'Firuze' ekibiyle keyifli bir söyleşi...

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Haluk Bilginer, Özcan Deniz, Ruhi Sarı ve diğerleri...
Ezel Akay'ın yönetmenliğinde hepsi 'Firuze'yi yani Demet Akbağ'ı arıyorlar. Biz onları bulduk ve tüm ekip birarada yorgunluk çıkarıp sohbet ederken onlara katıldık, sıcacık bir tavırla sorularımızı yanıtladılar. Türk popüler müzik dünyasını ve de eğlence sektörümüzü komedi türünde anlatan "Neredesin Firuze" bu hafta sinemalarımızda.
Ezel Akay'ın yönetmenliğinde hepsi 'Firuze'yi yani Demet Akbağ'ı arıyorlar. Biz onları bulduk ve tüm ekip birarada yorgunluk çıkarıp sohbet ederken onlara katıldık, sıcacık bir tavırla sorularımızı yanıtladılar. Türk popüler müzik dünyasını ve de eğlence sektörümüzü komedi türünde anlatan "Neredesin Firuze" bu hafta sinemalarımızda.
Neredesin Firuze’nin basın gösterimi ve basın toplantısından sonra tüm ekip birarada toplanmış yorgunluk çıkarırken ben de aralarına katıldım. Ekiptekiler filmi beğendiği için sohbetleri de pek keyifliydi, sorularıma da keyifle yanıt verdiler. Reklam dünyamızın duayenlerinden ve ilk uzun metrajlı bu filmiyle kamera arkasına geçen Ezel Akay, oyuncuları Haluk Bilginer, Özcan Deniz, Demet Akbağ, Ruhi Sarı ve Janset birarada Neredesin Firuze’yi anlatıyorlar...
Özcan Deniz olarak müzik aleminde belli bir imajınız var. Oysa sinemada bunu bir şekilde ters yüz ediyorsunuz adeta, özellikle de Kolay Para’da. Neredesin Firuze’de de ideal imajınızdan uzak gibisiniz. Sinemada risk almak için yönetmenlere çok güvenmiş olmanız gerek, değil mi?
Özcan Deniz: Valla beni maymuna çevirdiler! Hani hayvanat bahçelerindeki maymunlar gibi şaklabanlık yapıyorum.(kahkahalar) Nasıl yani?:
Özcan Deniz: Baksanıza filmdeki halime, görüntüme. Saçım başım, her şey şaklaban gibi. Tabii ki müzik piyasasında belli bir imajım var. Yaptığım müzik tarzı da öyle, ama işte bu filmde kılıktan kılığa girdim, n’payım! Ezel Akay:Saçının peruk olduğunu kimse farketmedi galiba. Özcan Deniz: Bilmem, farketmişlerdir belki de. İşte gördünüz o saçla, kıyafetlerle ortalıklarda dolaşıyoruz. Ama gayet başarılı bir sonuç olmuş bence. Yönetmene teslim olmak bir oyuncu için çok önemli değil mi?
Özcan Deniz: Tabii ki. Sinema oyunculuğu çok farklı bir şey. Ben büyük bir risk alıyorum sinemada. Dediğiniz gibi ‘Kolay Para’da imajımı tamamiyle yıktım. Bzim gibi piyasada sert görünen insanların, meşhurların aslında gerçek yaşamda başka bir yönü de olduğunu gösteriyor film. Adam dışarıdan bambaşka ama gerçekte bundan da farklı. Siz beğendiniz demek...
Evet, ben sizin yüzünüzün sinema perdesine çok uygun olduğunu da düşünüyorum ayrıca. Ama tabii ki doğru yönetmenin ellerinde. Peki bu projeye dahil olmanız nasıl oldu?
Özcan Deniz: Senaryoyu Ezel (Akay) bana getirdiğinde çok beğendim ve iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Ama rolümün çok riski vardı. İmajımızın tam tersine garip saçlar, abartılı kostümler filan. Bir de çok komik duruma düşüyoruz tabii. Baksana esas oğlanım güya ama kızı elde edemeyen bir biçareyim. Zavallı durumundayım yani. Bu rol daha önceki TV dizilerimdeki rollerimden, imajımdan çok farklı. Ama bir oyuncu olarak kendimizi aşmak gerek. Belirli çizginin dışına çıkmayı göze almak gerek. Müzikten gelen imajımı aynen devam ettirip kendimi hapsetmek hiç istemem. Özellikle sinemada bunu değiştirmek istedim. Belirli bir karakterde tıkılırsanız oynayacağınız roller de kısıtlıdır ve sizi bağlar. Rahat olup korkmamak gerek. Bir çok oyuncu kendilerini belirli bir çizgiye koydukları için zamanla sıkışmışlardır. Ben kendime böyle sınırlı bir alan istemiyorum. Yılların oyuncusu gibi konuşuyorsunuz...
Özcan Deniz: Öyle olmak gerek ama. Kendimizi aşmak ve ileri gitmek için belirli tiplemelere saplanmamak gerek. Yağız delikanlı, esas oğlan karakterleri nereye kadar götürebilir ki insanı... Çekimlerde sette nasıldınız, yönetmenle uyumunuz nasıldı, zorlandınız mı?
Özcan Deniz: Yok gayet iyi oldu. Başlarda biraz sıkıntılıydık ama... Ezel Akay: İlk başlarda herkes gergindi tabii ki. Ama sonradan herkes açıldı. Yani çekimlerin ilk üç haftasıyla geri kalan haftalar biribirinden çok farklı gelişti. Oyuncular birbirleriyle paslaşmaya başladılar. Doğaçlama sahneler denedik, kullandık. Hangi sahneler doğaçlamaydı mesela?
Ezel Akay: Bazılarını kullanmadık ama mesela Haluk’un karakteri hani ofise icra geldiğindeki o abartılı yakarışları filan o anda olup bitti provada, çok beğendik ve kullanmaya karar verdik. Ortalıkta fevkalede pozitif enerji vardı, yardımlaşma filan harikaydı.
Bu arada Demet Akbağ’a geçelim birazda. Siz bu projeye nasıl katıldınız?
Demet Akbağ: Ben de Haluk (Bilginer) gibi senaryoyu görür görmez çok sevdim ve hemen kabul ettim. Setteki çalışma nasıldı? Siz ve Haluk Bilginer deneyimli oyuncularla diğerleri arasındaki paslaşma nasıl oldu?
Demet Akbağ: Setimiz harikaydı. Önce senaryoyu ezberledik. Yani başlangıçta senaryoya bağlıydık ama Ezel sette çok yaratıcı ve oyunculara olanak veren bir yönetmen. Örneğin, bir sahneyi de biz istediğimiz gibi deniyor ve karşılıklı nasıl olması gerektiği konusunu tartışıyorduk. Harika bir alışveriti yani aramızdaki. Çok keyif aldım. Siz tiyatro kökenli bir oyunucusunuz. Tiyatrodan gelenlerin kamera karşısında kendilerini güvensiz hissettikleri söylenir, siz nasıldınız?
Demet Akbağ: Doğru, benim ayrıca çok sinema filmimde de yok ama pratikle bunu aşıyorsunuz çünkü ben çok televizyon dizisinde oynadım. Zamanla kamerayla başetmesini öğreniyorsunuz. Şimdi de sorumuz Haluk Bilginer’e... Siz bu role çok oturmuş görünüyorsunuz ve film ‘Özcan Deniz öyküsü’ sanılsa da siz başroldekisiniz aslında. Senaryoyu ilk gördüğünüzde tepkiniz nasıldı?
Haluk Bilginer: Bayıldım! Ağzımın suyu aktı! Plak yapımcısı Hayri Kalıpçı tiplemesini gördüğümde bunu mutlaka ben oynamalıyım, diye düşündüm. Bir oyuncu olarak insanın eline böyle roller her zaman geçmez. Çok mutluyum inanın. Filmi izledim ve çok beğendim ve çok mutluyum. Bilmiyorum belki siz öyle düşünmüyorsunuz ama ben çok beğendim izlediğim filmi şimdi. Çok şanslıyım yani. Hâlâ ürperiyorum. Bu tipleme Hilmi Topaloğlu tiplemesi. Rolünüze nasıl hazırlandınız?
Haluk Bilginer: Evet öyle. Rahmetli kendisi çok özel bir insanmış ama kendisini hiç tanımadım. Klasik bir plakçılar çarşısı olayı var ortada. Tiplemeyi gözlemlerimden çıkardım bir oyuncu olarak. Peki siz Ruhi Sarı, sizin de yan karakter de olsa filmde önemli bir rolünüz var. Biz sizi Zeki Demirkubuz oyuncusu olarak tanıdık. Şimdi TV dizilerine ağırlık veriyorsunuz. Ülkemizde sinema yapma koşulları da malum zor. Bu proje geldiğinde tepkiniz ne oldu?
Ruhi Sarı: İnanın çok sevindim. Ben de tüm arkadaşlarım gibi kendimi çok ama çok şanslı hissediyorum. Sette de çok uyumluyduk. Demet Akbağ, Haluk Bilginer gibi böyle deneyimli oyuncular arasında yer almak beni zaten çok mutlu etti. Haluk Bilginer: Aman efendim ne demek, biz sizinle birarada olmaktan çok keyif aldık. Gerçekten de deneyimlisi ya da deneyimsizi, hepimiz aynı gayret ve enerjiyle çalıştık filmde. Herkesin emeği büyük. Üstelik Ruhi'yle filan hep birlikte ne güzel söyledik 'Ya Evde Yoksan' şarkısını, ne güzeldi... Evet, benim de çok beğendiğim bir düzenleme olmuş, tebrikler.
Janset: Bana bir ‘melek’ geldi ve bu rolü getirdi. Hâlâ bu kadar şanslı olduğuma inanamıyorum. Melek, dileğimi yerine getirmiş oldu.
Sizin ilk sinema deneyimiz değil mi? Bir de şarkı söylüyorsunuz üstelik..
Janset: Aman efendim (mütevazice boynunu eğiyor), ben kim şarkı söylemek kim... Haluk Bilginer: Olur mu! Ne güzel söyledin işte. Siz de dinlediniz değil mi, harika söylüyor. Ben bayıldım. Ezel Akay: Bu filmde herkes şarkı söyledi. Ve çok başarılı söyledi bence. Siz bir yönetmen olarak belirli bir camiada geçen, dışarıdan bir enerji almayarak dolayısıyla ahlaki bir sorgulama da getirmeden kotarmışsınız öykünüzü,. Siz sonuçtan memnun musunuz, samimi olarak?
Ezel Akay: Evet, ben belirli bir ortamda yaşanan öyküyü anlattım. Bir masal olarak anlattım olup biteni. Evet ‘kitch’ bir tarzda abarttık ve bence hedefimize ulaştık. Ama tabii ki en önemli karar izleyicinindir. Onlar beğenirse biz de hedefimize ulaşmış sayılırız. Umarım öyle olur.
Özcan Deniz olarak müzik aleminde belli bir imajınız var. Oysa sinemada bunu bir şekilde ters yüz ediyorsunuz adeta, özellikle de Kolay Para’da. Neredesin Firuze’de de ideal imajınızdan uzak gibisiniz. Sinemada risk almak için yönetmenlere çok güvenmiş olmanız gerek, değil mi?Özcan Deniz: Valla beni maymuna çevirdiler! Hani hayvanat bahçelerindeki maymunlar gibi şaklabanlık yapıyorum.(kahkahalar) Nasıl yani?:
Özcan Deniz: Baksanıza filmdeki halime, görüntüme. Saçım başım, her şey şaklaban gibi. Tabii ki müzik piyasasında belli bir imajım var. Yaptığım müzik tarzı da öyle, ama işte bu filmde kılıktan kılığa girdim, n’payım! Ezel Akay:Saçının peruk olduğunu kimse farketmedi galiba. Özcan Deniz: Bilmem, farketmişlerdir belki de. İşte gördünüz o saçla, kıyafetlerle ortalıklarda dolaşıyoruz. Ama gayet başarılı bir sonuç olmuş bence. Yönetmene teslim olmak bir oyuncu için çok önemli değil mi?
Özcan Deniz: Tabii ki. Sinema oyunculuğu çok farklı bir şey. Ben büyük bir risk alıyorum sinemada. Dediğiniz gibi ‘Kolay Para’da imajımı tamamiyle yıktım. Bzim gibi piyasada sert görünen insanların, meşhurların aslında gerçek yaşamda başka bir yönü de olduğunu gösteriyor film. Adam dışarıdan bambaşka ama gerçekte bundan da farklı. Siz beğendiniz demek...
Evet, ben sizin yüzünüzün sinema perdesine çok uygun olduğunu da düşünüyorum ayrıca. Ama tabii ki doğru yönetmenin ellerinde. Peki bu projeye dahil olmanız nasıl oldu?Özcan Deniz: Senaryoyu Ezel (Akay) bana getirdiğinde çok beğendim ve iyi bir fırsat olduğunu düşündüm. Ama rolümün çok riski vardı. İmajımızın tam tersine garip saçlar, abartılı kostümler filan. Bir de çok komik duruma düşüyoruz tabii. Baksana esas oğlanım güya ama kızı elde edemeyen bir biçareyim. Zavallı durumundayım yani. Bu rol daha önceki TV dizilerimdeki rollerimden, imajımdan çok farklı. Ama bir oyuncu olarak kendimizi aşmak gerek. Belirli çizginin dışına çıkmayı göze almak gerek. Müzikten gelen imajımı aynen devam ettirip kendimi hapsetmek hiç istemem. Özellikle sinemada bunu değiştirmek istedim. Belirli bir karakterde tıkılırsanız oynayacağınız roller de kısıtlıdır ve sizi bağlar. Rahat olup korkmamak gerek. Bir çok oyuncu kendilerini belirli bir çizgiye koydukları için zamanla sıkışmışlardır. Ben kendime böyle sınırlı bir alan istemiyorum. Yılların oyuncusu gibi konuşuyorsunuz...
Özcan Deniz: Öyle olmak gerek ama. Kendimizi aşmak ve ileri gitmek için belirli tiplemelere saplanmamak gerek. Yağız delikanlı, esas oğlan karakterleri nereye kadar götürebilir ki insanı... Çekimlerde sette nasıldınız, yönetmenle uyumunuz nasıldı, zorlandınız mı?
Özcan Deniz: Yok gayet iyi oldu. Başlarda biraz sıkıntılıydık ama... Ezel Akay: İlk başlarda herkes gergindi tabii ki. Ama sonradan herkes açıldı. Yani çekimlerin ilk üç haftasıyla geri kalan haftalar biribirinden çok farklı gelişti. Oyuncular birbirleriyle paslaşmaya başladılar. Doğaçlama sahneler denedik, kullandık. Hangi sahneler doğaçlamaydı mesela?
Ezel Akay: Bazılarını kullanmadık ama mesela Haluk’un karakteri hani ofise icra geldiğindeki o abartılı yakarışları filan o anda olup bitti provada, çok beğendik ve kullanmaya karar verdik. Ortalıkta fevkalede pozitif enerji vardı, yardımlaşma filan harikaydı.
Bu arada Demet Akbağ’a geçelim birazda. Siz bu projeye nasıl katıldınız? Demet Akbağ: Ben de Haluk (Bilginer) gibi senaryoyu görür görmez çok sevdim ve hemen kabul ettim. Setteki çalışma nasıldı? Siz ve Haluk Bilginer deneyimli oyuncularla diğerleri arasındaki paslaşma nasıl oldu?
Demet Akbağ: Setimiz harikaydı. Önce senaryoyu ezberledik. Yani başlangıçta senaryoya bağlıydık ama Ezel sette çok yaratıcı ve oyunculara olanak veren bir yönetmen. Örneğin, bir sahneyi de biz istediğimiz gibi deniyor ve karşılıklı nasıl olması gerektiği konusunu tartışıyorduk. Harika bir alışveriti yani aramızdaki. Çok keyif aldım. Siz tiyatro kökenli bir oyunucusunuz. Tiyatrodan gelenlerin kamera karşısında kendilerini güvensiz hissettikleri söylenir, siz nasıldınız?
Demet Akbağ: Doğru, benim ayrıca çok sinema filmimde de yok ama pratikle bunu aşıyorsunuz çünkü ben çok televizyon dizisinde oynadım. Zamanla kamerayla başetmesini öğreniyorsunuz. Şimdi de sorumuz Haluk Bilginer’e... Siz bu role çok oturmuş görünüyorsunuz ve film ‘Özcan Deniz öyküsü’ sanılsa da siz başroldekisiniz aslında. Senaryoyu ilk gördüğünüzde tepkiniz nasıldı?
Haluk Bilginer: Bayıldım! Ağzımın suyu aktı! Plak yapımcısı Hayri Kalıpçı tiplemesini gördüğümde bunu mutlaka ben oynamalıyım, diye düşündüm. Bir oyuncu olarak insanın eline böyle roller her zaman geçmez. Çok mutluyum inanın. Filmi izledim ve çok beğendim ve çok mutluyum. Bilmiyorum belki siz öyle düşünmüyorsunuz ama ben çok beğendim izlediğim filmi şimdi. Çok şanslıyım yani. Hâlâ ürperiyorum. Bu tipleme Hilmi Topaloğlu tiplemesi. Rolünüze nasıl hazırlandınız?
Haluk Bilginer: Evet öyle. Rahmetli kendisi çok özel bir insanmış ama kendisini hiç tanımadım. Klasik bir plakçılar çarşısı olayı var ortada. Tiplemeyi gözlemlerimden çıkardım bir oyuncu olarak. Peki siz Ruhi Sarı, sizin de yan karakter de olsa filmde önemli bir rolünüz var. Biz sizi Zeki Demirkubuz oyuncusu olarak tanıdık. Şimdi TV dizilerine ağırlık veriyorsunuz. Ülkemizde sinema yapma koşulları da malum zor. Bu proje geldiğinde tepkiniz ne oldu?
Ruhi Sarı: İnanın çok sevindim. Ben de tüm arkadaşlarım gibi kendimi çok ama çok şanslı hissediyorum. Sette de çok uyumluyduk. Demet Akbağ, Haluk Bilginer gibi böyle deneyimli oyuncular arasında yer almak beni zaten çok mutlu etti. Haluk Bilginer: Aman efendim ne demek, biz sizinle birarada olmaktan çok keyif aldık. Gerçekten de deneyimlisi ya da deneyimsizi, hepimiz aynı gayret ve enerjiyle çalıştık filmde. Herkesin emeği büyük. Üstelik Ruhi'yle filan hep birlikte ne güzel söyledik 'Ya Evde Yoksan' şarkısını, ne güzeldi... Evet, benim de çok beğendiğim bir düzenleme olmuş, tebrikler.
Janset: Bana bir ‘melek’ geldi ve bu rolü getirdi. Hâlâ bu kadar şanslı olduğuma inanamıyorum. Melek, dileğimi yerine getirmiş oldu.
Sizin ilk sinema deneyimiz değil mi? Bir de şarkı söylüyorsunuz üstelik..Janset: Aman efendim (mütevazice boynunu eğiyor), ben kim şarkı söylemek kim... Haluk Bilginer: Olur mu! Ne güzel söyledin işte. Siz de dinlediniz değil mi, harika söylüyor. Ben bayıldım. Ezel Akay: Bu filmde herkes şarkı söyledi. Ve çok başarılı söyledi bence. Siz bir yönetmen olarak belirli bir camiada geçen, dışarıdan bir enerji almayarak dolayısıyla ahlaki bir sorgulama da getirmeden kotarmışsınız öykünüzü,. Siz sonuçtan memnun musunuz, samimi olarak?
Ezel Akay: Evet, ben belirli bir ortamda yaşanan öyküyü anlattım. Bir masal olarak anlattım olup biteni. Evet ‘kitch’ bir tarzda abarttık ve bence hedefimize ulaştık. Ama tabii ki en önemli karar izleyicinindir. Onlar beğenirse biz de hedefimize ulaşmış sayılırız. Umarım öyle olur.
Henüz kimse yorum yapmamış.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

İkinci Nefes
Kimseye zarar vermeden gitmek en iyisi.
Kimseye zarar vermeden gitmek en iyisi.







Seanslar
Fragman


