









(8/10)"Mistik Olay"ın ("The Happening", 2008) bol bol tartışma yaratacağı kesin ancak genel anlamda gişede ve eleştirmenler nezdinde büyük başarıya ulaşmayacağını da rahatça görmek mümkün. Her Shyamalan filmi gibi burada da konudan çok fazla bahsetmemek gerekiyor aslında, ama fragmanları görmüş olanlar, garip bir şekilde kitleler halinde toplu intiharların yaşandığı ürkütücü manzaralardan haberdardır. İşte bu noktada, ilişkileri sorunlu bir dönem geçiren fen öğretmeni Elliott ile Alma'nın bir nevi kaçış öyküsünü görüyoruz. Aslında tam olarak kaçış demek ne kadar doğru bilinmez, zira neyden kaçıldığı hiçbir zaman kesin 'bilimsel' verilerle ortaya çıkmıyor. O yüzden 'hayatta kalmaya çalışma' demek daha doğru olacaktır. "Mistik Olay" içerdiği bu belirsizlik duygusuyla aslında bir paranoya öyküsü anlatıyor. Teoriler sadece seyircinin beyninde değil aynı zamanda karakterler arasında da uçuşuyor, ancak hiçbir zaman hiçbir şeyden emin olunamıyor. Neyden, niye kaçıldığı bilinmeden yapılan bu yolculuk fantastik hikâyeleri sevenlerin ağzına layık duraklarda nefes aldırıyor, ama hep o garip ve sizi tedirgin eden hava hakim oluyor.
Öykü anlatımı yine çok güçlü
Bu noktada Shyamalan'ın teknik meziyetlerinden de bahsetmek gerekiyor. Anlattığı öyküleri ister saçma bulun ister anlamlı, öykü anlatımındaki teknik zanaatkârlığına diyecek bir şey bulmak pek mümkün değildir. "Mistik Olay" da, daha öncekilere nazaran sade bir tavırla, ancak yönetmenin Hitchcock'a yakın tavrını daha çok ortaya çıkardığı bir iş olmuş. Hatta bu aşamada öykünün metnindeki belirsizliğin de etkisi akla "Kuşlar"ı ("The Birds", 1963) da getiriyor zaman zaman. Ama yanlış anlaşılmasın, burada o kadar cüretli ve hareketli gerilim anları mevcut değil. "Mistik Olay" daha çok tekinsiz, sessiz ve sakin atmosferiyle seyirciyi etkilemeye çalışan bir gerilim.
Aslında illâ da bir benzerlik kurulacak olursa yönetmenin 2002 tarihli numarası "İşaretler"i ("Signs") referans göstermek daha doğru olabilir. Çevresel olaylar, çekirdek aile meselesi, insanlar arası ilişkiler gibi temalar burada da kendisini hissettiriyor. Sağlam performanslar sergileyen Mark Wahlberg ve Zooey Deschanel'in oyunları da zaman zaman önceki filmi hatırlatabiliyor.
"Mistik Olay" sonuç olarak hiçbir şekilde efekt veya süslü ışık kullanımları ya da kamera hareketleri olmadan sakin bir şekilde öykünün içindeki tekinsizliği veren ve bu bağlamda hareketli bir korku bekleyenleri de hayal kırıklığına uğratabilecek bir yapım. Shyamalan'ın anlatım gücüyle destek alsa da senaryodaki naiflikler bazı seyircilerde "Sudaki Kız" ("Lady in the Water", 2006) durumu da yaratabilir. Ancak ne olursa olsun Shyamalan evreninden ve bakış açısından uzaklaşmayan ve filmografisinde –yukarılarda olmasa da- sağlam bir yere oturan bir filmle karşı karşıyayız. Bu aşamada özellikle yönetmenin katıksız hayranlarının filmi seveceği aşikâr. Diğerlerinin ise neyi nasıl yorumlayacaklarını bilmek pek mümkün değil. Zira 99'dan beri öğrendiğimiz bir şey varsa Shyamalan illâ ki birbirinden farklı sesleri filmleri hakkında konuşturan birisi. Bu filmde de seyircinin genel bir fikir birliğine ulaşması zor gözüküyor.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?<


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

İlyas: elimi uzatsam benimle gelir mi?
Asya: seninim işte alıp götürsene beni...








Seanslar
Fragman


