Bir Referans Bombardımanı Olarak "Matrix"

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"The Matrix"in sinema tarihinin en hızlı kültleşen filmi mertebesine yükselmesinde; hem popüler, hem de akademik alanda son zamanda en fazla heyecan yaratan film olmasında, hiç şüphesiz bir 'gönderme resmi geçidi' olarak tasarlanan anlatım yapısının katkısı çok büyük. İsterseniz gelin "The Matrix Revolutions"a yelken açtığımız şu günlerde, özellikle ilk film üzerinden Matrix dünyasının sinemasal referanslarını kısaca hatırlayalım.
1999 yılında "The Matrix"i izlediğimiz dönemde genele hakim olan hava şöyleydi: "Bu filmi çok sevdim, niye sevdiğimden emin değilim. Bir yandan yeni bir şey izlediğimi düşünürken, bir yandan da sürekli bir deja vu yaşadığımı hissettim" Aslında, insanı ilk anda rahatsız da etse "Matrix"i izlerken bu ruh halinden kurtulmak sanıldığı kadar kolay değil, zaten gerekli de değil. Özel bir filmle karşı karşıya olduğumuzu aklımızda tutup, bu filme doğru yaklaşımın bu olduğuna kendimizi inandırmamız gerekiyor. "Matrix"in, deneyimli izleyicilerin bile kafasını karıştıran bu yapısında, gerek bilimkurgu türünden gerekse tür içine yer almayan filmlerden pek çok öğeyi aynı potada eritiyor ve ortaya farklı -ya da öyle gözüken- bir ürün çıkarıyor oluşunun rolü büyük.
"Matrix"in sinema tarihiyle ilişkisine dair her şeyden önce belirtmemiz gereken nokta, filmin yakın tarihle olan ilişkisi, yani 90'lı yıllarda, sinemanın yeniden şekillenişinin geldiği son noktaya işaret ediyor oluşu. Filmin başlı başına bir referans kolajı şeklinde düşünülmesi, bizzat bu yıllarda çekilmiş filmlerin başat özelliği. Wachowski Kardeşler, bu eğilimi öyle bir noktaya çekiyor ki, bir yandan filmdeki her bir kareyi daha önce bir yerlerden gördüğünüz hissine kapılırken, referansların çokluğu nedeniyle, gördüğünüz şeyin çok orijinal olduğu illüzyonuna kapılıyorsunuz. Türleri harmanlama anlamında da film, bu yıllarda iyice popüler bir formül haline gelen, bilimkurgu-aksiyon-karafilm harmanının başarılı bir örneği. Özellikle kara-filmin karanlık ve paranoyanın hakim olduğu atmosferi "Matrix"te gerçeklik evreninin temel özelliklerine işaret ediyor [Bu paranoyanın, "Matrix"ten iki yıl kadar önce izlediğimiz, "Matrix" kadar iyi bir film olmasına karşın değeri yeterince anlaşılamamış "Gizemli Şehir"de ("Dark City") çok etkili bir biçimde kullanıldığını hatırlatalım.]
Filmin yakın dönem referansları, yalnızca atmosferle ya da anlatım yapısıyla ilgili değil. Filmi izlediğimiz dönemden aklımızda kalan daha dolaysız referanslar da var. Örneğin, filmin çok tartışılan, hatta bazı kimseleri hayal kırıklığına uğratan 'öpücük' sahnesi, Luc Besson imzalı "Beşinci Güç" ("The Fifth Element") filminin finalindeki öpüşme sahnesini hatırlatıyor. Benzer biçimde karizmatik Ajan Smith sonunda ağına düşen Morpheus'a "hepiniz virüssünüz" dediğinde, hafızamızda çok taze yeri olan "Virüs" filminde aşağı yukarı aynı cümlenin telaffuz edildiğini hatırlamamak mümkün değil. Aynı şekilde ajanların şekilden şekle girme gibi bir özelliğe sahip olmaları, "The Invasion of the Body Snatchers"la başlayan, "Terminatör 2"de, civadan yapılmış robotla son noktaya gelen bir dizi insan vücuduna/şekline girebilen makineye/yaratığa götürüyor bizi.
Filmin kolajladığı türlerin en önde olanı, hiç kuşkusuz 'bilimkurgu'. Ancak geniş bir tema yelpazesi olan bu türün pek çok noktasına temas etse de, filmin yine de daha öne çıkardığı temalar var. Bunların ilki, Matrix dünyasının temel özelliğine işaret eden "makinelerin insanlardan daha güçlü hale gelmesi ve dünyayı ele geçirmeleri" teması. Her ne kadar, en paralel biçimiyle "Terminatör"de karşılaşmış olsak da, tarihsel olarak bu temanın farklı farklı filmlerde daha az yoğun, ama etkili bir biçimde kullanıldığına tanık olmuştuk. Örneğin "2001"in kendi hakimiyeti için, robot yasalarına aldırmadan komuta ettiği uzay gemisini ele geçirmeye çalışan HAL'i, "Alien"da benzer bir girişimde bulunan 'Ana' adlı bilgisayarı, "Blade Runner"ın daha fazla yaşam için isyan eden replikaları ve bilimkurgu tarihi içinde benzer taleplerle kazan kaldıran pek çok robot ya da makine efendilerinin kim olduğunu unutmuştu. Saydığımız filmlerde olduğu gibi, "Matrix"te de insanlar adeta 'Tanrılarını unutan/Tanrılarına karşı ayaklanan' makinelere kimin patron olduğunu gösteriyor ve Tanrısını unutanlar yine cezalandırılıyor (Tabii üçüncü filmi izleyenler bunun da bir illüzyon olduğunu, ilk filmde kazanıyor gibi olan insanların aslında hiçbir şey kazanmadıklarını biliyorlar.) Yine filmin kurduğu dünyanın temel bir özelliği olan 'sanal gerçeklik'e "Gerçeğe Çağrı" ("Total Recall"), dijital verilerin insan beynine yüklendiği "Johnny Mnemonic" veya "Tuhaf Günler" ("Strange Days") filmlerinden aşina olduğumuz gibi, insanın farkında olmadığı bir sistem tarafından uyutuluyor oluşu vesilesiyle, John Carpenter'ın 80'li yıllardaki çalışmalarından biri olan, kült filmi "Yaşıyorlar!"ı (“They Live!”) anımsamamak mümkün değil.
Filmi, aksiyon boyutundan takip etmek istiyorsanız, karşınıza yine bu türün birçok özelliğinin çıkması mümkün. Jackie Chan, Van Damme, Bruce Lee, Chuck Norris ve Steven Seagal gibi türün temel dövüşçülerinin stillerini (dolayısıyla pek çok dövüş stilini) karıştırması, türün usta-çırak ilişkisini Morpheus'un Neo'yu eğitmesi sırasında tür içinde klişeleştiği biçimde kullanması, Ajan Smith'le Neo'nun ya da Morpheus'un karşılaşmalarının bir tür düello şeklinde oluşu, bunların ilk akla gelenleri.
Wachowski Kardeşler Japon animasyonlarına olan hayranlıklarını hiçbir zaman gizlemiyor ve "Matrix" serisini "manga estetiğini sinemaya uyarlamak" için gerçekleştirdiklerini söylüyorlar. Bu konuda, "Matrix"in göbekten bağlı olduğu filmin, bir manga başyapıtı olan "Ghost in the Shell" olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Gerek estetik açıdan (ateşli silahların yoğun biçimde kullanılması, akrobatik dövüş sahneleri ve bu sahneleri özel efektlerle estetize etme ve akışkan kılma, vs.) gerekse de tematik açıdan (iki filmde temelde bir siberpunk ve sanal gerçeklik öyküsünü perdeye taşıyor, bilgisayar ağı filmlerin dünyasında temel bir işleve sahip ve filmdeki insanların gerçek dünyaya erişimine engel oluyor, vs). iki film arasında çok fazla benzerlik var.
Daha zorlanması halinde filmin "Süpermen"den "Tom ve Jerry"ye kadar, bir araya gelmesi olanaksız gibi görünen filmlerden izler taşıdığını da görmek mümkün. Bir de tüm bunların Uzakdoğu felsefesinden, Batı sosyal bilimlerinde son dönemde yükselen temalar olan siber-kültüre (cyber-culture) ve siber-punka, Plato'dan Kant'a, oradan Baudrillard'a kadar pek çok felsefi referansla harmanlanmış olması (bu referansları 'Matrix'in Felsefesi' başlıklı yazımızda bulabilirsiniz), durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Ancak bunun çok keyifli bir 'içinden çıkamama' deneyimi olduğu aşikâr.
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
- İhtiyar Delikanlı (Filminden)
- Sapık (Filminden)
- Serseri Aşıklar (Filminden)
- Issız Adam (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Recep İvedik (Filminden)
- Korkuyorum Anne (Filminden)
- Ayrı Hayatlar (Filminden)


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Dondurmam Gaymak
Ölüm kesindir, yaşamaksa ihtimal.
Ölüm kesindir, yaşamaksa ihtimal.









Seanslar
Fragman

