkan Şoray bulduklarını iddia eden, “İkinci Bahar” ve “Tatlı Hayat” gibi dizilerde ekranın başından kalkmayan, azımsanamayacak bir hayran kitlesinin oluştuğu kesin.
Atilla Dorsay’ın dediği gibi Türkan Şoray'ın bir yıldız olması aslında Hollywood'a yakışacak bir öyküdür; ama onu öyküsünün vardığı nokta, yıldızlarını tüketmesiyle meşhur Hollywood’u aşar, bir tür yaşam biçimine dönüşür. Özellikle, edindiği Türk kültürüne ve ahlâkına uygun kimlikle, adeta fetiş yönü ortadan kalkmış bir yıldız haline gelmiştir. Bu haliyle, doğal olarak ilahi bir yan, ulaşılamaz bir saflık kazanmıştır. Daha kariyerinin başlarında 20 Mayıs 1967 tarihli “Pazar” dergisinde yayınlanan şu kanunlar, onun, nasıl sistematik bir biçimde belirli bir imajı sahiplenmeye çalıştığını gösteriyor:
TÜRKAN ŞORAY KANUNLARI
1- Türkan Şoray film senaryolarını film çekim tarihinden en az bir ay önce beğenir.
2- Senaryoyu beğenmediği takdirde yeni senaryo verilecektir.
3- Her senaryoda beğendi mutabakatı şarttır.
4- Filmde öpüşme ve açık sahneler olmayacaktır.
5- Filmdeki modern giysiler Türkan Şoray'a, tarihsel olanlar ise şirkete aittir.
6- Film çekimi İstanbul dahili olup, Türkan Şoray İstanbul dışına çıkamaz.
7- Çalışma saatleri sabah 8 ile akşam 19 arasıdır.
8- Türkan Şoray, Pazar günleri çalışmaz.
9- Türkan Şoray adı jenerik, afiş, ilan ve sinema fenerlerinde başta ve tek olarak yazılacaktır.
10- Filmin her oynadığı yerde 9. madde uygulanacaktır.
11- Filmlerin seslendirilmesinde Türkan Şoray'ın sesi için kendi mutabakatı şarttır.
12- Şirket filmi kendi hesabına çeker. Eğer başka şirketle ortak yapıma gidilirse Türkan Şoray'ın mutabakatı şarttır.
13- Film renkli ise Türkan Şoray'ın mutabakatı ile çekim günleri uzayabilir.
14- Çekilecek filmin rejisörü ve baş erkek oyuncusu için Türkan Şoray'ın mutabakatı şarttır.
15- Bu şartlara riayet etmeyen film şirketi 100 bin TL Ödemeyi taahhüt eder.
16- İhtilaf vukuunda merci mahkemeler İstanbul mahkemeleridir.
17- Türkan Şoray şirketlerden film başına 60 bin TL alır.
18- Türkan Şoray mecburi gecikmeleri 10 günden fazla beklemez.
Pek çok yıldız için kapris olarak addedilebilecek bu istekler, onun durumunda Sultan’ın ilkeleri haline gelir; o dayanılmaz bakışları karşısında, bu ilkelerin her biri yapımcılar, yönetmenler ve de hayranları tarafından emir olarak algılanır.
Son olarak, Agâh Özgüç’ün ‘Türkan Şoray’ adlı kitabında yer alan ve Murathan Mungan’ın usta kaleminden çıkmış şarkı sözlerine yer vermek ‘sultan’ fenomenini anlamak için yolumuzu aydınlatacaktır:
Sultanın Gözleri
Işıklar sönerdi karanlık salonlarda
Soluğumuz tutulurdu heyecandan
Kamaşırdı gövdelerimiz
Beyazperde ürperirdi bakışlarından
Sultanın gözleriydi
Bizi büyük rüyalara çağıran
Hikâyeler anlatırdı
Kalbin büyük zamanlarından
Sultanın gözleri bize bakışmanın gizini verdi
Elayalarında kamyon camlarından
Anadolu bozkırlarında bakan
Taşra kahvelerinin duvarlarında
Herkesi nazardan koruyan
Bir gözü, Dünya Güzeli Züleyha,
Bit gözü, camaltında saklanan Şahmeran
Kalbimizin kilitli kaldığı karanlık salonlarda
Mazinin şiddetiyle şimdiye bakan
Sultanın gözleri
Üzerimize kapandı artık büyük kapılar
Ele geçirildi hikâyelerimiz
Herkesi kendi sinemasında
Hâlâ aynı aşk ve arzuyla oynayan
Sultanın gözleri
Ölümsüzlüğü kazandı yalnızca birkaç bakışmadanHenüz kimse yorum yapmamış.
- Altın Lale'yi "Aniden" aldı
- Festival'de son anlar, son filmler
- Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
- Hem stüdyo yönetmeni, hem ‘auteur’
- Yasujiro Ozu: Yerel (mi?), gelenekçi (mi?), zanaatkâr (mı?)
- Her gün bir sinemasevere çift kişilik davetiye!
- Mike Leigh yine İngiliz işçi sınıfına bakıyor
- Şölen'den Aşka Dair Her Şey'e...
- Pazartesi Auto Focus zamanı
- "On" ve günün diğer filmleri
- Yine geldi festivalin mevsimi
- Ustalardan son filmler
- Yaralı yüz ve Al Pacino
- Zeki Ökten ve sineması üzerine
- Gönderilmemiş Mektuplar ve Türkan Şoray ile Kadir İnanır'ın ölümsüz kimyası


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Akıl Defteri
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce







Seanslar
Fragman

