François Ozon: "Gerçekle fanteziyi birbirinden ayıran şey nedir?"

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Son dönemde Fransa'dan çıkan en özgün ve de en üretken yönetmenlerden biri olan François Ozon, bir sanatçının yaratım sürecine odaklandığı son filmi "Havuz"la, kendisine sık sık sorulan "Nasıl bu kadar ard arda film çekiyorsunuz? Size bu kadar ilham veren nedir?" gibi sorulara yanıt vermek istediğini söylüyor…
“Havuz”un başlangıç noktası nedir?
8 Kadın”ın (8 femmes”) ardından, daha öncesinde olduğu gibi daha basit, içten bir konuya geri dönmek ve daha az karakterli bir film çekmek ihtiyacı duydum. Daha önceden tanıdığım, doğal olarak da ilişkilerimin daha az karmaşık olacağı oyuncularla çalışmak istedim. Aklıma hemen Charlotte Rampling geldi, “Kumun Altında”daki (“Sous le sable, 1997)çalışmamız her ikimiz için de çok iyi bir deneyimdi.
Aslında, Ludivine’in canlandırdığı karakter bir erkekti. Ama sonra iki kadın arasında geçen bir ilişkiyi işlemenin daha ilginç olacağını düşündüm. Özellikle de “8 Kadın”da Gaby (Catherine Deneuve) ve Louise (Emmanelle Beart) arasındaki ilişkiye benzer bir şey yaratmaya çalışmak istedim. Charlotte Rampling ve Ludivine Sagnier’i karşı karşıya oynatmak, anne kız ilişkisini incelemek, ayrıca da deneyimli bir oyuncuyla genç bir oyuncuyu karşılaştırmak için iyi bir fırsat yarattı. “8 Kadın”da Ludivine’e diğer oyunculardan daha az ilgi gösterdim gibi bir hisse kapıldım. O filmde Ludivine bir ‘Erkek Fatma’yı canlandırıyordu. Şimdi ona daha eğlenceli bir rol vermek istedim, seksi bir lolita rolü. Ludivine’nin vücudu üzerinde çalıştıktan sonra, o bir ‘Akdenizli Marilyn Monroe’ya dönüştü.
Yaratıcı süreç üzerine bir film yapma fikri nereden geldi aklınıza?
Genelde bana ‘Nasıl bu kadar ard arda film çekiyorsunuz? Size bu kadar ilham veren nedir?’ diye sorular sorulur. Bu tarz sorulara cevap vermenin en iyi yolunun, kendimin bir sinemacı olarak analizini çıkartmak yerine, kendimi bir İngiliz kadın roman yazarına yansıtmak olacağını düşündüm. Yazarlar nereden alıyorlar ilhamlarını? Bir yazar nasıl bir hikayeyi yaratır? Gerçek ile kurgu arasındaki bağlantı nedir?
Sarah Morton’ın (Charlotte Rampling) işi için yanlızlığa ihtiyacı var, kendisini huzurlu bir eve kapatmaya, diyete girmeye ve bazı kurallara bağlı olarak yaşamaya ihtiyacı var. Ve birden gerçeklerle yüzleşir. İlk tepkisini söylemeye bile gerek yok, reddetme olur. Kendi içine kapanır. Sonra da bu yeni gerçeği, üzerinde çalıştığı projeye dahil etmeye karar verir. Er ya da geç sanatçıların gerçekle yüzleşmeleri gerekir.
Neden filminizi İngilizce çevirdiniz?
Filmin İngiliz bir yazarı anlatması ve Charlotte Rampling’in başından beri oyuncu kadrosunda olmasından dolayı filmin İngilizce olması çok doğaldı. Ayrıca hiç de mükemmel konuşmadığım bir dilde yönetmenlik yapmanın eğlenceli olacağını düşündüm. Charlotte Fransızca konuşuyor, bu da işleri kolaylaştırdı tabii. Bir de, dil üzerinde de bir oyun var. Senaryoyu Fransızca yazdım ve sonradan İngilizce’ye çevrildi. İngilizce’ye çevirmek senaryoyu değiştirdi, zira Fransızca’da olan bazı nüanslar İngilizce’de yok. Bağlantılı fikirler bulmaya çalıştık ve bu da her zaman orijinal halindeki deyimlerle bire bir uyuşmuyordu.
Sarah Morton’ın karakterini nasıl oluşturdunuz?
“Kumun Altında”daki Marie karakteri direkt Charlotte Rampling’in kendi karakterinden esinlenerek oluşmuş bir karakterdi. Bu filmdeki karakter tamamiyle bir kurmaca. Charlotte’un gerçek hayatta Sarah Morton ile hiçbir ortak yönü yok. Ama bu karakter onun için yazılmıştı ve ancak Charlotte rolü kabul ettikten sonra ön yapım çalışmalarına başlandı.
Kostüm tasarımcısı Pascaline Chavanne ile beraber ünlü İngiliz kadın yazarlarından Patricia Highsmith, Ruth Rendell, Patricia Cornwell, PD James’in fotoğraflarını inceledik... Bütün bu yazarlarda erkeksi bir hava var. Ayrıca hepsi hayatın 1970’lerde son bulduğu izlenimini veriyorlar. Charlotte saçlarını kesmeyi ve kendini onlarında tarzında değiştirmeyi kabul etti. Hikâye ilerledikçe canlandırdığı karakterin kıyafetleri ve davranışı gelişiyor. Bir çiçek gibi açıyor ve daha kadınsı bir hal alıyor. Adeta parıldıyor.
Neden bir polisiye roman yazarı?
Çünkü polisiye romanı yazarları ile senaristler arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorum, her ikisi için de stil, öyküden, entrikalardan ve kurgulanmış ipuçlarından daha az önemli. Bütün bunlar bizleri katile ulaştıran noktalardır. Senaryo yazmak da aynı: çekimleri hayata dönüştürmek için tasarlanmış unsurlar yığılması. Agatha Cristie’den sonra İngiltere’de bir kadın polisiye roman yazarı geleneği başladı. Bu yazarlar özellikle rahatsızlık verici veya korkunç karakterleri ve durumları anlatmaktan keyif alıyorlar. Bu yazarlar üzerinde uzman olan François Riviere ile tanıştım. Riviere bana bu yazarların psikolojileri ve alkol, gizli lezbiyenlik ve sapıklıkla büyülenmeleri üzerine dolaşan söylentileri anlattı ve bu söylentiler çok ilgimi çekti.
Neden Sarah’nın karakterini bu kadar detaylı anlattınız?
Aslında iki partide anlatılıyor Sarah. İlk kısım Sarah’nın kendi ortamı olan Londra’da geçiyor; yayıncısı ile ilişikisi, babasıyla yaşayan evde kalmış bir kadın olduğu, içkiye düşkünlüğü gösteriliyor. Sonra Fransa’da Luberon’a gelişiyle ve çalışmaya başlamasıyla ikinci kısım başlıyor. Yazarın kurmaca karakteriyle özdeşleşme ihtiyacı, çalışmaya başlama biçimi, özel bir ortamda yazma pratiği, alışkanlıklarının küçük detayları bütün bunları gösterirken normal bir akış izlemesem de, karakterin bütünlüğüne bu şekilde ulaşabildim. Film, yaratım sürecininin zamanıyla yönetiliyor, her şey yavaş yavaş oturuyor. Filmin sürprizlerle ve duygusal gerilimlerle dolu son yarım saatinde herşey hızlanıyor ve herşey çok yoğun bir biçimde yaşanmaya başlıyor.
Filmin sonunda Julie’nin Sarah tarafından uydurulmuş bir karakter olabileceği konusunda hiçbir ipucu vermiyorsunuz?
Yönetmen olarak konuşursam, hayali bir dünyayı olabildiği kadar gerçekçi göstermeye çalıştım, böylece hayal ve gerçek eşit gibi gösteriliyor. Yeni dünyalar uydurmaya başladığınız zaman her şey çok çabuk karışabiliyor gibi bir izlenimim var: bir hikâye anlattığınız veya bir film yaptığınız zaman karakterlerle o kadar bütünleşiyorsunuz ki sonunda onlarla aynı hisleri ve düşünceleri paylaşır hale geliyorsunuz. Bir diğer deyişle yaratım sürecinde hiçbirşey kolay değildir: ne doğru, ne değil? Gerçekle fanteziyi birbirinden ayıran şey nedir?
Bu tema, karakterin hayal ile gerçeği karıştırdığı, “Kumun Altında”ya geri götürüyor bizi. Fakat bu sefer hayalin yaratıcı tarafını görüyoruz ve bu yaratıcılık hayalin yönlendirilip uygulanabilmesini sağlıyor. Bu, delilik değil.
Yazarın vücudunun yazdıkça değişime uğrayış biçimine çok önem vermişsiniz...
Evet. Başlangıç olarak ‘kendi vücüdundan memnun olmayan orta yaşlı İngiliz kadını’ klişesini kullanmak istedim- Sarah’ın gençken kendiyle barışık olduğunu öğrenmiş olsak da. Bir de bu olgun vücudun çekici gelmesini istedim. Hatta Julie’ninkinden de daha çekici. Aynı zamanda kitap Sarah’ın hayal ürünü olduğu için her şeyi kendisine göre ayarlıyor olduğu da söylenebilir... Her neyse, önemli olan nokta Sarah ve Julie’nin vücutlarının birbirlerini etkilemesiydi. Hikâye ilerledikçe Sarah kıyafetlerini değiştiriyor, giyim tarzı daha kadınsı olmaya başlıyor, hayat bir şekilde ona doğru dönüyor. Bu esnada da Julie bütün suniliklerden uzaklaşıyor. Daha saf bir hale geliyor. Seksi ve agresif genç bir kadınken çocukluğuna geri dönüyor. Bu iki kadın arasında akım değiş tokuşu oluyor.
Ya müzik?
Genelde, bir besteciye montajın son evrelerine yaklaştığımda giderim. Bu sefer daha film kitap yazımı sürecinde iken senaryoyu besteciye vermenin ilginç olabileceğini düşündüm, böylelikle müzik bir şekilde kitabın içeriğinin bir işareti olacaktı. İlk başta müzik parça parça gibi duruyor, neredeyse birkaç notadan oluşuyor. Yavaş yavaş tamamlanmış bir temaya doğru ilerliyor. Bir de temanın film boyunca değişik enstrümanlar tarafından çalınmasını istedim; böylelikle filmin bir türden diğer bir türe geçişleri daha belirgin olacaktı: destan, korku, psiko-drama, bir kadının portresi, bir yazarın biyografisi...
Havuz neyi temsil ediyor?
Havuz onun içinde neyi görmek istiyorsanız onu temsil ediyor. Filmlerimde çoğu kez suyu kullandım, genellikle de insanların çekingenlikleriyle veya bazı korku hisleriyle bağdaştırdığım okyanusu. Bu sefer, havuzla ilgilenmemin sebepleri dokusu ve hapsolmuş bir su birikintisi olduğu içindi. Havuzlar, okyanusların aksine kontol edilebilir ve yönetilebilirler. Havuz Julie’nin krallığı. Üstüne resimlerin yansıtıldığı ve içine bir karakterin girdiği bir film sahnesi gibi. Sarah Morton’un havuza girmesi zaman alıyor: Julie bir ilham kaynağına dönüşmeden ve havuz en azından temiz olmadan girmiyor.
Filmin basın dosyasından alınmıştır.
Yaratıcı süreç üzerine bir film yapma fikri nereden geldi aklınıza?
Genelde bana ‘Nasıl bu kadar ard arda film çekiyorsunuz? Size bu kadar ilham veren nedir?’ diye sorular sorulur. Bu tarz sorulara cevap vermenin en iyi yolunun, kendimin bir sinemacı olarak analizini çıkartmak yerine, kendimi bir İngiliz kadın roman yazarına yansıtmak olacağını düşündüm. Yazarlar nereden alıyorlar ilhamlarını? Bir yazar nasıl bir hikayeyi yaratır? Gerçek ile kurgu arasındaki bağlantı nedir?
Sarah Morton’ın (Charlotte Rampling) işi için yanlızlığa ihtiyacı var, kendisini huzurlu bir eve kapatmaya, diyete girmeye ve bazı kurallara bağlı olarak yaşamaya ihtiyacı var. Ve birden gerçeklerle yüzleşir. İlk tepkisini söylemeye bile gerek yok, reddetme olur. Kendi içine kapanır. Sonra da bu yeni gerçeği, üzerinde çalıştığı projeye dahil etmeye karar verir. Er ya da geç sanatçıların gerçekle yüzleşmeleri gerekir.
Neden filminizi İngilizce çevirdiniz?
Filmin İngiliz bir yazarı anlatması ve Charlotte Rampling’in başından beri oyuncu kadrosunda olmasından dolayı filmin İngilizce olması çok doğaldı. Ayrıca hiç de mükemmel konuşmadığım bir dilde yönetmenlik yapmanın eğlenceli olacağını düşündüm. Charlotte Fransızca konuşuyor, bu da işleri kolaylaştırdı tabii. Bir de, dil üzerinde de bir oyun var. Senaryoyu Fransızca yazdım ve sonradan İngilizce’ye çevrildi. İngilizce’ye çevirmek senaryoyu değiştirdi, zira Fransızca’da olan bazı nüanslar İngilizce’de yok. Bağlantılı fikirler bulmaya çalıştık ve bu da her zaman orijinal halindeki deyimlerle bire bir uyuşmuyordu.
Sarah Morton’ın karakterini nasıl oluşturdunuz?
“Kumun Altında”daki Marie karakteri direkt Charlotte Rampling’in kendi karakterinden esinlenerek oluşmuş bir karakterdi. Bu filmdeki karakter tamamiyle bir kurmaca. Charlotte’un gerçek hayatta Sarah Morton ile hiçbir ortak yönü yok. Ama bu karakter onun için yazılmıştı ve ancak Charlotte rolü kabul ettikten sonra ön yapım çalışmalarına başlandı.
Kostüm tasarımcısı Pascaline Chavanne ile beraber ünlü İngiliz kadın yazarlarından Patricia Highsmith, Ruth Rendell, Patricia Cornwell, PD James’in fotoğraflarını inceledik... Bütün bu yazarlarda erkeksi bir hava var. Ayrıca hepsi hayatın 1970’lerde son bulduğu izlenimini veriyorlar. Charlotte saçlarını kesmeyi ve kendini onlarında tarzında değiştirmeyi kabul etti. Hikâye ilerledikçe canlandırdığı karakterin kıyafetleri ve davranışı gelişiyor. Bir çiçek gibi açıyor ve daha kadınsı bir hal alıyor. Adeta parıldıyor.
Neden bir polisiye roman yazarı?
Çünkü polisiye romanı yazarları ile senaristler arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorum, her ikisi için de stil, öyküden, entrikalardan ve kurgulanmış ipuçlarından daha az önemli. Bütün bunlar bizleri katile ulaştıran noktalardır. Senaryo yazmak da aynı: çekimleri hayata dönüştürmek için tasarlanmış unsurlar yığılması. Agatha Cristie’den sonra İngiltere’de bir kadın polisiye roman yazarı geleneği başladı. Bu yazarlar özellikle rahatsızlık verici veya korkunç karakterleri ve durumları anlatmaktan keyif alıyorlar. Bu yazarlar üzerinde uzman olan François Riviere ile tanıştım. Riviere bana bu yazarların psikolojileri ve alkol, gizli lezbiyenlik ve sapıklıkla büyülenmeleri üzerine dolaşan söylentileri anlattı ve bu söylentiler çok ilgimi çekti.
Neden Sarah’nın karakterini bu kadar detaylı anlattınız?
Aslında iki partide anlatılıyor Sarah. İlk kısım Sarah’nın kendi ortamı olan Londra’da geçiyor; yayıncısı ile ilişikisi, babasıyla yaşayan evde kalmış bir kadın olduğu, içkiye düşkünlüğü gösteriliyor. Sonra Fransa’da Luberon’a gelişiyle ve çalışmaya başlamasıyla ikinci kısım başlıyor. Yazarın kurmaca karakteriyle özdeşleşme ihtiyacı, çalışmaya başlama biçimi, özel bir ortamda yazma pratiği, alışkanlıklarının küçük detayları bütün bunları gösterirken normal bir akış izlemesem de, karakterin bütünlüğüne bu şekilde ulaşabildim. Film, yaratım sürecininin zamanıyla yönetiliyor, her şey yavaş yavaş oturuyor. Filmin sürprizlerle ve duygusal gerilimlerle dolu son yarım saatinde herşey hızlanıyor ve herşey çok yoğun bir biçimde yaşanmaya başlıyor.
Filmin sonunda Julie’nin Sarah tarafından uydurulmuş bir karakter olabileceği konusunda hiçbir ipucu vermiyorsunuz?
Yönetmen olarak konuşursam, hayali bir dünyayı olabildiği kadar gerçekçi göstermeye çalıştım, böylece hayal ve gerçek eşit gibi gösteriliyor. Yeni dünyalar uydurmaya başladığınız zaman her şey çok çabuk karışabiliyor gibi bir izlenimim var: bir hikâye anlattığınız veya bir film yaptığınız zaman karakterlerle o kadar bütünleşiyorsunuz ki sonunda onlarla aynı hisleri ve düşünceleri paylaşır hale geliyorsunuz. Bir diğer deyişle yaratım sürecinde hiçbirşey kolay değildir: ne doğru, ne değil? Gerçekle fanteziyi birbirinden ayıran şey nedir?
Bu tema, karakterin hayal ile gerçeği karıştırdığı, “Kumun Altında”ya geri götürüyor bizi. Fakat bu sefer hayalin yaratıcı tarafını görüyoruz ve bu yaratıcılık hayalin yönlendirilip uygulanabilmesini sağlıyor. Bu, delilik değil.
Yazarın vücudunun yazdıkça değişime uğrayış biçimine çok önem vermişsiniz...
Evet. Başlangıç olarak ‘kendi vücüdundan memnun olmayan orta yaşlı İngiliz kadını’ klişesini kullanmak istedim- Sarah’ın gençken kendiyle barışık olduğunu öğrenmiş olsak da. Bir de bu olgun vücudun çekici gelmesini istedim. Hatta Julie’ninkinden de daha çekici. Aynı zamanda kitap Sarah’ın hayal ürünü olduğu için her şeyi kendisine göre ayarlıyor olduğu da söylenebilir... Her neyse, önemli olan nokta Sarah ve Julie’nin vücutlarının birbirlerini etkilemesiydi. Hikâye ilerledikçe Sarah kıyafetlerini değiştiriyor, giyim tarzı daha kadınsı olmaya başlıyor, hayat bir şekilde ona doğru dönüyor. Bu esnada da Julie bütün suniliklerden uzaklaşıyor. Daha saf bir hale geliyor. Seksi ve agresif genç bir kadınken çocukluğuna geri dönüyor. Bu iki kadın arasında akım değiş tokuşu oluyor.
Ya müzik?
Genelde, bir besteciye montajın son evrelerine yaklaştığımda giderim. Bu sefer daha film kitap yazımı sürecinde iken senaryoyu besteciye vermenin ilginç olabileceğini düşündüm, böylelikle müzik bir şekilde kitabın içeriğinin bir işareti olacaktı. İlk başta müzik parça parça gibi duruyor, neredeyse birkaç notadan oluşuyor. Yavaş yavaş tamamlanmış bir temaya doğru ilerliyor. Bir de temanın film boyunca değişik enstrümanlar tarafından çalınmasını istedim; böylelikle filmin bir türden diğer bir türe geçişleri daha belirgin olacaktı: destan, korku, psiko-drama, bir kadının portresi, bir yazarın biyografisi...
Havuz neyi temsil ediyor?
Havuz onun içinde neyi görmek istiyorsanız onu temsil ediyor. Filmlerimde çoğu kez suyu kullandım, genellikle de insanların çekingenlikleriyle veya bazı korku hisleriyle bağdaştırdığım okyanusu. Bu sefer, havuzla ilgilenmemin sebepleri dokusu ve hapsolmuş bir su birikintisi olduğu içindi. Havuzlar, okyanusların aksine kontol edilebilir ve yönetilebilirler. Havuz Julie’nin krallığı. Üstüne resimlerin yansıtıldığı ve içine bir karakterin girdiği bir film sahnesi gibi. Sarah Morton’un havuza girmesi zaman alıyor: Julie bir ilham kaynağına dönüşmeden ve havuz en azından temiz olmadan girmiyor.
Filmin basın dosyasından alınmıştır.Henüz kimse yorum yapmamış.
- Quentin Tarantino "Kill Bill"le çifte Oscar alabilir mi?
- Montreal'den son haberler…
- 27. Montreal 'Dünya' Film Festivali başladı!
- "Sır Çocukları", 2. Köyceğiz Ulusal Film Festivali'nde 'En İyi Film'!
- Kate Winslet'ı beyazperdede çıplak görme olasılığımız ne?
- Uluslararası film eleştirmenleri 'Uzak'ı seçti
- Ferzan Özpetek, İtalyan sinemasının en güçlü 8. ismi!
- Johnny Depp, yeniden Tim Burton'la çalışacak!
- Türkiye Lara Croft'unu arıyor
- Akademi, ?Matrix Reloaded? ve ?Matrix Revolutions?ın güçlerini birleştirme talebini veto etti!
- Locarno?ya politik filmler damgasını vurdu!
- Renée Zellweger şişmanladıkça kazanıyor!
- Altın Portakal'da İspanya sineması
- Kazım Kartal?ı kaybettik!
- Peter Jackson, "King Kong" için 20 milyon dolar alacak!


Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Yetenekli Bay Ripley
Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür...
Tom Ripley
Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür...
Tom Ripley








Seanslar
Fragman


