Yine geldi festivalin mevsimi

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Güzel havalarla birlikte İstanbul'a yine bahar ve baharla özdeşleşen film festivali geliyor...
12 -27 Nisan tarihleri arasında kendi fani dünyalarımızı dışarıda bırakıp, karanlık salonlarda aydınlanan farklı dünyalara kaptıracağız...
Üstelik bu iki haftalık sürede bizi bekleyen yaklaşık 200 filmin arasından seçimler ve keşifler yapma heyecanı ve tatlı yorgunluğu da cabası.
12 -27 Nisan tarihleri arasında kendi fani dünyalarımızı dışarıda bırakıp, karanlık salonlarda aydınlanan farklı dünyalara kaptıracağız...
Üstelik bu iki haftalık sürede bizi bekleyen yaklaşık 200 filmin arasından seçimler ve keşifler yapma heyecanı ve tatlı yorgunluğu da cabası.
Beyoğlu sinemaları ile Kadıköy cenahı, yaklaşık 200 filmi sinemaseverlerin huzuruna taşıyacak. Bu kadar büyük bir şenlikte ne yapmalı, hangi filmleri seçimleri, neleri izlemeli?
Festival’de bölümler muhtelif, seçenekler sayısız. En iyisi baştan başlamalı. 11 Nisan Cuma akşamı Chen Kaige'nin son filmi Birlikte ile açılan festivalin kapanış filmi ise 26 Nisan’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gösterilecek olan Antonio Hernandez'in Sınırsız Kentte adlı yapımı.
Festivalde bizim için hemen öne çıkan filmlerini sayarsak; Meksikalı yönetmen Carlos Reygadas'ın ölüm ve yaşam üzerine geliştirdiği beyazperde meditasyonu Japonya, John Malkovich'in Latin Amerika terörünü polisiye bir kurguyla anlattığı Yukarıdaki Dansçı, Romanya’dan sistem içinde sıkışmış insanların yeni bir yaşam düşlerini anlatan keyifli komedi Batı, Aleksandre Sokurov ustanın Rus Hazine Sandığı, Kuzeyli Aki Kaurismaki'nin bireysel yalnızlığa keskin espri anlayışla odaklandığı Geçmişi Olmayan Adam. Unutmadan; Usta yönetmen Terry Gilliam'ın tutkuyla kendini adayıp ama çekemediği Don Kişot filminin traji komik çekim sürecini anlatan belgesel La Mancha'da Kaybolanlar'ın favorim olduğunu belirteyim.
Altın Lale; ödüllü Uluslararası Yarışma bölümüne geçersek, ilk gözümüze çarpan film, Meksika’dan gelen Rahip Amaro'nun Günahları oluyor. Bu yıl en iyi yabancı dilde aday olduğu Oscar ödüllerinden malesef eli boş dönen film, genç bir rahibin erdeme giden yolun oldukça çetrefilli, her günahın bedelinin de ağır olabileceğini öğrenme sürecini anlatıyor. Viyana’da tanıştığım genç ve enerjik Arjantinli yönetmen Diego Lerman'ın Viennale FİPRESCİ Ödülü de aldığı Aniden ise başarılı bir yol filmi. Yarışmada değil ama hemen araya sıkıştıralım; yine Arjantin’den gelen El Bonarense polis teşkilatındaki yolsuzluğu ve bir polisin yıkılan masumiyetini yalın ve cesur bir anlatımla getiriyor. Yarışmaya dönersek, 13 ayrı filmin yeraldığı bölümde bir de Rebecca Miller'ın Kişisel Sürat'i var. Soyadı sizde çağrışım yaptıysa haklısınız. Arthur Miller'ın kızı, Daniel Day Lewis'in eşi olan Rebecca Miller, ressam ve heykeltraş olarak başladığı sanat yaşamınını tiyatro ve beyazperdede devam ettiriyor. Kişisel Sürat üç farklı kadınını sıradan yaşamlarından kaçma çabasıyla gelişen radikal kararlarırını ve o karar anını araştırıyor.
Festival sponsorluğunu yine Turkcell'in üstlendiği organizasyonda bu yıl bir yenilik olarak ‘Turkcell Galaları’ özel bölümü var. Dünya vizyonunda ilgi gören, ünlü isimlerin yeni filmlerinin seyirciyle buluşacağı bu bölümün en hoş süprizlerinden birisi John Malkovich'in ilk yönetmenlik çalışması olan Yukarıdaki Dansçı, Latin Amerika terörünü polisiye türünden ve bir aşk öyküsünden destek alarak anlatan filmde Latin Amerika’nın popüler aktörü Javier Bardem başrolde. Festivalin en özgün isimlerinden birisi kuşkusuz sıradışı Finli yönetmen Aki Kaurismaki. Sistemin bir kenara itelediği karakterlere yer vererek ‘refah’ toplumuna keskin ve alaycı bir eleştiri getiriren Finli Kaurismaki, 2002 Cannes Jüri Büyük Ödüllü Geçmişi Olmayan Adam'la ile karşımızda. Kaurismaki, en iyi yabancı dilde Oscar adayı olduğu halde Irak savaşını prostesto ederek törene katılmadı.
Şölen'le hemen hatırlayacağımız Thomas Vinterberg yeni filmi Aşka Dair Her Şeyde, çevresel yıkımın buzul çağına ve yerçekimi kaybına yol açtığı bir yakın geleceği dekor olarak kullanıyor. Kalplerini aniden donduran ölümcül bir hastalıktan müzdarip kahramanlarımız aracılığıyla bize çağımızın sevgisizlik hastalığını anlatan filmde Claire Dennis ve Joaquin Phoenix başrollerde.
Gözden düşmüş bir yönetmenin bir dönüş filmi yapma şansı elde edince ne yapar. Elbette panikler! Ama söz konusu Woody Allen ve onun ‘nevrotik’ halleri olunca bu yönetmen aniden kör de olabilir. İşte Hollywoodvari Bir Son, Allen’ın melodramik yapıyı tiye aldığı son komedisinin adı.
Sırada, Boogie Nights ve Magnolia'dan sonra ne yapacağı merakla beklenen Paul Thomas Anderson var. Özel yaşamında da hayran olduğu Adam Sandler'a başrol Aşk Sarhoşu ile Cannes 2002’de en iyi yönetmen ödülü alan yönetmen, Sandler’ın yanına Emily Watson'u koymuş. Lars Von Trier’in “Dalgaları Aşmak” filmiyle sinemada olaganüstü bir başlangıç yapan tiyatro kökenli İngiliz oyuncu Emily Watson’ın da desteğiyle çevresiyle uyumsuz genç bir adamın yaşamına odaklanan sıradışı bir romantik komedi.
Yine beyazperdede sahne kuran ustadımız Carlos Saura, klasik İspanyol balesinin kalıplarını kullanarak İncil’deki Salome hikâyesini aynı adlı filmindeki özgün bakış açısıyla getiriyor. Meraklısına önemli not; başroldeki ünlü dansçı Aida Gomez inanılmaz bir perfonmasla gözlerimize ve ruhlarımıza sesleniyor.
Başka başarılı filmleri olsa da hala Ağlatan Oyun ile hatırladığım Irlandalı Neil Jordan, son filmi Hırsız ile karşımızda. Bir yeniden uyarlama olan film, bir yandan kusursuz bir son soygun gerçekleştirmeye çalışırken, kendisini de düzeltmeye çalışan bir adamın öyküsünü anlatan bir suç dramı. Başrollerde Nick Nolte ile benzersiz Tcheky Karyo'nun olduğunu hatırlatalım.
1999 tarihli Rosetta ile Altın Palmiye alan Jean-Pierre ve Luc Dardenne biraderler ise son filmleri Oğul ile yine bireysel yalnıızlığına odaklanıyor. Taksi Şoförü'nün senaryosuyla Hollywood’da anında parlayan Amerikalı yönetmen Paul Schrader ise yeni filmi Auto Focus'ta gerçek bir yaşam öyküsüne odaklanıyor ve 60’ların ünlü TV aktörü, seks düşkünü Bob Crane’in renkli yaşamını ve gizemli ölümünü anlatıyor. Son derece eğlenceli ve sürükleyici bir film kotaran Schrader’ın filminde Greg Knear ve Willem Dafoe karşılıklı ‘döktürüyorlar’. Festival izleyicisinin bir başka kült yönetmeni Takeshi Kitano son filminde Japon Bunraku tiyatrosunun bebeklerinden esinlenerek, ölmeyen aşk ve bağlılık üzerine yaslanan üç öykü arasında meditatif bir sinema anlatımıyla gidip geliyor. Bir başka meditasyon ise genç Meksikalı sinemacı Carlos Reygadas'tan geliyor: Japonya. 2002 Altın Kamera ödüllü film, orta yaşlı bir adamın intihar etmek için Meksika’nın dağlık bölgesine yaptığı yolculuk aracılığıyla yaşam ile ölüm üzerine destansı bir anlatım yaratıyor beyazperdede. Festivalin en özgün yapımlarından birisi olan “Japonya”nın ayrıca bir ilk film olarak çok başarılı olduğunu ve festivallerde baştacı edildiğini vurgulayalım.
Son olarak Berlin Film Festivali’nde “Hero” adlı filmini izlediğim Çin sinemasının ünlü yönetmeni Zhang Yimou ise bir önceki filmi Mutlu Günler ile traji komik bir ahlâk dersi sunuyor. Yine Berlin’de izlediğim Solino ise Almanya’da yaşayan Fatih Akın'ın son filmi. “Temmuz’da”dan sonra bu kez 60’lı yıllara dönerek iki erkek kardeşin kişilik çatışmalarına odaklanıyor ve buna paralel ilerleyen bir temayla İtalya’dan Almanya’ya işçi olarak giden bir ailenin öyküsünü anlatıyor. Geçtiğimiz Selanik Film Festivali’nin juri başkanı olan Amerikalı usta Bob Rafelson ise biraz rahatlamak istemiş de kendisine ve izleyicilere bir şaka yapmak üzere Porn.com çekmiş gibi. Bizzat kendisinin başrolü oynadığı bu öyküde arkadaşının ricasıyla kerhen porno bir film çeken ünlü bir Hollywood yönetmeninin neler yaşayabileceğini anlatıyor ve festivalimizin Erotik Öyküler bölümünde yeralıyor. İngiliz usta sinemacı Mike Leigh ise Ya Hep Ya Hiç ile yine çok iyi bildiği Londra işçi sınıfına dönüyor ve bireysel ve toplumsal sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan aile bireylerini anlatıyor. O benzersiz duyarlı yaklaşımıyla ustamız yine gözde oyuncusu Timothy Spall'a başrol vermiş.
63 yaşındaki İranlı usta sinemacı Abbas Kioristami ise yeniliklerin izini sürmeye devam ediyor. Son filmi On'da bir arabanın ön paneline iki digital kamera yerleştiriyor ve direksiyona oturttuğu kadın sürücüyle bizi Tahran caddelerinde dolaştırarak İran toplumundaki kadın figürlerini resmediyor.
Festivalde bu yıl yeni bir köşe var: "Bollywood'dan Sevgilerle". Dünyanın en büyük film endüstrilerinden olan Hindistan sineması Bollywood’dan gelen Lagaan geçtiğimiz yıl Yabancı Film Oscarına adayı olmuştu. Saratchandra Chatterjee'nin aynı adlı klasikleşmiş romanının dördüncü uyarlaması olan Devdas ise başka bir iddialı film. ‘Anısına’ ve ‘Ustalara Saygı’ bölümlerini atlamamak gerek. Anısına bölümünde altı filmiyle izleyeceğimiz William Wyler 1925'ten ‘70'lere uzanan süreçte yaklaşık 70 film yapmış, çoğuyla gişe büyük ilgi bir görmüş bir yönetmen. İzleyeceğimiz klasikleri arasında “Bayan Minever”, “Büyük Ülke” ve “Ben-Hur” var. Bu bölümde yer alan Yasujiro Ozu ise Japon orta sınıfını aile hayatı aracılığıyla kuşak farklarına odaklanan sıradışı bir yönetmen. Ozu’nun “Tokyo Hikayesi” ve “Geç Gelen Bahar”’ ilk akla gelen klasikler. ‘Ustalara Saygı’ bölümünde ise Fransız Claude Chabrol, Amerikalı Brian de Palma, Edward Yang ve Türkiye’den Zeki Ökten’in filmleri var. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz ünlü oyuncu Rod Steiger ve yönetmenler Billy Wilder, John Frankenheimer, Karel Reisz ve Maurice Pialat’ı ise birer filmleriyle "Elveda" bölümünde hatırlayacağız. Bence festivalin en ilginç bölümlerinden birisi de "Andy Warhol Sunar: Paul Morrisey'in Üçlemesi". Andy Warhol'un mekânı Fabrika'da (Factory) çalışan film yapımcısı Paul Morrisey'in ünlü üçlemesi Flesh (1968), Trash (1970), Heat (1972) bu bölümde. "Çağının Tanığı: Estela Bravo" bölümünde ise Küba üzerine yirmi altı belgesel çeken Amerika doğumlu Estela Bravo'nun filmlerinden üç derleme program var. Festivalde son birkaç yıldır süregelen "Çağımızın Aynası: İnsan Hakları" bölümünü de . Dedik ya festivalde bölümler muhtelif; bu satırlar yetmeyecek. ”Ulusal Yarışma”da 10 Türk filmi yarışacak. Mustafa Altıoklar’ın ‘O Şimdi Asker’, Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’, Handan İpekçi’nin ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ ve Yusuf Kurçenli’nin ‘Gönderilmemiş Mektuplar’ adlı filmlerinin yanısıra henüz seyirci karşısına çıkmamış yeni filmler de var. Unutmadan, festivalde yine geleneksel “özel gösteri” var. Alman sinemasının ustalarından F.W. Murnau’nun ‘Şafak’ adlı filmi, piyanoda Kerem Görsev ve Ero Erdinç’in doğaçlama müzikleriyle gösterilecek. Bir de “Geceyarısı Sineması” var. Artık bu noktada dayanma gücünüz ortaya çıkacak gibi görünüyor. Kısaca, bu yıl nisan ayında bahar çiceklerini, kokusunu ve heyacanını yine sinema salonlarının karanlığı arasında verdiğimiz minik molalarda yaşayabileceğiz. İyi seyirler hepimize.
Gözden düşmüş bir yönetmenin bir dönüş filmi yapma şansı elde edince ne yapar. Elbette panikler! Ama söz konusu Woody Allen ve onun ‘nevrotik’ halleri olunca bu yönetmen aniden kör de olabilir. İşte Hollywoodvari Bir Son, Allen’ın melodramik yapıyı tiye aldığı son komedisinin adı.
Sırada, Boogie Nights ve Magnolia'dan sonra ne yapacağı merakla beklenen Paul Thomas Anderson var. Özel yaşamında da hayran olduğu Adam Sandler'a başrol Aşk Sarhoşu ile Cannes 2002’de en iyi yönetmen ödülü alan yönetmen, Sandler’ın yanına Emily Watson'u koymuş. Lars Von Trier’in “Dalgaları Aşmak” filmiyle sinemada olaganüstü bir başlangıç yapan tiyatro kökenli İngiliz oyuncu Emily Watson’ın da desteğiyle çevresiyle uyumsuz genç bir adamın yaşamına odaklanan sıradışı bir romantik komedi.
Yine beyazperdede sahne kuran ustadımız Carlos Saura, klasik İspanyol balesinin kalıplarını kullanarak İncil’deki Salome hikâyesini aynı adlı filmindeki özgün bakış açısıyla getiriyor. Meraklısına önemli not; başroldeki ünlü dansçı Aida Gomez inanılmaz bir perfonmasla gözlerimize ve ruhlarımıza sesleniyor.
Başka başarılı filmleri olsa da hala Ağlatan Oyun ile hatırladığım Irlandalı Neil Jordan, son filmi Hırsız ile karşımızda. Bir yeniden uyarlama olan film, bir yandan kusursuz bir son soygun gerçekleştirmeye çalışırken, kendisini de düzeltmeye çalışan bir adamın öyküsünü anlatan bir suç dramı. Başrollerde Nick Nolte ile benzersiz Tcheky Karyo'nun olduğunu hatırlatalım.
1999 tarihli Rosetta ile Altın Palmiye alan Jean-Pierre ve Luc Dardenne biraderler ise son filmleri Oğul ile yine bireysel yalnıızlığına odaklanıyor. Taksi Şoförü'nün senaryosuyla Hollywood’da anında parlayan Amerikalı yönetmen Paul Schrader ise yeni filmi Auto Focus'ta gerçek bir yaşam öyküsüne odaklanıyor ve 60’ların ünlü TV aktörü, seks düşkünü Bob Crane’in renkli yaşamını ve gizemli ölümünü anlatıyor. Son derece eğlenceli ve sürükleyici bir film kotaran Schrader’ın filminde Greg Knear ve Willem Dafoe karşılıklı ‘döktürüyorlar’. Festival izleyicisinin bir başka kült yönetmeni Takeshi Kitano son filminde Japon Bunraku tiyatrosunun bebeklerinden esinlenerek, ölmeyen aşk ve bağlılık üzerine yaslanan üç öykü arasında meditatif bir sinema anlatımıyla gidip geliyor. Bir başka meditasyon ise genç Meksikalı sinemacı Carlos Reygadas'tan geliyor: Japonya. 2002 Altın Kamera ödüllü film, orta yaşlı bir adamın intihar etmek için Meksika’nın dağlık bölgesine yaptığı yolculuk aracılığıyla yaşam ile ölüm üzerine destansı bir anlatım yaratıyor beyazperdede. Festivalin en özgün yapımlarından birisi olan “Japonya”nın ayrıca bir ilk film olarak çok başarılı olduğunu ve festivallerde baştacı edildiğini vurgulayalım.
Son olarak Berlin Film Festivali’nde “Hero” adlı filmini izlediğim Çin sinemasının ünlü yönetmeni Zhang Yimou ise bir önceki filmi Mutlu Günler ile traji komik bir ahlâk dersi sunuyor. Yine Berlin’de izlediğim Solino ise Almanya’da yaşayan Fatih Akın'ın son filmi. “Temmuz’da”dan sonra bu kez 60’lı yıllara dönerek iki erkek kardeşin kişilik çatışmalarına odaklanıyor ve buna paralel ilerleyen bir temayla İtalya’dan Almanya’ya işçi olarak giden bir ailenin öyküsünü anlatıyor. Geçtiğimiz Selanik Film Festivali’nin juri başkanı olan Amerikalı usta Bob Rafelson ise biraz rahatlamak istemiş de kendisine ve izleyicilere bir şaka yapmak üzere Porn.com çekmiş gibi. Bizzat kendisinin başrolü oynadığı bu öyküde arkadaşının ricasıyla kerhen porno bir film çeken ünlü bir Hollywood yönetmeninin neler yaşayabileceğini anlatıyor ve festivalimizin Erotik Öyküler bölümünde yeralıyor. İngiliz usta sinemacı Mike Leigh ise Ya Hep Ya Hiç ile yine çok iyi bildiği Londra işçi sınıfına dönüyor ve bireysel ve toplumsal sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan aile bireylerini anlatıyor. O benzersiz duyarlı yaklaşımıyla ustamız yine gözde oyuncusu Timothy Spall'a başrol vermiş.
63 yaşındaki İranlı usta sinemacı Abbas Kioristami ise yeniliklerin izini sürmeye devam ediyor. Son filmi On'da bir arabanın ön paneline iki digital kamera yerleştiriyor ve direksiyona oturttuğu kadın sürücüyle bizi Tahran caddelerinde dolaştırarak İran toplumundaki kadın figürlerini resmediyor.
Festivalde bu yıl yeni bir köşe var: "Bollywood'dan Sevgilerle". Dünyanın en büyük film endüstrilerinden olan Hindistan sineması Bollywood’dan gelen Lagaan geçtiğimiz yıl Yabancı Film Oscarına adayı olmuştu. Saratchandra Chatterjee'nin aynı adlı klasikleşmiş romanının dördüncü uyarlaması olan Devdas ise başka bir iddialı film. ‘Anısına’ ve ‘Ustalara Saygı’ bölümlerini atlamamak gerek. Anısına bölümünde altı filmiyle izleyeceğimiz William Wyler 1925'ten ‘70'lere uzanan süreçte yaklaşık 70 film yapmış, çoğuyla gişe büyük ilgi bir görmüş bir yönetmen. İzleyeceğimiz klasikleri arasında “Bayan Minever”, “Büyük Ülke” ve “Ben-Hur” var. Bu bölümde yer alan Yasujiro Ozu ise Japon orta sınıfını aile hayatı aracılığıyla kuşak farklarına odaklanan sıradışı bir yönetmen. Ozu’nun “Tokyo Hikayesi” ve “Geç Gelen Bahar”’ ilk akla gelen klasikler. ‘Ustalara Saygı’ bölümünde ise Fransız Claude Chabrol, Amerikalı Brian de Palma, Edward Yang ve Türkiye’den Zeki Ökten’in filmleri var. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz ünlü oyuncu Rod Steiger ve yönetmenler Billy Wilder, John Frankenheimer, Karel Reisz ve Maurice Pialat’ı ise birer filmleriyle "Elveda" bölümünde hatırlayacağız. Bence festivalin en ilginç bölümlerinden birisi de "Andy Warhol Sunar: Paul Morrisey'in Üçlemesi". Andy Warhol'un mekânı Fabrika'da (Factory) çalışan film yapımcısı Paul Morrisey'in ünlü üçlemesi Flesh (1968), Trash (1970), Heat (1972) bu bölümde. "Çağının Tanığı: Estela Bravo" bölümünde ise Küba üzerine yirmi altı belgesel çeken Amerika doğumlu Estela Bravo'nun filmlerinden üç derleme program var. Festivalde son birkaç yıldır süregelen "Çağımızın Aynası: İnsan Hakları" bölümünü de . Dedik ya festivalde bölümler muhtelif; bu satırlar yetmeyecek. ”Ulusal Yarışma”da 10 Türk filmi yarışacak. Mustafa Altıoklar’ın ‘O Şimdi Asker’, Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’, Handan İpekçi’nin ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ ve Yusuf Kurçenli’nin ‘Gönderilmemiş Mektuplar’ adlı filmlerinin yanısıra henüz seyirci karşısına çıkmamış yeni filmler de var. Unutmadan, festivalde yine geleneksel “özel gösteri” var. Alman sinemasının ustalarından F.W. Murnau’nun ‘Şafak’ adlı filmi, piyanoda Kerem Görsev ve Ero Erdinç’in doğaçlama müzikleriyle gösterilecek. Bir de “Geceyarısı Sineması” var. Artık bu noktada dayanma gücünüz ortaya çıkacak gibi görünüyor. Kısaca, bu yıl nisan ayında bahar çiceklerini, kokusunu ve heyacanını yine sinema salonlarının karanlığı arasında verdiğimiz minik molalarda yaşayabileceğiz. İyi seyirler hepimize.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Altın Lale'yi "Aniden" aldı
- Festival'de son anlar, son filmler
- Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
- Hem stüdyo yönetmeni, hem ‘auteur’
- Yasujiro Ozu: Yerel (mi?), gelenekçi (mi?), zanaatkâr (mı?)
- Her gün bir sinemasevere çift kişilik davetiye!
- Mike Leigh yine İngiliz işçi sınıfına bakıyor
- Şölen'den Aşka Dair Her Şey'e...
- Pazartesi Auto Focus zamanı
- "On" ve günün diğer filmleri
- Ustalardan son filmler
- Yaralı yüz ve Al Pacino
- Zeki Ökten ve sineması üzerine
- Türkan Şoray: Türk sinemasında bir mit
- Gönderilmemiş Mektuplar ve Türkan Şoray ile Kadir İnanır'ın ölümsüz kimyası


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Rezervuar Köpekleri
Bay Beyaz: Beni ancak rüyanda vurabilirsin o yüzden en iyisi artık uyan ve özür dile.
Bay Beyaz: Beni ancak rüyanda vurabilirsin o yüzden en iyisi artık uyan ve özür dile.







Seanslar
Fragman


