Korsanların Dönüşü

Umut Barış Dönmez 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Epey bir süredir beyazperdede karşımıza çıkmayan korsanlar, Gore Verbinski yönetiminde, Johnny Depp ve Geoffrey Rush gibi usta oyuncuların vücudunda sinemalara dönüyor. Hem de oldukça eğlenceli bir biçimde...
Uzun süredir uzak denizlerin korkutucu, altın dişli, tek gözlü korsanlarını beyazperdede görmemiştik. Bir Walt Disney filmi olarak, Jerry Bruckheimer’ın yapımcılığında, Gore Verbinski’nin yönetimi altında geri dönüyorlar. ‘Dönüşleri muhteşem oldu’ denilebilir mi? Hadi muhteşem demeyelim ama son derece eğlenceli oldukları kesin. Kesin olan başka bir şey de onları çok özlediğimiz.
Filmin öyküsü Disneyland’de bulunan ve filmle aynı adı taşıyan tematik bir eğlence parkından esinlenilerek oluşturulmuş. Pek alışkın olduğumuz tarzda bir esin kaynağı değil bu. Ancak ‘Shrek’in de yazarları olan Ted Elliot ve Terry Rossio çocukların bayıldığı bu eğlenceden yola çıkarak hem komik hem sürükleyici bir senaryo ortaya koymayı başarmışlar.
18.yy’dayız. Elizabeth Swann, Caribbean’daki Port Royal şehrinin İngiliz valisinin güzel kızıdır. Çocukluğunda hayatının kurtarılmasını sağladığı, açık denizde bir tahta parçasının üzerinde baygın olarak bulunan, şu anda ise demirden kılıç yapımında usta olmuş genç Will Turner’a aşıktır. Will de için için onu sevmektedir, ancak sınıf farkından dolayı duygularını ortaya koymaktan kaçınmaktadır. Bu durum Elizabeth’i kendisine evlenme teklifinde bulunan donanma kumandanı Norrington ile babasının da uygun gördüğü bir şekilde, pek gönüllü olmasa da evlenmeye itecek gibi gözükmektedir. Derken bir kaza olur, denize düşen Elizabeth’i boğulmaktan son anda Jack Sparrow adlı bir korsan kurtarır. Gemisini kaybetmiş tuhaf bir korsan olan Sparrow gösterdiği kahramanlığa karşın tutuklanmaktan kurtulamaz. Aynı gece Port Royal, Siyah İnci (Black Pearl) adlı ünlü korsan gemisinin saldırısına uğrar. Korsanlar Elizabeth’in tarihi madalyonunun peşindedirler ve onu kaçırırlar. Bu madalyon onları üzerlerindeki uğursuz lanetten kurtaracaktır, çünkü aslında onlar yaşayan ölülere dönüşmüşlerdir. Will, Sparrow’u beraberce korsanların peşinden gitmeye ve Elizabeth’i kurtarmaya ikna eder, çünkü aslında Sparrow, Siyah İnci’nin eski kaptanıdır ve gemisini tekrar geri almak ona hiç de fena bir fikirmiş gibi gözükmez. Kovalamaca ve aksiyon başlar. Gelgelelim ortada bir yanlış anlama bulunmaktadır, zira madalyonun gerçek sahibi aslında Will’dir ve dolayısıyla korsanların ihtiyaç duyduğu esas kişi de odur.
Eleştirmenlerce Amerika’da yaz mevsiminin vaatlerini en çok yerine getiren, en başarılı ‘blockbuster’ olarak gösterilen “Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti”, korsan filmlerinin klişelerini, bazılarına akılcı müdahalelerde bulunarak hiç sakınmadan kullanıyor. Filmin en şaşırtıcı ve şüphesiz en iyi yanı Johnny Depp’in görülmedik bir yorumla canlandırdığı Kaptan Sparrow karakteri. Makyajı ve kostümünden ziyade tavırları ve konuşması ile bırakın bir korsan filmini, herhangi başka bir filmde bile böyle tuhaf ve komik bir karakterin bulunduğunu sanmıyorum. Filmin saygı duruşunda bulunduğu ve çeşitli göndermelerle andığı “The Sea Hawk” (1940), “The Black Pirate” (1926), “Treasure Island” (1972) gibi eski korsan filmlerindeki Errol Flynn, Douglas Fairbanks ve Orson Welles gibi oyuncuların canlandırdıkları karakterlerle Depp’inkini karşılaştırmak bile “Karayip Korsanları”nın çok kendini ciddiye almadığını anlamamız için yeterli. Bu doğru bir yaklaşım; bu devirde kendini çok ciddiye alarak korsan filmi yapılmaz, yapılırsa da böyle eğlenceli olmaz.
‘Sight&Sound’da yayımlanmış yazısında eleştirmen Dan Etherington, bir Walt Disney yapımı olmasına karşın, filmin stüdyonun genel politikalarından uzak bazı özelliklerine dikkat çekiyor. Dijital efektlerin başarılı kullanımı sonucu bazı sahnelerin özellikle çocuklar için korkutucu olabileceğinin altını çizen eleştirmen, bunun Walt Disney filmleri için görülmedik bir uygulama olduğunu yazıyor. Haklı. Zaten filmin Amerika’da PG-13 derecelendirmesi ile gösterime girebilmesi de bunun kanıtı ve bu Walt Disney filmleri için bir ilk. Eleştirmen bu tavrı, Walt Disney’in kendini yenilemeye çalışmasının işareti olarak görüyor. Sonuç: Bir Walt Disney filmi deyip geçmeyin! “Karayip Korsanları”, beklentileri fazlasıyla karşılayan, çok eğlenceli ve serbest bir yorumla korsan filmlerinin tadını bizlere yeniden hatırlatan bir film.
(Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Kasım 2003 sayısında yayımlanmıştır. Sizlerle paylaşmamıza izin verdikleri için Altyazı’ya ve Umut Barış Dönmez’e teşekkürler...)
Filmin öyküsü Disneyland’de bulunan ve filmle aynı adı taşıyan tematik bir eğlence parkından esinlenilerek oluşturulmuş. Pek alışkın olduğumuz tarzda bir esin kaynağı değil bu. Ancak ‘Shrek’in de yazarları olan Ted Elliot ve Terry Rossio çocukların bayıldığı bu eğlenceden yola çıkarak hem komik hem sürükleyici bir senaryo ortaya koymayı başarmışlar.
18.yy’dayız. Elizabeth Swann, Caribbean’daki Port Royal şehrinin İngiliz valisinin güzel kızıdır. Çocukluğunda hayatının kurtarılmasını sağladığı, açık denizde bir tahta parçasının üzerinde baygın olarak bulunan, şu anda ise demirden kılıç yapımında usta olmuş genç Will Turner’a aşıktır. Will de için için onu sevmektedir, ancak sınıf farkından dolayı duygularını ortaya koymaktan kaçınmaktadır. Bu durum Elizabeth’i kendisine evlenme teklifinde bulunan donanma kumandanı Norrington ile babasının da uygun gördüğü bir şekilde, pek gönüllü olmasa da evlenmeye itecek gibi gözükmektedir. Derken bir kaza olur, denize düşen Elizabeth’i boğulmaktan son anda Jack Sparrow adlı bir korsan kurtarır. Gemisini kaybetmiş tuhaf bir korsan olan Sparrow gösterdiği kahramanlığa karşın tutuklanmaktan kurtulamaz. Aynı gece Port Royal, Siyah İnci (Black Pearl) adlı ünlü korsan gemisinin saldırısına uğrar. Korsanlar Elizabeth’in tarihi madalyonunun peşindedirler ve onu kaçırırlar. Bu madalyon onları üzerlerindeki uğursuz lanetten kurtaracaktır, çünkü aslında onlar yaşayan ölülere dönüşmüşlerdir. Will, Sparrow’u beraberce korsanların peşinden gitmeye ve Elizabeth’i kurtarmaya ikna eder, çünkü aslında Sparrow, Siyah İnci’nin eski kaptanıdır ve gemisini tekrar geri almak ona hiç de fena bir fikirmiş gibi gözükmez. Kovalamaca ve aksiyon başlar. Gelgelelim ortada bir yanlış anlama bulunmaktadır, zira madalyonun gerçek sahibi aslında Will’dir ve dolayısıyla korsanların ihtiyaç duyduğu esas kişi de odur.
Eleştirmenlerce Amerika’da yaz mevsiminin vaatlerini en çok yerine getiren, en başarılı ‘blockbuster’ olarak gösterilen “Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti”, korsan filmlerinin klişelerini, bazılarına akılcı müdahalelerde bulunarak hiç sakınmadan kullanıyor. Filmin en şaşırtıcı ve şüphesiz en iyi yanı Johnny Depp’in görülmedik bir yorumla canlandırdığı Kaptan Sparrow karakteri. Makyajı ve kostümünden ziyade tavırları ve konuşması ile bırakın bir korsan filmini, herhangi başka bir filmde bile böyle tuhaf ve komik bir karakterin bulunduğunu sanmıyorum. Filmin saygı duruşunda bulunduğu ve çeşitli göndermelerle andığı “The Sea Hawk” (1940), “The Black Pirate” (1926), “Treasure Island” (1972) gibi eski korsan filmlerindeki Errol Flynn, Douglas Fairbanks ve Orson Welles gibi oyuncuların canlandırdıkları karakterlerle Depp’inkini karşılaştırmak bile “Karayip Korsanları”nın çok kendini ciddiye almadığını anlamamız için yeterli. Bu doğru bir yaklaşım; bu devirde kendini çok ciddiye alarak korsan filmi yapılmaz, yapılırsa da böyle eğlenceli olmaz.
‘Sight&Sound’da yayımlanmış yazısında eleştirmen Dan Etherington, bir Walt Disney yapımı olmasına karşın, filmin stüdyonun genel politikalarından uzak bazı özelliklerine dikkat çekiyor. Dijital efektlerin başarılı kullanımı sonucu bazı sahnelerin özellikle çocuklar için korkutucu olabileceğinin altını çizen eleştirmen, bunun Walt Disney filmleri için görülmedik bir uygulama olduğunu yazıyor. Haklı. Zaten filmin Amerika’da PG-13 derecelendirmesi ile gösterime girebilmesi de bunun kanıtı ve bu Walt Disney filmleri için bir ilk. Eleştirmen bu tavrı, Walt Disney’in kendini yenilemeye çalışmasının işareti olarak görüyor. Sonuç: Bir Walt Disney filmi deyip geçmeyin! “Karayip Korsanları”, beklentileri fazlasıyla karşılayan, çok eğlenceli ve serbest bir yorumla korsan filmlerinin tadını bizlere yeniden hatırlatan bir film.
(Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Kasım 2003 sayısında yayımlanmıştır. Sizlerle paylaşmamıza izin verdikleri için Altyazı’ya ve Umut Barış Dönmez’e teşekkürler...)Henüz kimse yorum yapmamış.


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Amerikan Gangsteri
Boşver şimdi kötü günleri, sen onları iyiye dönüştürmeye bak.
Boşver şimdi kötü günleri, sen onları iyiye dönüştürmeye bak.









Seanslar
Fragman

