Kayıt
Zeki Ökten ve sineması üzerine
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Festivalde filmlerinin toplu gösterisiyle seyirciyle buluşacak olan Zeki Ökten, son filmi Gülüm ve iki yıl önce çektiği “Güle Güle” ile yeniden oturduğu yönetmenlik koltuğundan kalkmaya niyetli olmadığını gösteriyor adeta. Ökten’in 60’lı yıllarda başlayan yönetmenli
Zeki Ökten, Prof. Dr. Alim Şerif Onaran’ın terminolojisiyle, Türk sinemasındaki “orta kuşak” yönetmenlerin birçoğu gibi sinemaya asistan olarak başladı. Atıf Yılmaz, Lütfi Akad gibi eski kuşağın önemli yönetmenleriyle olduğu gibi, orta kuşaktan olup film çekmeye kendisinden önce başlamış olan Halid Refiğ gibi isimlerle de çalıştı. Zeki Ökten, kendisi gibi en iyi filmini bir Yılmaz Güney senaryosundan (“Yol”) çekmiş olan Şerif Gören’le birlikte, bayrağı Güney’den devralıp 70’lerin ikinci yarısı ve 80’lerin büyük bölümünde Türk sinemasında en elle tutulur filmleri üreten “yeni sinema”nın öncülerinden biri olarak görülüyor. Ökten’in filmografisine baktığımızda ilk filmini 1963 yılında çektiğini (“Ölü Pazarı”), ancak bu filmin istenilen başarıya ulaşmaması nedeniyle yeniden yönetmen asistanlığına dönüp, özellikle Atıf Yılmaz’ın birçok filminde asistan olarak yer aldığını görüyoruz. Bu anlamda Ökten’in, bugünkü genç yönetmenlerde rastlanmayan şekilde kendiyle barışık olduğunun; bir film çekebileceği, daha doğrusu istediği filmi çekebileceği olgunluğa erişine kadar kendisinden daha deneyimli yönetmenlerin yanında çıraklık etmekten gocunmadığının altını kalınca çizmek gerekiyor. Yaklaşık dokuz yıllık bir aradan sonra, 1972 yılında iki filmde yeniden yönetmen koltuğuna oturuyor Ökten: “Kadın Yapar” ve “Kırık Hayat”. Giovanni Scognamillo, Ökten’in bu filmlerini “piyasa kurallarına uygun ve düzgün iki film” (Scognamillo, 1988) olarak nitelendirmiş. Bu filmlerden bir yıl “Bir Demet Menekşe” ve “Ağrı Dağı’nın Gazabı”nı çekiyor Ökten. Özellikle, Selim İleri’nin senaryosuna dayanan, başrollerinde Kartal Tibet ve Hale Soygazinin yer aldığı ”Bir Demet Menekşe”, Yeşilçam’ın birçok defa el attığı ‘zengin adam’ ile ‘fakir kız’ arasındaki aşkı, ağdalı melodrama kaçmadan, kendine özgü bir yaklaşımla yansıtan bir film olarak sinema tarihimizde kendine has bir yr ediniyor. Hatta, Onaran, Ökten’in bu filmini, “onun sinemada kendine has bir anlatım özelliği bulunduğunu vurgulayan ilk önemli filmi” olarak nitelendirmiş. Aynı yıl, daha sonra çok farklı bir şekilde yeniden el atacağı güldürüler çekmeye başlıyor: “Bitirim Kardeşler” ve “Bitirimler Sosyetede”. 1974’te, yine farklı bir türe el atan Ökten, o dönemde büyük ilgi gören, popüler şarkıcılarla film çekme geleneğine eklemlenerek, Emel Sayın’lı bir ‘şarkılı film’ olan “Hasret”i çekiyor. Aynı yıl çektiği ve başrollerini Kadir İnanır ile Selma Güneri’ye verdiği “Askerin Dönüşü” askerliği sırasında bir kaçakçıyı öldüren ve çektiği vicdan azabından kurtulabilmek için kaçakçının ailesine yardımcı olmaya çalışan birinin öyküsünü anlatıyordu. Kadir İnanır’ın başarılı oyunculuğuyla, konu aldığı askerin içine düştüğü zor durumu, başarılı bir karakter çalışmasıyla yansıtan Ökten, özellikle 90’lı yıllarda sayısı iyice artacak olan, psikolojik unsurlara ağırlık veren filmlerin, ilk örneklerinden birini gerçekleştiriyordu. İlerleyen yıllarda, kendisine gişede de başarı getirecek olan Kemal Sunal filmleri çekiyor (“Hanzo” 1975; “Şaşkın Damat” 1975; “Kapıcılar Kralı” 1976; “Çöpçüler Kralı” 1977). Bu filmlerden son ikisinde, yalnızca Kemal Sunal’ın kendine has karizmasına yaslanmayıp, dönemin koşullarını ortaya çıkaran ve de eleştiren bir anlayış benimsedi Ökten. 70’lerin son dönemini, Zeki Ökten’in kariyerinde bir dönüm noktası olarak değerlendirmek çok da yanlış olmayacaktır. 1978’de, Yılmaz Güney’in senaryosundan filme aldığı “Sürü”, yönetmenin sinemasında bir sıçrama noktası oldu adeta. Hayvancılıkla geçinen göçer bir aşireti merkeze alarak, hem o aşiretin yaşam biçimine, hem göçer olarak yaşamalarından kaynaklanan sorunlarına, hem de yaşamalarını sağlayan hayvanlarını satabilmek için ekonomik ilişkiye girmeye adeta mahkûm oldukları kentle sorunlu ilişkilerine değinen film, dozu çok iyi ayarlanmış bir dram olmasının yanı sıra; Güney’in sinema geleneğinin bir devamı olarak, toplumsal gerçekliği yansıtmada takındığı dolaysız tutumla da sarsıcı bir etki yaratıyordu. Yurtiçinde SİYAD tarafından “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Erkek Oyuncu” (Tarık Akan) ve “En İyi Kadın Oyuncu” (Melike Demirağ) ödüllerine lâyık görülen film, uluslararası arenada da bu başarısını sürdürdü ve 29. Berlin Film Şenliği’nde “Uluslararası Protestan Film Jürisi” ile “Katolik Film Organizasyonu”nun ödüllerini kazandı. Bu filmden hemen bir yıl sonra, yine Yılmaz Güney’in bir senaryosundan çektiği ve Türk sineması için pek alışıldık olmayan 2 saat 40 dakikalık süresiyle dikkat çeken “Düşman”’da bu kez işsizlik ve ondan kaynaklanan yoksulluğun aileyi parçalayıcı etkisine değinen film sansür girişimleriyle engellenmeye çalışılsa da, Danıştay tarafından sansür kararı bozuluyor ve 30. Berlin Film Şenliği’nde Ökten Berlin’de bir yıl önceki başarısını yineliyordu. Zeki Ökten 80’li yıllarda, Yılmaz Güney’in senaryolarından çektiği bu filmlerde açığa çıkan toplumsal sorunlara duyarlı tavrını sürdürdü. Özal’lı yılların hakim söylemi olan “köşe dönme” üzerine çektiği “Faize Hücum” (1982) ve “Yoksul” (1986); dolaylı yoldan da olsa 12 Eylül dönemine ve özellikle işkence sorununa değindiği “Ses” (1986) ve “köşe dönme” mantığının çıkışsızlığını göstermenin yanında göç sorunuyla birlikte büyüyen gecekondu sorununu da deştiği “Düttürü Dünya” bu filmlerin en öne çıkanları. Özellikle taşra güldürüleriyle halk tarafından benimsenen ve bir sinema aktörü olmanın çok ötesine geçen Kemal Sunal’la çevirdiği “Yoksul” ve “Düttürü Dünya” gibi filmlerde, izleyicilere ‘gülmeye alıştıkları’ “Şaban”dan çok farklı karakterler sunan Ökten, kariyerinin bu döneminde “80’lerde Türkiye’deki yaşam biçimini belirleyen alaturka, arabesk toplumsal duyarsızlığı, yozlaşmayı ustalıklı bir kara güldürü bordürüne oturtabiliyor ve mutlu sonla biten Kemal Sunal güldürülerine alışmış seyircide hayal kırkılığı yaratıyordu” (Onaran, 1995) Zeki Ökten 90’lı yılları ilginç bir şekilde suskun geçirdi. Yalnızca Ömer Kavur, İrfan Tözüm, Yusuf Kurçenli ve Erden Kıral gibi yönetmenlerle birlikte “Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey” adlı projede yer aldı. Uzun süren suskunluğunu iki yıl önce vizyona giren ”Güle Güle”yle bozan Zeki Ökten, aynı zamanda uzun süredir birlikte film çevirmeyen Zeki Alaysa ve Metin Akpınar’ı da yeniden buluşturuyordu. Bugün Türk sineması deyince akla gelen iyi oyuncuların neredeyse üçte ikisini aynı filmde buluşturan Ökten, bu filmden kısa süre sonra, bu hafta vizyona girecek olan Gülüm için çalışmaya başladı ve adeta bu geri dönüşte ne kadar ciddi olduğunu gösterdi. “Gülüm”de, en iyi filmi olarak adlandırdığımız “Sürü”de başrolü verdiği Tarık Akanla yeniden çalışan Ökten, 70’li yılların sonunda başladığı toplumsal sorunlara değinen sinema anlayışını bir ölçüde koruyor ve “Gülüm” de kuşak çatışmasıyla birlikte, her şeyin ‘para’ ile ölçülmeye başladığı günümüz ortamında kariyerden başka bir şey düşünmeyen insanların aile içi ilişkilerini sürdürmekte ne kadar zorlandığına da parmak basıyor. Not: Ne yazık ki bugün,Türk sinemasının bırakın erken dönemini, en parlak yılları olarak nitelendirilebilecek 60’lı ve 70’li yıllardaki örneklerine bile ulaşmak, yabancı filmlere ulaşmaktan çok daha zor. Türk sineması arşivinin büyük bölümünü elinde tutan Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV bölümünün sınırlı olanaklarıyla araştırmacıların arşivinden yararlanabilmesi için gösterdiği çabalar takdiri hak ediyor. Ancak dileğimiz, TV’den kötü koşullarda film izlemek istemeyen meraklı gençlerin Türk sinema tarihini bizzat filmleri izleyerek öğrenmelerini sağlayacak etkinliklerin arttırılması. Bu konuda, her yıl Türk sinemasında önemli yeri olan bir yönetmenin retrospektifini düzenleyen İstanbul Film Festivali, bu yılki programında Zeki Ökten’in filmografisindeki önemli filmlere yer verecek. Ancak ne yazık ki onların çabaları da Mimar Sinan Üniversitesi’ninkiler gibi çok sınırlı kalıyor. Yazıda adı geçen filmlerin büyük bölümünü izleme şansım olmadığından, bu yazı büyük ölçüde aşağıdaki kaynaklardan derlenmiştir: 1) Onaran, Alim Şerif. “Türk Sineması – I. Cilt”, Kitle Yayınları, Şubat 1994 (sf. 152-154) 2) Onaran, Alim Şerif. “Türk Sineması – II. Cilt”, Kitle Yayınları, Şubat 1994 (sf. 55-57) 3) Scognamillo, Giovanni. “Türk Sinema Tarihi – İkinci Cilt, 1960-1986” Metis Yayıncılık, Kasım 1988 (sf. 170-173)
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Maviliklere Doğru (28 Ağustos 2008 20:45 Kanal D)
Paul Walker, Jessica Alba, Scott Caan ve Ashley Scott'un oynadığı Maviliklere Doğru adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45 'te Kanal D ekranlarında...
Replik
Çılgın
Kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com