Yüzüklerin Efendisi: İki Kule
Orta Dünya'ya İkinci Yolculuk
Orta Dünya'ya İkinci Yolculuk

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Sonunda beklenen gerçekleşiyor ve ilk ayağını geçtiğimiz yıl izlediğimiz Yüzüklerin Efendisi efsanesinin ikinci filmi, tüm dünya sinemalarıyla aynı anda ülkemizde de vizyona giriyor. Geçtiğimiz yıl, Yüzüklerin Efendisi fanatikleriyle fanatik olmayanlar arasında yaşanan tatlı gerilim bakalım bu yıl da tekrarlanacak mı?
Evet, o beklenen an geldi, Orta Dünya’ya ikinci yolculuğa çıkabileceğiz artık. Bir yıl önce Frodo ve Sam Baggins’in Kardeşlik’ten buruk bir edayla ayrılışlarına takılıp kalmıştı aklımız. Kitabı okumayanlar, “Bu yolculuk buradan nereye gider?”, diye düşünürken, kitabı okuyanlarsa, kendilerini pek bir memnun eden Peter Jackson’un yeni filmde ne tür sürprizler hazırladığını düşünmeye başladılar. Tolkien’in ünlü üçlemesini okusun, okumasın sinemaseverlerin büyük bir kesimi, bir yıl boyunca, dağılan Yüzük Kardeşliği’nin akıbetinin perdeye nasıl aksedeceğini düşündü (ve de düşledi). Ancak sinemanın gücü insanı düşleriyle yetinmemeye alıştıralı çok oluyor;
Orta Dünya’nın karşısına nasıl geleceğine, ‘Tek Yüzük’ün akıbetinin ne olacağına dair her düşünce, izleyicilerin Yüzüklerin Efendisi: İki Kule’de kendilerine sunulacak görsellik için biraz daha sabırsızlanmasını sağlıyordu. Bakalım, ikinci filmi beklerken sabrı yeterince yıpranmış olan hayranlar, üçüncü filmi de aynı sükunetle bekleyebilecekler mi?
Efendim, artık herkesin malumu, Yüzük Kardeşleri’ni en son dağılma arefesinde bırakmıştık. İşte Yüzüklerin Efendisi: İki Kule, o dağılma anından sonra, yolları farklı yerlere uzanmış karakterlerin paralel geliştirilen öyküleriyle karşımıza geliyor. Yüzüğün taşıyıcısı Frodo ve kadim dostu Sam Baggins, yollarını kaybettikleri bir anda, Gollum’un kendilerini takip ettiğini fark etmiş ve onu yakalamışlardır. Gollum da kendisini serbest bırakmaları karşılığında onları Mordor’a götürmeye söz verir. Böylece hikâyenin ilk ayağı Frodo-Sam ve Gollum arasında kurulmuş olur. Yüzük Kardeşliği’nin diğer üyeleri, Aragorn, Legolas ve Gimli ise, kuşatma altındaki Rohan Krallığı’na gelmişlerdir. Burada, ilk bölümde Khazad-dum’da lavlarla kaplı bir yarığa düşen Gandalf, Ak Gandalf olarak yeniden karşımıza çıkar. Büyücü Saruman’ın askeri merkezi Orthanc Kulesi’yle Sauron’un karanlık kalesi Brad-dur arasında, iki kulenin dehşetiyle boğuşmak zorunda kalan Orta Dünya halkları özgürlüklerini tam olarak elde edebilmek için, Yüzük Kardeşliği üyelerinin önderliğinde, o ana kadar girdiklerinden çok daha şiddetli bir çarpışmanın içine girmek zorundadırlar.
Miğfer Dibi Savaşı ve Gollum
Yüzüklerin Efendisi hayranlarının İki Kule’de Peter Jackson’un nasıl sahneye koyacağını en çok merak ettikleri olay, şüphesiz Tolkien’in romanında çok kanlı bir çarpışma olarak anlatılan Miğfer Dibi Savaşı. Öncelikle, ‘Braindead’ gibi filmlere imza atmış, bu konuda sabıkalı bir yönetmen olan Jackson’un bu sahnelerin hakkını verdiğini ve sahnelere olması gereken şiddeti yedirdiğini söyleyelim. Özellikle filmin dijital efektlerine imza atan WETA Digital şirketinin yeni geliştirdiği Massive adlı yazılım sayesinde, ilik filmdekinden çok daha karanlık ve kanlı olan savaş sahneleri müthiş bir başarıyla çekilebilmiş.
Aşağıdaki röportajında okuyacağınız gibi, Peter Jackson da yaklaşık 45 dakika süren bu savaş sahnelerinin filmin aksiyon yapısı açısından çok büyük önem taşıdığını düşünüyor. Jackson’un bir başka önemli bulduğu nokta, filme yeni eklenen karakterler, özellikle de Gollum. Gollum, Frodo’nun karanlık yanlarının bir temsili olması nedeniyle hem onun üzerinde çok büyük etki yapıyor, hem de Frodo’nun karakter gelişimi açısından sürekli bir ‘foreshadowing’ etkisi yaratıyor (Üçüncü filmde olacakları az çok bilenler ne kastettiğimizi daha iyi anlayacaklardır). Gollum, zaten ilk filmde çok az gözüktüğü sahnelerle bile, herkesin tanıdığı bir figür haline gelmişti, isterseniz gelin biz Gollum dışında, filme yeni katılan ve özellikle üçüncü filmde önemli rollere sahip olacak bazı karakterleri tanıyalım:
Theoden Ednew:
Rohan’ın 17. Kralı olan Theoden, bir zamanlar çok güçlüyken Saruman’ın, danışmanı Solucandil vasıtasıyla yaptığı büyünün etkisine girecek ve Ak Gandalf ortaya çıkana dek günden güne daha da güçsüzleşecektir. Ülkesi, Yüzük Savaşı’nda önemli rol oynayacak, kilit bir konumda olan Theoden, Gandalf’ın yardımıyla büyünün etkisinden çıkarak giderek eski gücüne kavuşmaya başlar. (Kral Theoden’i Bernard Hill canlandırıyor.)
Faramir:
İnsan soyundan olan Faramir, kral vekili olan Denethor’un küçük oğlu ve de ilk hikâyede ölen Boromir’in küçük kardeşidir. Aragorn gibi bir korucu olan Faramir, savaştan pek hoşlanmasa da askerlerinin kendisine bağlılığı sayesinde yüzük savaşında önemli role sahip olacaktır.
(Faramir’i filmde David Wenham canlandırıyor.)
Eowyn:
Anne ve babası Orklar tarafından öldürülmüş olan Eowyn de insan soyundandır ve Rohan Kralı Theoden’in yeğenidir. Yüzük Kardeşliği’nin liderliğini üstlenen Aragorn’a aşık olan Eowyn, geçmişinin verdiği intikam arzusuyla, özellikle Miğfer Dibi Savaşı’nda kahramanca savaşacaktır.
(Eowyn’i Miranda Otto canlandırıyor.)
Eomer:
Kız kardeşi Eowyn’le birlikte Rohan Kralı Theoden tarafından yetiştirilmiş olan Eomer, aynı zamanda Rohan tahtının varisidir. Solucandil’den nefret eden Eomer, Merry ve Pippin’i aramaya giden Aragorn, Gimli ve Legolas’a katılarak Yüzük Kardeşliği’nin içine girecektir.
(Eomer’i Karl Urban canlandırıyor.)
Grima Solucandil:
Rohan Kralı Theoden’in başdanışmanlığını yapsa da aslında Büyücü Saruman’ın hizmetindedir. Saruman Solucandil’i, Theoden’i büyü altında tutabilmek için bir maşa gibi kullanır. Entrikalarıyla, İki Kule’nin en öne çıkan kötü karakterlerinden biridir.
(Solucandil’i Brad Dourif canlandırıyor.)
Maceraya yeni katılan bazı önemli karakterleri de böylece tanıdıktan sonra isterseniz gelin, filmin başarılı yönetmeni Peter Jackson’la yapılmış hoş bir söyleşiye kulak verelim:
Yüzüklerin Kardeşliği’yle karşılaştırdığınızda, İki Kule’nin çekimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce, çok daha zor olduğunu söylemeliyim. Bu sefer öykü üç parçaya ayrılıyor ve bu parçalı yapıyı uygun bir şekilde görselleştirebilmek için Tolkien’in anlatısını daha fazla güçlendirmemiz gerekti. Yanlış anlaşılmasın (fanatik korkusu Jackson’da da yer etmiş), kitaptaki önemli tüm anlar filmde de olduğu gibi mevcut, ancak anlatımı daha zengin kılabilmek için Tolkien’in hiç bahsetmediği bazı sahneler de çekmek durumunda kaldık.
Bu tür sahnelere örnek verebilir misiniz?
Mesela Gollum’un öyküsünü oldukça genişlettik. Tolkien, daha çok Gollum’un şizofrenik doğasıyla ilgileniyordu. Oysa onu bu hale getiren yaklaşık 500 yıl boyunca Tek Yüzük’e sahip olması, aslında hâlâ geçmişinden, Smeagol’dan izler taşıyor. Biz Gollum’un bu yönüne de ağırlık verdik, Frodo’nun ona karşı duyduğu acıma, Smeagol kişiliğinin Gollum’u bastırmasını sağladı. Bunu daha belirgin kılabilmek için, kitapta yer almayan, Gollum ve Smeagol karakterlerinin çelişik bir biçimde birlikte olduğu sahneleri filme ekledik, tüm bunların Gollum’u çok ilginç bir karakter haline getireceğini düşündük hep.
Gollum karakteri, yalnızca anlatı açsından değil, teknik açıdan da oldukça karmaşık bir karakter? Teknik açıdan bu karakteri nasıl yarattınız?
İlk olarak, bilgisayar ortamında yaratılmış bir karakterin işimizi daha iyi göreceği yolunda bir karar aldık. Bu kararı aldıktan sonra, iki şey önemli hale geliyor:
Onu yarattığınız ortam bilgisayar da olsa kesinlikle gerçekmiş gibi duran ve otantik bir karakter yaratmalısınız ve de aslen gerçek olmayan bu karakterden de gerçek oyuncularınız kadar iyi bir performans almalısınız. Bunun için biz, Gollum’un bir aktör tarafından yönlendirilmesini istedik. Teknik anlamda onun üzerinde çalışan onlarca animatör vardı; bu da onun teknik açıdan kusursuz ama yüzeysel bir karakter olması tehlikesini yaratıyordu. Önce Andy Serkins’le Gollum’u seslendirmesi için anlaştık; ancak sonra bununla yetinmeyip ondan Gollum’u sahiplenmesini istedik. Tıpkı Elijah’ın Frodo’yu sahiplenişi gibi, bize Gollum’un hangi durumda nasıl davranacağını söylemesini istiyorduk ondan. Sonuç olarak her iki açıdan da (teknik ve oyuncluluk) Gollum, benim beklentilerimin bile çok üstüne çıkan bir karakter oldu. İki Kule’de neredeyse Frodo kadar sık ekranda görünse de, oyunculuk açısından en az Elijah, Vigo veya Ian kadar başarılı bir performans ortaya koydu.
Tolkien’in öyküsünün başka hangi yanlarını genişlettiniz?
Tolkien, Orcs’ları üzerlerinde taşıyan, dev kurtlara benzeyen Warglar’dan çok az söz ediyor; kitapta hiçbir zaman onları aksiyonun önemli bir parçası haline getirmiyor; ancak biz bu yaratıkları çok ilginç bulduk ve filme Warglar’ın taraflardan biri olduğu bir savaş sahnesi ekledik.
İki Kule’de, Eowyn ve Faramir gibi çok önemli insan karakterler de öyküye dahil oluyor. Bu, filmin havasını ne yönde etkiledi?
Bu karakterlerin filme farklı bir hava kattığı kesin.Yüzüklerin Kardeşliği’nde, Rivendell ve Lothlorien’deki Elflerle birlikte tamamen fantezi dünyasının içindeydiniz. Oysa İki Kule’ye geldiğinizde, öykü insanların dünyasına doğru bir ivme kazanıyor. Efsanenin Yüzüklerin Kardeşliği’ndeki fantastik yanı daha seyrelmiş olarak var İki Kule’de, Braveheart’taki gibi, daha dünya sınırları içerisinde bir fantezi bu. Sanırım, filmi Yüzüklerin Kardeşliği’nin bir tekrarı değilmiş gibi gösteren, kendi sesine sahip olduğu izlenimini yaratan da bu özelliği.
Aynı zamanda birçok yeni karakter ve de yeni yetenek sunuyorsunuz İki Kule’de…
İki Kule’nin güçlü yanlarından biri de ilk filmden tanıdığımız karakterlere yer vermesi kadar, yeni karakterleri de en az onlar kadar güçlü bir biçimde işleyebilmesi. David Wenham (Faramir), Miranda Otto (Eowyn) ve Bernard Hill (Kral Theoden) gibi oyuncular, bahsettiğimi şekilde, gayet güçlü bir biçimde öykünün akışına ekleniyorlar. İki Kule, bize daha sonra Kralın Dönüşü’nde, çok önemli olayların başkahramanları olacak bu karakterleri tanıtan bir film.
İlk film, Yüzük Kardeşliği’nin dağılması gibi öykü için çok önemli bir noktanda (climax) sonlanmıştı. İki Kule’de benzer bir sona mı sahip olacak?
Evet. Zaten kitapların da en önemli özelliği buydu: Epik olanla içimizde olanı, samimi olanı mükemmel bir biçimde karıştırabilmesi. Yüzüklerin Kardeşliği’nde bu, çok iyi bir etki yaratmıştı. İzleyiciler, karakterlerin derinliğinden ve böylesine bir epik içinde yer alan duygulardan epey keyif almıştı. Aynı etkiyi, İki Kule’de de aynı etkiyi yaratmaya çalıştık.
Peki öykü içinde bu doruk noktalarının ne olacağına dair ipucu verir misiniz?
Miğfer Dibi’ndeki savaş, aksiyon açısından doruk noktasını oluşturuyor. Bu sahne başlı başına duygusal bir güce de sahip, çok büyük kahramanlıklara ve Rohan diyarının kurtuluşuna tanık oluyorsunuz. Öte yandan Frodo, Sam ve Gollum’un Faramir’in de dahil olduğu ayrı bir öyküleri var. Bu noktada, kitapta sunulanın biraz dışına çıktık ve bu karakterler arasında çok daha samimi, yoğun bir duygusal doruk yaratmaya çalıştık.
Bu filmlerin yapımıyla geçen beş yıllık yolculuğunuzda, hiç Frodo gibi hissettiğiniz oldu mu?
Sanırım oldu. Ancak ondan ayrıldığım temel nokta, amacımıza ulaşmada bakışlarımızın biraz farklı olması: O sürekli ileriye bakıyor, çünkü bir an önce Doom Dağı’na ulaşması lazım. Bense hep arkamdan buharlı bir tren geliyormuş gibi hissediyorum, daha çok arkadan gelen bir baskı hissediyorum üzerimde. Bu nedenle sık sık kendime: “Oh, Tanrım, bunu yapmalıyım, çünkü hızla bana yaklaşan bir tren var” diye düşünürüm. Aslında bu, bir yönüyle Frodo’nun deneyimine çok benziyor: Her ikisi de çok yorucu, hem fiziksel hem de duygusal açıdan. Zaman zaman kendinizi bir savaşa girmiş gibi hissedebiliyorsunuz. Son beş ayda, filmlerin çekimlerinden daha fazla çalıştım ve çok yorgun düştüm. Şimdi, İki Kule’nin de tamamlanıp vizyona giriyor oluşuyla bir süre soluklanabilirim.
Orta Dünya’nın karşısına nasıl geleceğine, ‘Tek Yüzük’ün akıbetinin ne olacağına dair her düşünce, izleyicilerin Yüzüklerin Efendisi: İki Kule’de kendilerine sunulacak görsellik için biraz daha sabırsızlanmasını sağlıyordu. Bakalım, ikinci filmi beklerken sabrı yeterince yıpranmış olan hayranlar, üçüncü filmi de aynı sükunetle bekleyebilecekler mi?
Efendim, artık herkesin malumu, Yüzük Kardeşleri’ni en son dağılma arefesinde bırakmıştık. İşte Yüzüklerin Efendisi: İki Kule, o dağılma anından sonra, yolları farklı yerlere uzanmış karakterlerin paralel geliştirilen öyküleriyle karşımıza geliyor. Yüzüğün taşıyıcısı Frodo ve kadim dostu Sam Baggins, yollarını kaybettikleri bir anda, Gollum’un kendilerini takip ettiğini fark etmiş ve onu yakalamışlardır. Gollum da kendisini serbest bırakmaları karşılığında onları Mordor’a götürmeye söz verir. Böylece hikâyenin ilk ayağı Frodo-Sam ve Gollum arasında kurulmuş olur. Yüzük Kardeşliği’nin diğer üyeleri, Aragorn, Legolas ve Gimli ise, kuşatma altındaki Rohan Krallığı’na gelmişlerdir. Burada, ilk bölümde Khazad-dum’da lavlarla kaplı bir yarığa düşen Gandalf, Ak Gandalf olarak yeniden karşımıza çıkar. Büyücü Saruman’ın askeri merkezi Orthanc Kulesi’yle Sauron’un karanlık kalesi Brad-dur arasında, iki kulenin dehşetiyle boğuşmak zorunda kalan Orta Dünya halkları özgürlüklerini tam olarak elde edebilmek için, Yüzük Kardeşliği üyelerinin önderliğinde, o ana kadar girdiklerinden çok daha şiddetli bir çarpışmanın içine girmek zorundadırlar.
Miğfer Dibi Savaşı ve Gollum
Yüzüklerin Efendisi hayranlarının İki Kule’de Peter Jackson’un nasıl sahneye koyacağını en çok merak ettikleri olay, şüphesiz Tolkien’in romanında çok kanlı bir çarpışma olarak anlatılan Miğfer Dibi Savaşı. Öncelikle, ‘Braindead’ gibi filmlere imza atmış, bu konuda sabıkalı bir yönetmen olan Jackson’un bu sahnelerin hakkını verdiğini ve sahnelere olması gereken şiddeti yedirdiğini söyleyelim. Özellikle filmin dijital efektlerine imza atan WETA Digital şirketinin yeni geliştirdiği Massive adlı yazılım sayesinde, ilik filmdekinden çok daha karanlık ve kanlı olan savaş sahneleri müthiş bir başarıyla çekilebilmiş.
Aşağıdaki röportajında okuyacağınız gibi, Peter Jackson da yaklaşık 45 dakika süren bu savaş sahnelerinin filmin aksiyon yapısı açısından çok büyük önem taşıdığını düşünüyor. Jackson’un bir başka önemli bulduğu nokta, filme yeni eklenen karakterler, özellikle de Gollum. Gollum, Frodo’nun karanlık yanlarının bir temsili olması nedeniyle hem onun üzerinde çok büyük etki yapıyor, hem de Frodo’nun karakter gelişimi açısından sürekli bir ‘foreshadowing’ etkisi yaratıyor (Üçüncü filmde olacakları az çok bilenler ne kastettiğimizi daha iyi anlayacaklardır). Gollum, zaten ilk filmde çok az gözüktüğü sahnelerle bile, herkesin tanıdığı bir figür haline gelmişti, isterseniz gelin biz Gollum dışında, filme yeni katılan ve özellikle üçüncü filmde önemli rollere sahip olacak bazı karakterleri tanıyalım:
Theoden Ednew:
Rohan’ın 17. Kralı olan Theoden, bir zamanlar çok güçlüyken Saruman’ın, danışmanı Solucandil vasıtasıyla yaptığı büyünün etkisine girecek ve Ak Gandalf ortaya çıkana dek günden güne daha da güçsüzleşecektir. Ülkesi, Yüzük Savaşı’nda önemli rol oynayacak, kilit bir konumda olan Theoden, Gandalf’ın yardımıyla büyünün etkisinden çıkarak giderek eski gücüne kavuşmaya başlar. (Kral Theoden’i Bernard Hill canlandırıyor.)
Faramir:
İnsan soyundan olan Faramir, kral vekili olan Denethor’un küçük oğlu ve de ilk hikâyede ölen Boromir’in küçük kardeşidir. Aragorn gibi bir korucu olan Faramir, savaştan pek hoşlanmasa da askerlerinin kendisine bağlılığı sayesinde yüzük savaşında önemli role sahip olacaktır.
(Faramir’i filmde David Wenham canlandırıyor.)
Eowyn:
Anne ve babası Orklar tarafından öldürülmüş olan Eowyn de insan soyundandır ve Rohan Kralı Theoden’in yeğenidir. Yüzük Kardeşliği’nin liderliğini üstlenen Aragorn’a aşık olan Eowyn, geçmişinin verdiği intikam arzusuyla, özellikle Miğfer Dibi Savaşı’nda kahramanca savaşacaktır.
(Eowyn’i Miranda Otto canlandırıyor.)
Eomer:
Kız kardeşi Eowyn’le birlikte Rohan Kralı Theoden tarafından yetiştirilmiş olan Eomer, aynı zamanda Rohan tahtının varisidir. Solucandil’den nefret eden Eomer, Merry ve Pippin’i aramaya giden Aragorn, Gimli ve Legolas’a katılarak Yüzük Kardeşliği’nin içine girecektir.
(Eomer’i Karl Urban canlandırıyor.)
Grima Solucandil:
Rohan Kralı Theoden’in başdanışmanlığını yapsa da aslında Büyücü Saruman’ın hizmetindedir. Saruman Solucandil’i, Theoden’i büyü altında tutabilmek için bir maşa gibi kullanır. Entrikalarıyla, İki Kule’nin en öne çıkan kötü karakterlerinden biridir.
(Solucandil’i Brad Dourif canlandırıyor.)
Maceraya yeni katılan bazı önemli karakterleri de böylece tanıdıktan sonra isterseniz gelin, filmin başarılı yönetmeni Peter Jackson’la yapılmış hoş bir söyleşiye kulak verelim:
Yüzüklerin Kardeşliği’yle karşılaştırdığınızda, İki Kule’nin çekimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce, çok daha zor olduğunu söylemeliyim. Bu sefer öykü üç parçaya ayrılıyor ve bu parçalı yapıyı uygun bir şekilde görselleştirebilmek için Tolkien’in anlatısını daha fazla güçlendirmemiz gerekti. Yanlış anlaşılmasın (fanatik korkusu Jackson’da da yer etmiş), kitaptaki önemli tüm anlar filmde de olduğu gibi mevcut, ancak anlatımı daha zengin kılabilmek için Tolkien’in hiç bahsetmediği bazı sahneler de çekmek durumunda kaldık.
Bu tür sahnelere örnek verebilir misiniz?
Mesela Gollum’un öyküsünü oldukça genişlettik. Tolkien, daha çok Gollum’un şizofrenik doğasıyla ilgileniyordu. Oysa onu bu hale getiren yaklaşık 500 yıl boyunca Tek Yüzük’e sahip olması, aslında hâlâ geçmişinden, Smeagol’dan izler taşıyor. Biz Gollum’un bu yönüne de ağırlık verdik, Frodo’nun ona karşı duyduğu acıma, Smeagol kişiliğinin Gollum’u bastırmasını sağladı. Bunu daha belirgin kılabilmek için, kitapta yer almayan, Gollum ve Smeagol karakterlerinin çelişik bir biçimde birlikte olduğu sahneleri filme ekledik, tüm bunların Gollum’u çok ilginç bir karakter haline getireceğini düşündük hep.
Gollum karakteri, yalnızca anlatı açsından değil, teknik açıdan da oldukça karmaşık bir karakter? Teknik açıdan bu karakteri nasıl yarattınız?
İlk olarak, bilgisayar ortamında yaratılmış bir karakterin işimizi daha iyi göreceği yolunda bir karar aldık. Bu kararı aldıktan sonra, iki şey önemli hale geliyor:
Onu yarattığınız ortam bilgisayar da olsa kesinlikle gerçekmiş gibi duran ve otantik bir karakter yaratmalısınız ve de aslen gerçek olmayan bu karakterden de gerçek oyuncularınız kadar iyi bir performans almalısınız. Bunun için biz, Gollum’un bir aktör tarafından yönlendirilmesini istedik. Teknik anlamda onun üzerinde çalışan onlarca animatör vardı; bu da onun teknik açıdan kusursuz ama yüzeysel bir karakter olması tehlikesini yaratıyordu. Önce Andy Serkins’le Gollum’u seslendirmesi için anlaştık; ancak sonra bununla yetinmeyip ondan Gollum’u sahiplenmesini istedik. Tıpkı Elijah’ın Frodo’yu sahiplenişi gibi, bize Gollum’un hangi durumda nasıl davranacağını söylemesini istiyorduk ondan. Sonuç olarak her iki açıdan da (teknik ve oyuncluluk) Gollum, benim beklentilerimin bile çok üstüne çıkan bir karakter oldu. İki Kule’de neredeyse Frodo kadar sık ekranda görünse de, oyunculuk açısından en az Elijah, Vigo veya Ian kadar başarılı bir performans ortaya koydu.
Tolkien’in öyküsünün başka hangi yanlarını genişlettiniz?
Tolkien, Orcs’ları üzerlerinde taşıyan, dev kurtlara benzeyen Warglar’dan çok az söz ediyor; kitapta hiçbir zaman onları aksiyonun önemli bir parçası haline getirmiyor; ancak biz bu yaratıkları çok ilginç bulduk ve filme Warglar’ın taraflardan biri olduğu bir savaş sahnesi ekledik.
İki Kule’de, Eowyn ve Faramir gibi çok önemli insan karakterler de öyküye dahil oluyor. Bu, filmin havasını ne yönde etkiledi?
Bu karakterlerin filme farklı bir hava kattığı kesin.Yüzüklerin Kardeşliği’nde, Rivendell ve Lothlorien’deki Elflerle birlikte tamamen fantezi dünyasının içindeydiniz. Oysa İki Kule’ye geldiğinizde, öykü insanların dünyasına doğru bir ivme kazanıyor. Efsanenin Yüzüklerin Kardeşliği’ndeki fantastik yanı daha seyrelmiş olarak var İki Kule’de, Braveheart’taki gibi, daha dünya sınırları içerisinde bir fantezi bu. Sanırım, filmi Yüzüklerin Kardeşliği’nin bir tekrarı değilmiş gibi gösteren, kendi sesine sahip olduğu izlenimini yaratan da bu özelliği.
Aynı zamanda birçok yeni karakter ve de yeni yetenek sunuyorsunuz İki Kule’de…
İki Kule’nin güçlü yanlarından biri de ilk filmden tanıdığımız karakterlere yer vermesi kadar, yeni karakterleri de en az onlar kadar güçlü bir biçimde işleyebilmesi. David Wenham (Faramir), Miranda Otto (Eowyn) ve Bernard Hill (Kral Theoden) gibi oyuncular, bahsettiğimi şekilde, gayet güçlü bir biçimde öykünün akışına ekleniyorlar. İki Kule, bize daha sonra Kralın Dönüşü’nde, çok önemli olayların başkahramanları olacak bu karakterleri tanıtan bir film.
İlk film, Yüzük Kardeşliği’nin dağılması gibi öykü için çok önemli bir noktanda (climax) sonlanmıştı. İki Kule’de benzer bir sona mı sahip olacak?
Evet. Zaten kitapların da en önemli özelliği buydu: Epik olanla içimizde olanı, samimi olanı mükemmel bir biçimde karıştırabilmesi. Yüzüklerin Kardeşliği’nde bu, çok iyi bir etki yaratmıştı. İzleyiciler, karakterlerin derinliğinden ve böylesine bir epik içinde yer alan duygulardan epey keyif almıştı. Aynı etkiyi, İki Kule’de de aynı etkiyi yaratmaya çalıştık.
Peki öykü içinde bu doruk noktalarının ne olacağına dair ipucu verir misiniz?
Miğfer Dibi’ndeki savaş, aksiyon açısından doruk noktasını oluşturuyor. Bu sahne başlı başına duygusal bir güce de sahip, çok büyük kahramanlıklara ve Rohan diyarının kurtuluşuna tanık oluyorsunuz. Öte yandan Frodo, Sam ve Gollum’un Faramir’in de dahil olduğu ayrı bir öyküleri var. Bu noktada, kitapta sunulanın biraz dışına çıktık ve bu karakterler arasında çok daha samimi, yoğun bir duygusal doruk yaratmaya çalıştık.
Bu filmlerin yapımıyla geçen beş yıllık yolculuğunuzda, hiç Frodo gibi hissettiğiniz oldu mu?
Sanırım oldu. Ancak ondan ayrıldığım temel nokta, amacımıza ulaşmada bakışlarımızın biraz farklı olması: O sürekli ileriye bakıyor, çünkü bir an önce Doom Dağı’na ulaşması lazım. Bense hep arkamdan buharlı bir tren geliyormuş gibi hissediyorum, daha çok arkadan gelen bir baskı hissediyorum üzerimde. Bu nedenle sık sık kendime: “Oh, Tanrım, bunu yapmalıyım, çünkü hızla bana yaklaşan bir tren var” diye düşünürüm. Aslında bu, bir yönüyle Frodo’nun deneyimine çok benziyor: Her ikisi de çok yorucu, hem fiziksel hem de duygusal açıdan. Zaman zaman kendinizi bir savaşa girmiş gibi hissedebiliyorsunuz. Son beş ayda, filmlerin çekimlerinden daha fazla çalıştım ve çok yorgun düştüm. Şimdi, İki Kule’nin de tamamlanıp vizyona giriyor oluşuyla bir süre soluklanabilirim.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Neşeli Ayaklar / Happy Feet Soundtrack
- "Son Osmanlı: Yandım Ali" Orijinal Film Müzikleri
- Sınav Soundtrack
- The Devil Wears Prada Soundtrack
- Efsane Adam Soundtrack
- V For Vendetta Soundtrack
- Dondurmam Gaymak Orjinal Film Müzikleri
- Maç Sayısı Soundtrack
- Operadaki Hayalet / Phantom Of The Opera Soundtrack
- Manderlay and Dogville CD
- Kurtlar Vadisi - Irak Film Müzikleri
- "Bir Geyşanın Anıları" Soundtrack
- Keloğlan Kara Prens'e Karşı Film Müzikleri
- Organize İşler Film Müzikleri
- Balans ve Manevra Soundtrack


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!










Seanslar
Fragman

