Montreal'den geriye kalanlar...
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu yıl Venedik ile Toronto ile kesişen 27. Montreal Dünya Film Festivali sona erdi ama filmler, ödüller ve konukları ile bir süre daha konuşulacağa benziyor. Ünlü konukları ya da ziyaretçileri ile değil, dünya sinemasının önemli bir gösterim mekanı olarak Montreal, son dönemin bir yansıması adeta. İşte 'dünya'nın filminin görücüye çıktığı Montreal'in özeti...
Bu yıl Venedik Film Festivali ile çakışan, Toronto ile de son haftası kesişen tarihi nedeniyle A listesindeki yerinden feragat eden Montreal, yine de sinema sanatıyla endüstrisini bir araya getirmeyi başarıyor. Öyle ki dedikodulara bakılırsa; festivalin başkanı Serge Losique, onları Cannes, Berlin, Venedik gibi aynı kategoriye sokan bu sınıflandırmadan gelecek yıl da vazgeceçek ve kendi deyişiyle `bir hayır sağlamayan bu rütbeye` itibar etmeyecek..
Festivallerin en çok itibar gören bölümü kuşkusuz yarışma oluyor. Bu yıl da ‘Dünya Yarışması’ başılğındaki ana bölüm tüm gazetecilerin ve izleyicilerin odak noktası oldu ama maleset filmlerin kalitesi açısından yarattığı hayal kırıklığı, ödül gecesi de yerini şaşkınlığa bıraktı. Benim de dahil Montrea’inl Uluslararası Film Eleştirmenleri (FIPRESCI) jurisi bu bölümdeki filmleri değerlendirken gerçekten de sıkıntılı anlar yaşadı, filmlerin zayıflığı nedeniyle bazı saatler beyazperdenin karşısında adeta yaşa küstü.
Halkın festivali Montreal!
Herkesin aynı fikirde olduğu konu ise Montreal Dünya Film Festivali’nin halkla bütünleren en iyi festival olduğu. Sabah erken gösterimlerinin bile kalabalalık olduğu festivalde halk, günün değişen saatlerindeki gösterimlere büyük ilgi gösteriyor ve bu yıl belgesel ve kısa filmlerin yanısıar, basitçe kıtalar sinemasına ayrılan programdaki dünya filmlerini izlemek için kuyruğa giriyor.
Yarışma için iyi film bulmanın zorluğu...
İzleyiciyle canlı ve yan programlarıyla zengin olan Montreal’in sorunu ise uluslararası yarışma bölümüydü. Locarno’dan iki hafta sonra, San Sebastian’dan iki hafta önce, tam yaz sezonunun sonuna denk gelen Montreal sanırız yarışma filmi bulma konusunda sıkıntı yaşadı. Çünkü, kendisi gibi ‘A’ tip festivallerin yarışma kuralları gereğince, filmlerinin daha önce kendi ülkeleri dışında gösterilmemiş olma koşulu gerekiyordu. Özellikle yarışma filmlerinden by Antonio Mitrikeski’nin yönettiği like A Bad Dream, Goutam Ghose’un In the Forest Again, Fabio Carpi’nin Memory Lane, Juan Carlos Desanzo’nun The Little Polish ve Vladimir Aleniko’un The Gun adlı yapımları bırakın yarışma bölümünü hiç bir festival progamına giremeyecek kadar kötüydüler.
Yan bölümlerde önemli yönetmenler
27. Montreal Dünya Film Festivali’ndeki en iyi filmler ise kuşkusuz yan bölümlerde yer alanlardı. Gerçi Venedikle çakışan tarihi nedeniyle bir çok hatırı sayılır yönetmen filmlerini oraya vermişti ama yine de Montreal’de kayda değer sinemacıların filmlerinin sayısı az değildi. Bunların arasında Raul Ruiz son filmiyle Montreal’e gelirken, yarışma bölümünde de iki Avrupalı tanınmış yönetmen; Anger of God ile Idrissa Ouedraogo ve Kordon ile Goran Markovic yer alıyordu. İlki başarılı görüntüleri ve etnik öyküsüne rağmen yarışmadan eli boş döndü ama ikincisi yani Kordon ana büyük ödülü kazanmayı başardı. Sırp yapımı Kordon, Belgrad’da 1997 yılında Miloseviç’e karşı ayaklanan barışçıl halkın polis tarafından kordon altına alışını anlatıyor. Katı Miloseviç rejiminin baskısı altındaki polislerin bir genci ölümüne yaralamasını ve bu gencin de aslında polis şefinin kızının erkek arkadaşı olması gibi trajik bir tesadüfü anlatan film malesef şiddetin anlamını vermekten uzak kalıyor. Ilk sahnelerde hareketli kameranın gerçekliği antında adeta bir belgesel havasında başlayan film, ilerleyen dakikalarda kendini tekrarlayan sahneler ile vurgulamak istediği konudan ve dramatizasyondan uzaklaşıyor.
Ve ödüller...
Yarışmadaki diğer Sırp yapımı The Professional ise tersine ülkenin gelişimine ayna tutmayı başararak çağdaş bir bakış getirmeyi başarıyor öyküsünü anlatırken. Aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan film, rejime muhalif eski üniversite öğrenci yeni genel müdür ile onu yıllarca takip eden gizli bir polisin arasındaki diyaloğu geri dönüşlerle besleyerek anlatıyor. Biz FIPRESCI’nin ödüllendirdiği film ayrıca ana juriden en iyi senaryo ödülü de aldı.
Ana Jürinin büyük ödülü ise Quebec yapımı Gaz Bar Blues değer görüldü. Festivalin açılış filmi de olan Gaz Bar Blues, seyircinin çok sevdiği ama fazlasıyla ve ‘niyetle’ duyarlı ve esprili bir yapım olmaya çalışması karşısında biz eleştirmenlerin pek de tutmadığı bir film olarak nitelendirdiğimiz bir yapımdı.
En iyi yönetmen ödülünü alan Antonio Mercero’nun Dördüncü Kat/Fourth Floor adlı filmi ise takdier değer bir çalışmaydı. Bir hastanenin dördüncü katındaki kemik kanseri yeni eytme hastaların yaşama karşı direnişi sulu dugusallığa düşmeden anlatmayı başaran Antonio Mercero yine de tarzı ile bir sinema filminden ziyade televizyon yapımına benzer havasıyla öne çıkıyordu malesef.
Bizim FIPRESCI’nin ek bir ödülü vardı ama Sri Lankalı yönetmen Prasanna Vithanage’in August Sun adlı filminin güzelliği malesef dağıtacak bir sürü ödülü olan ana jüriyi etkilemedi. Etkileyici görüntüler eşliğinde etnik bölünmeler, savaş ve dağılan yaşamları anlatan film Montreal’in en etkileyici filmlerinden birisi olarak aklımızda kaldı.
Yakın tarihin politik açmazlarını konu alan Balkan filmlerinin öne çıktığı yarışma bölümü özetle böyleydi. Filmler zayıftı ama festivalin bir harika, organizasyonun ve misafirperverliğin zirvede olduğunu belirmeden geçmeyelim. Sonuçta dünyanın sinemasıyla da birlikteydik.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
İtalyan İşi
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com