
Son aylarda birbiri peşisıra vizyona giren iddialı Türk filmlerine bu hafta Neredesin Firuze ekleniyor. Sinema salonları daha bir renkleniyor...
2004’e ilk merhaba diyen filmlerden Okul, sinemamızda bir ilki gerçekleştirme iddası ile yola çıkarak sinemamımızın ilk ‘gençlik korku-gerilim’ filmi olma özelliğini taşırken, Hababam Sınıfı Merhaba ile Vizontele Tuuba bir devam filmi olarak dikkat çektiler. Açıkcası eli yüzü düzgün bir gençlik filmi olduğunu düşündüğüm Okul’u hedefleri ölçüsünde başarılı buldum, ancak itiraf etmeliyim ki benim için yılın Türk filimi değildi. Gözümü merakla diğer filmlere çevirdim.
Hahabam Sınıfı Merhaba’yı göremedim. İzlediğim Vizontele Tuuba ise Vizontele’nin tadına dahi ulaşamayan, bazı yönleriyle ilk filmi tekrarlayan ve merkezine koyduğu ana meseleyi belirginleştirmeyi başaramayan bir yapım olarak bende hayal kırıklığı yarattığı. Özetle sinemanın temel ekseni teşkil olan ve öyküyü yaratan ‘çatışma’ filmde çok zayıftı ve iddia edildiğinin aksine Deli Emin’in naifliği ekseninden tanıklık ettiğimiz politik yaklaşımlar ise tatmin edici ve ‘politik’ olmaktan epey uzaktı. Anlayacağınız yine, beklediğim ‘yılın’ filmini izleyememiştim...
Ama umut tükenmiyor ve sırada epeyce Türk filmi var. Bunlardan en yakı tarihte vizyona girecek olan “Neredesin Firuze”ye gözümü kestirdim. Acaba beklediğim film bu muydu?..
Elbette ‘yılın’, ‘hayatımın’ filmi gibi bekletilerim birer latifeden ibaret. Ancak bir süredir magazin dünyasının da sıkı biçimde takip ettiği ve doğal olarak filmlerin tanıtım süreçlerinin büyük oranda bu noktaya endekslendiği (Vizontele, O Şimdi Asker, Yeşil Işık, Asmalı Konak filmlerinin vizyona giriş süreçlerini hatırlayın) bir dönemden geçiyoruz. Vizyona giren büyük, iddialı yapımlar -bir başyapıt- edasıyla sunulmasalar bile, ‘çok özgün’, ‘yeni’, ‘sıra dışı’ veya ‘çok başarılı’ çalışmalarla karşı karşıya olduğumuz savını taşıyorlar veya böyle bir hava yaratılıyor. Ancak bazen sonuç Yeşil Işık, Asmalı Konak’taki olduğu gibi hayal kırıklığı yaratabiliyor.
Bu yüzden olsa gerek bu iddialı yapımları ya çok başarılı buluyor ya da hayalkırıklığı yarattığı biçiminde değerlendiriyoruz. Neredesin Firuze’de bu ince çizgide yürüyen bir film. Peşinen söylüyeyim yıldızlı pekiyi ile olmasa da ben sınıfı başarıyla geçtiği kanısındayım. Hatta biraz daha ileri gidip bu yıl vizyona giren filmler arasında şimdilik sınıfın en başarılısı olduğunu da söylüyeyim. Lakin, nasıl bir sınıftaki öğrencileri birbirlerinin rakibi olarak görmek yanlışsa, filmleri de birbirlerinin rakibi olarak değerlendirmek pek sağlıklı değil, ancak son dönemin iddialı yapımlarını şöyle birbirleriyle yan yan koyamadan da edemiyor insan.
Bunca lafın sonunda Neredesin Firuze’ye gelecek olursak. Kitsch, renkli, cıvıl cıvıl bir filmle karşı karşıyayız. Bu renklilik, kitsch atmosfer dekordan kostümlere; her an karşımıza çıkıveren ünlü simalardan müziklere kadar neredeyse filmin her karesine nüfuz etmiş. Çok alaturka denebilecek öyküsü yaratılan atmosferle bambaşka bir boyut kazanmış. Günlük yaşamdan bir kesit mi izliyorsunuz, yoksa masalsı bir dünyaya mı adım attınız emin olamıyorsunuz. Kanatim filmle birlikte her ikisi ne de adım attığımız yönünde. Filmin bu yanıyla sinemamızda bir ilki temsil ediyor ve komide-macera türüne farklı bir atmosfer, boyut kazandırıyor.
Yaratılan atmosferle hayli renkli bir ‘olmak ya da olmamak’ savaşı içine giren kahramanlarımız, bizi oldukça tempolu bir maceranın da içine sürüklüyorlar. Tam şimdi ayvayı yediler artık dediğimiz an da yeni bir umut kapılarını çalıyor. Hele Firuze’nin ortaya çıkmasıyla bu umut daha perçimleniyor. Fakat kör talih bir türlü yakalarını bırakmıyor, tam herşeyden vazgeçecekler, ‘ama bu da biraz yürek istiyor’, yo onların vazgeçmeye niyeti yok, delikanlı çocuklar hepsi...
Filmin akışı her saniye biraz daha hızlanıp, olay örgüsü daha da karışırken müziğimizin ünlü simaları birbirinden keyifli düzenleme parçalarla kahramanlarımızın kaderine ortaklık ediyor. Fakat herşeye rağmen filmin en porblemli yanı bu tempodaki sinemasal boşluklar ve dramaturgideki kimi özensizlikler. Bu yüzden, tüm renkliliğine rağmen özellikle filmin ilk yarısında filmin içine girmekte zorluk çekiyorsunuz. Yine filmin flaş sahneleri olarak ve çözülme anları olarak değerlendirebileceğimiz ‘asıl oğlanla’ ‘asıl kadınların’ yüzleştiği sahneler yeterince iz bırakmıyor beynimiz ve yüreğimizde. Zaten bu dramaturgi hataları veya dikkat kayıpları olmasa Neredesin Firuze’yi sinemamızın başyapıtları arasına yerleşmekte bir behis olmazdı sanırım.
Filmin önemli özelliklerinden biri hiç kuşkusuz zengin oyuncu kadrosu. Özellikle müzik dünyamızın önemli isimleirin rol aldığı kısa sahneler filmi hayli zenginleştirmiş. Ses kalitesinin mükemmel olduğu filmin soundtrack’i ise her halde bu yılın en çok satan albümleri arasında üst sıralarda yer alacak. Ki bunu fazlasıyla hak ediyor. Tekrar oyunculara dönersek, karşılaştığımız karakterler ve tiplemeler kıyafetleri kadar renkli. Bazıları dizilerden tanıdığımız karakterleri çağrıştırsalarda, film, sinemamızın oyunculuk problemini büyük ölçüde aştığın bir başka kanıtı. Özellikle Cem Özer ve Ragıp Savaş oldukça etkileyici. Tabi filmin sürükleyici ismi Haluk Bilginer.
Filmin bir diğer çekici yanı ise dikkatli izleyicilere vaad ettiği küçük sürprizler. Film boyunda çeşitli yerlerde gördüğümüz kaçıncı günün yaşandığını belirten yazılar en barizi olduğu için söylemekte bir sakınca yok. Ama daha pek çok bu tip ayrıntı mevcut. Özellikle meleklere dikkat, nerede nasıl karşınıza çıkacağı hiç belli olmaz...
Yazımı son aylarda Türk filmlerine hayli rağbet gösteren izleyicilerin Neredesin Firuze’yi atlamamalarını dileyerek noktalayayım. Salondan içeri girerken gönülleri rahat olsun, sinemanın vaad ettiği büyülü atmosferi Neredesin Firuze’de fazlasıyla bulacaklar.


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!









Seanslar
Fragman


