"Sınav"
Eğlenceli ama iç acıtan bir film...
Eğlenceli ama iç acıtan bir film...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Vizontele" ve "G.O.R.A." gibi 'ısmarlama' olarak nitelendirilebilecek, gişe rekortmeni filmlere imza atan Ömer Faruk Sorak, bu kez daha kendine ait bir filmle, "Sınav"la karşımızda. Türkiye'de gençliğin en büyük sorunlarından olan üniversite giriş sınavını sorgulayan film, Jean Claude Van Damme'ın bile işin içine karıştığı, yüksek aksiyon dozu taşıyan bir hikâyeye sahip...
"Sınav", Türkiye'de eğitim alanının en büyük sorunlarından biri olan üniversite sınavını merkeze alan, gençlerin sıkıntılarını aktarsa da, 'sınav sorularını çalma' gibi lise yıllarının en büyük geyiklerinden birinden yola çıkarak hikâyesine aksiyon ve eğlence de katan bir film. Film, aile baskısı, gelecek kaygısı, sınav depresyonu ve bir yandan süregelen yoğun okul temposuyla birlikte öncelikle okuldaki yazılı sorularını ele geçirmekle başlayıp, sonrasında işi ÖSS Soru Bankası Soygununa kadar götüren Mert (İsmail Hacıoğlu), Sinan (Yağmur Atacan), Gamze (Rüya Önal), Kaan (Caner Özyurtlu) ve Uluç'un (Volkan Demirok) heyecan dolu hikâyelerini anlatıyor. Filmin en büyük sürprizi ise, bir dönemin kült oyuncusu Jean Claude Van Damme'ın filmde rol alıyor oluşu. Van Damme, filmde çocukların büyük soygunu gerçekleştirebilmek için İngiltere Kraliyet ailesi adına çalışan efsanevi hırsız Charles'ı Türkiye'ye getirme çabalarının anlatıldığı ve komedi ile aksiyonun üst seviyeye tırmandığı sahnelerde izleyicilerin karşısına çıkacak.
Yönetmen Ömer Faruk Sorak'ın sözleriyle "Sınav"...
Filmin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ekim sayısında Zümrüt Burul'la yaptığı söyleşide, gençlere yönelik böyle bir film çekme gerekçelerine değiniyor...
Sınav stresine öğrencilerin gözünden değinen "Okul" filmi ve 'Hayat Bilgisi', 'Lise Defteri' gibi popüler gençlik dizileri sonrasında filminiz Türkiye'nin ilk 'kült gençlik filmi' olarak lanse edildi. Bu yapımlardan farklı olarak "Sınav" gençlerin hangi sorunlarına değiniyor? Filmin konuya getirdiği farklı bakış açısı sizce nedir?
"Hayat eşittir 195 dakika mıdır?" ya da "Hayat bir soru kitapçığından ibaret midir?", "Ne hoş olurdu maarif şu okullar olmasa, diyen Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemi Milli Eğitim
Bakanı'nın döneminden bugüne eğitim sisteminde ne değişmiştir?" gibi soruları irdeleyen bir film Sınav. En az yukarıda sayılan fılmler kadar eğlenceli ama bir o kadar da iç acıtan; kendimizi, herkesi ve her şeyi sorgulayabileceğimiz gerçekçilikte bir film.
Her yıl ÖSS öncesinde gençler arasında sınav sorularının çalındığı dedikodusu bir efsane olarak dolaşır. Bu konuyu filme aktarma fikri nasıl gelişti? Senaryoda Yiğit Güral ile nasıl bir çalışma yöntemi izlediniz?
Oğlum bu yıl üniversite sınavlarına girdi ve onun hazırlık sürecinde fark ettim ki oğlumu aynen yarışa hazırlanan bir at gibi koşturuyorum ve ben de en az onun kadar koşuyorum, onu eğiten seyisi gibi… Sonra ülke genelini düşündüm. ÖSS sınavı çocukların, ana babaların hayatında nerede duruyor? Ve bir kere daha emin oldum ki, bu aralar esprisi sıkça yapılan 'eğitim şart' sözünü ve şart olan bu eğitimin sistem olarak nerede durduğunu konu edinen, o kadar da sulu zırtlak olmadan belki de ağlanacak halimize güldüğümüz unsurları da içine katarak, ama anlatılması gereken gerçeklerden de kaçmayarak, bir film yapmalıyım. Yaptığım sabun köpüğü bir şey olmamalı. Eee, ne yani, ne var ki şimdi bunda, dedirtmemeli. Nasıl bir film yapmak istediğimi Yiğit'e söyledim. Hangi hikâyelere ne kadar yer vermem gerektiğinin sınırlarını çizdim. Sertliğin ve esprinin dozu konusunda onu yönlendirdim. Benim dünyamın içindeki sınav ve sistemi şudur, dedim. Kısaca ben dedim, o da yazdı. Bazen dediklerimin çok üstünde şeyler yazdı, bayıldım. Bazen de "bu değil" deyip, değiştirdim.
"Vizontele" daha çok bir Yılmaz Erdoğan projesiydi, "Gora"da ise Cem Yılmaz ön plana çıkıyordu. "Sınav" ise daha kişisel bir proje gibi… Önceki filmlerinizden farklı bir yerde duruyor mu sizin için?
Hepsinin yeri ayrıdır dersem yeridir. İlle de bir ilişki kurmak gerekirse şunu diyebilirim: Diğerlerinde başkalarının hayalini güzel kılmaya çalıştım, Sınav'daysa hayal ettiğim şeyi...
Filminizin ünlü ve kalabalık oyuncu kadrosu dikkat çekiyor. Bu kadar önemli ismi nasıl bir araya getirdiniz? Oyuncu yönetiminde zorluklar yaşadınız mı?
Hepsini çok seviyorum, sanırım onlar da beni seviyor ama en önemlisi projeye inandılar ve sahiplendiler. Hepsine çok teşekkür ederim, o kadar iyi bir performans sergilediler ki. Her şey film olmaktan çıktı, gerçek oldu.
'80 ve sonrası kuşak için önemli bir TV ve sinema figürü olan Jean Claude Van Damme'ın filmdeki varlığı projeye nasıl bir boyut kattı? Onu filme dahil etme fikri nasıl oluştu?
Van Damme 80'li yılların genç erkek nüfusunun önemli bir idolüydü… Özellikle lise çağındaki gençler onun filmlerinden çıktıklarında dünyayı değiştirebileceklerini sanıyorlardı. Şimdi o idoller çok çeşitlendi. Biz de bu çeşitliliği karşı karşıya getirmek istedik. Sanırım onun bu projedeki varlığı tahmin edilmeye çalışılanın çok ötesinde etkiler yaratacak. Bizim de filmimizde bir yabancı olsun, o da Van Damme olsun diye oynamadı. O olmasaydı yerine başkası olmazdı...
(Söyleşiyi yayınlamamıza izin veren Altyazı Aylik Sinema Dergisi'ne teşekkür ederiz...)

Yönetmen Ömer Faruk Sorak'ın sözleriyle "Sınav"...
Filmin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ekim sayısında Zümrüt Burul'la yaptığı söyleşide, gençlere yönelik böyle bir film çekme gerekçelerine değiniyor...
Sınav stresine öğrencilerin gözünden değinen "Okul" filmi ve 'Hayat Bilgisi', 'Lise Defteri' gibi popüler gençlik dizileri sonrasında filminiz Türkiye'nin ilk 'kült gençlik filmi' olarak lanse edildi. Bu yapımlardan farklı olarak "Sınav" gençlerin hangi sorunlarına değiniyor? Filmin konuya getirdiği farklı bakış açısı sizce nedir?
"Hayat eşittir 195 dakika mıdır?" ya da "Hayat bir soru kitapçığından ibaret midir?", "Ne hoş olurdu maarif şu okullar olmasa, diyen Osmanlı İmparatorluğu çöküş dönemi Milli Eğitim
Bakanı'nın döneminden bugüne eğitim sisteminde ne değişmiştir?" gibi soruları irdeleyen bir film Sınav. En az yukarıda sayılan fılmler kadar eğlenceli ama bir o kadar da iç acıtan; kendimizi, herkesi ve her şeyi sorgulayabileceğimiz gerçekçilikte bir film.
Her yıl ÖSS öncesinde gençler arasında sınav sorularının çalındığı dedikodusu bir efsane olarak dolaşır. Bu konuyu filme aktarma fikri nasıl gelişti? Senaryoda Yiğit Güral ile nasıl bir çalışma yöntemi izlediniz?
Oğlum bu yıl üniversite sınavlarına girdi ve onun hazırlık sürecinde fark ettim ki oğlumu aynen yarışa hazırlanan bir at gibi koşturuyorum ve ben de en az onun kadar koşuyorum, onu eğiten seyisi gibi… Sonra ülke genelini düşündüm. ÖSS sınavı çocukların, ana babaların hayatında nerede duruyor? Ve bir kere daha emin oldum ki, bu aralar esprisi sıkça yapılan 'eğitim şart' sözünü ve şart olan bu eğitimin sistem olarak nerede durduğunu konu edinen, o kadar da sulu zırtlak olmadan belki de ağlanacak halimize güldüğümüz unsurları da içine katarak, ama anlatılması gereken gerçeklerden de kaçmayarak, bir film yapmalıyım. Yaptığım sabun köpüğü bir şey olmamalı. Eee, ne yani, ne var ki şimdi bunda, dedirtmemeli. Nasıl bir film yapmak istediğimi Yiğit'e söyledim. Hangi hikâyelere ne kadar yer vermem gerektiğinin sınırlarını çizdim. Sertliğin ve esprinin dozu konusunda onu yönlendirdim. Benim dünyamın içindeki sınav ve sistemi şudur, dedim. Kısaca ben dedim, o da yazdı. Bazen dediklerimin çok üstünde şeyler yazdı, bayıldım. Bazen de "bu değil" deyip, değiştirdim.
"Vizontele" daha çok bir Yılmaz Erdoğan projesiydi, "Gora"da ise Cem Yılmaz ön plana çıkıyordu. "Sınav" ise daha kişisel bir proje gibi… Önceki filmlerinizden farklı bir yerde duruyor mu sizin için?
Hepsinin yeri ayrıdır dersem yeridir. İlle de bir ilişki kurmak gerekirse şunu diyebilirim: Diğerlerinde başkalarının hayalini güzel kılmaya çalıştım, Sınav'daysa hayal ettiğim şeyi...
Filminizin ünlü ve kalabalık oyuncu kadrosu dikkat çekiyor. Bu kadar önemli ismi nasıl bir araya getirdiniz? Oyuncu yönetiminde zorluklar yaşadınız mı?
Hepsini çok seviyorum, sanırım onlar da beni seviyor ama en önemlisi projeye inandılar ve sahiplendiler. Hepsine çok teşekkür ederim, o kadar iyi bir performans sergilediler ki. Her şey film olmaktan çıktı, gerçek oldu.
'80 ve sonrası kuşak için önemli bir TV ve sinema figürü olan Jean Claude Van Damme'ın filmdeki varlığı projeye nasıl bir boyut kattı? Onu filme dahil etme fikri nasıl oluştu?
Van Damme 80'li yılların genç erkek nüfusunun önemli bir idolüydü… Özellikle lise çağındaki gençler onun filmlerinden çıktıklarında dünyayı değiştirebileceklerini sanıyorlardı. Şimdi o idoller çok çeşitlendi. Biz de bu çeşitliliği karşı karşıya getirmek istedik. Sanırım onun bu projedeki varlığı tahmin edilmeye çalışılanın çok ötesinde etkiler yaratacak. Bizim de filmimizde bir yabancı olsun, o da Van Damme olsun diye oynamadı. O olmasaydı yerine başkası olmazdı...

Henüz kimse yorum yapmamış.
- Hababam Sınıfı Üçbuçuk (2 Ağustos 2008 20:45 Kanal D)
- Madagaskar (4 Haziran 2008 19:45 Fox)
- Bela İş Başında (29 Şubat 2008 20:00 Star)
- Organize İşler (ATV 20:00, 14 Şubat 2008)
- Asılsız Haber (CNBC-e 22:00, 14 Eylül 2007)
- Karanlık Sırlar (CNBC-e 22:00, 20 Ağustos 2007)
- Suç Unsuru (CNBC-e 22:00, 1 Ağustos 2007)
- Boş Ev (CNBC-e 22:00, 31 Temmuz 2007)
- Yeniden Sev Beni (CNBC-e 22:00, 30 Temmuz 2007)
- Aşk Masalı (Kanal D 20:00, 20 Mayıs 2007)
- Akıl Oyunları
- Zor Baba
- Son Samuray
- Döngel Karhanesi
- Şapkalı Kedi


Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.









Seanslar
Fragman


