Arnold Schwarzenegger
Gücünün sırrı kararlılığında gizli!
Sinema.com 23 Temmuz 2003, Çarşamba 00:00
Bu hafta vizyona giren 'Terminator 3: Makinelerin Yükselişi'nde izleyeceğimiz Arnold Schwarzenegger, Avusturya'da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, bir gün ?dünyanın en gelişmiş vücudu?na sahip olacağını, J.F. Kennedy'nin yeğeniyle evlenip ABD yüksek sosyetesine gireceğini ve tüm dünyanın tanıdığı bir aktör olacağını söyleseler, acaba inanır mıydı?

Arnold Schwarzenegger’in yaşamı tam bir başarı öyküsü. ‘Hollywood’da kimin yaşamı öyle değil ki’’ dediğinizi duyar gibiyim, o zaman şöyle diyelim: Arnold’un yaşam öyküsü, Hollywood’da kendisiyle aynı kulvarda yer alan oyuncuların yaşam öykülerinden kat be kat fazla ‘başarı öyküsü’ damgasını hak ediyor. Arnie, 30 Temmuz 1947’de Avusturya’da bir köyde dünyaya geldiğinde, tüm Avusturya henüz bitmiş II. Dünya Savaşı’nın sefaletini yaşıyordu. Arnold, 14 yaşına gelene kadar, evlerinde buzdolabı, telefon ve hatta evin içerisine inşa edilmiş bir tuvalet bile olmadığını belirtelim. Böyle bir çocukluğun ardından, önce vücudunu, sonra zekâsını ve doğal olarak da kesesini geliştiren aktörün azmi ve hırsıyla gerçekleştirdiği yükseliş herkesin harcı değil. Her ne kadar, ününü ve Schwarzenegger İmparatorluğunu, sefalet çektiği Avusturya’da değil, ABD’de kurmuş olsa da, kendi ülkesinde de adını taşıyan bir stadyum olduğunu belirtelim. Sporcu olan babasının, üzerlerinde kurduğu baskı sonucu kardeşleri gibi spora yönelen Arnold, Steve Beeves, Reg Park gibi B tip filmlerde yer alan kaslı oyunculara ilgi duymaya ve onlar gibi olmak için vücut geliştirme sporuyla uğraşmaya başladı. Zamanla vücut geliştirme Arnie’de bir tutkuya dönüştü ve 1965’te Avrupa Vücut Geliştirme Şampiyonu, 20 yaşına geldiğinde de, o ana kadarki en genç Kainat Şampiyonu seçildi. Zaten Arnie’nin ABD macerası da vücut geliştirme alanında giderek artan ünü sayesinde gerçekleşti. Eski şampiyonlardan Joe Weilder tarafından, o sırada editörlüğünü yaptığı ‘Muscle & Fitness’ dergisinin bir kampanyası vesilesiyle ABD’ye çağrılan Arnold, çok gençken ayak bastığı ABD’de 1975 yılında vücut geliştirmeyi bıraktığını açıkladığında beş Kainat, bir de Dünya Şampiyonluğu sahibiydi ve Guiness Rekorlar Kitabı’na ‘Dünya tarihinin en mükemmel gelişmiş vücutlu erkeği’ olarak geçmeyi başarmıştı. Tabii, bu esnada tüm enerjisini vücut geliştirmeye harcamamıştı, ABD’de asıl gücün başka yerde olduğunu çabuk analiz etmiş olan Arnold, kazandıklarını emlağa yatırıyordu. Öte yandan Arnie, vücudunu kullanarak başka alanlarda da varolmak istiyordu. Vücut geliştirmeciler arasındaki idolü Reg Park’ın yolundan giderek, sinemada da yükselebileceğini düşündü. 1970’de ‘Hercules in New York’ta Herkül’ü oynayarak sinemaya adımını attı. 1982’de ‘Conan the Barbarian’da tüm dünyanın dikkatini çeken kadar, Robert Altman'ın ‘The Long Goodbye’ında, ‘Stay Hungry’, ‘Scavenger Hunt’ ve ‘The Jayne Mansfield Story’ gibi komedilerde rol aldı. 82 tarihli ‘Conan’daki başrol, kusursuz bir fiziğe sahip Arnold için biçilmiş kaftandı. Üstelik, bu film Arnold’un yalnızca sinema alanında değil başka alanlarda da kısmetini açacak ve aktörün 1983’te ABD vatandaşlığına kabul edilmesini sağlayacaktı. Arnold, Conan’da kazandığı ‘iyi adam’ imajını, 1984’teki James Cameron filmi ‘Terminator’de yerle bir edecek ve sinema tarihinin en çok akılda yer eden kötü adamlarından birini canlandıracaktı. Filmde önüne geçilmez bir ölüm makinesine hayat veren Arnold, artık B-filmlerin ikinci planda yer alan oyuncusu olmaktan kurtuluyor ve film başına ücretini milyon dolarlara çekme yolunda önemli bir adım atmış oluyordu. Üstelik, yıllar boyu kendisine yeşil dolarları garanti edecek formülünü de bulmuştu: Abartılı silahlar, şok edici patlamalar ve keskin, nükteli, ama kısa replikler. ‘Terminator’den sonra çektiği ‘Red Sonja’ (1985), ‘Commando’ (1985), ‘Raw Deal’ (1986), ‘Predator’ (1987), Running Man’ (1987) gibi filmler de hem bu formülü başarıyla uygulamayı sürdürdü, hem de ‘Terminator’de kötü adam olmanın acısını çıkararak dünyanın neredeyse tüm kötülerini tepelemişti. Bu arada 1986’da, uzun süredir flört ettiği J. F. Kennedy’nin yeğeni Maria Shriver’la yaptığı evlilikle kendini yüksek sosyetenin içinde buldu. Sürekli aynı şeyi tekrarlıyor olmanın, filmlerinin box-office durumunu olumsuz etkilediğini fark edip, komedi filmlerinde rol almaya başladı. ‘Kindergarten Cop’ ve ‘Twins’de, bir aksiyon figürünün komedi yapmaya çalışması, ilk anda yadırgansa, da Arnold izleyiciyi güldürmeyi başarıyordu; ancak aynı başarının ilerleyen yıllarda yapacağı, ‘Jıngle All The Way’ ve ‘Junior’ gibi filmler beklediği ilgiyi göremedi. Yine de genel anlamda, aksiyondan komediye geçiş yapmaya çalışan, kariyer açısından Arnold’la büyük benzerlikler taşıyan Slyverstre Stallone’ye göre, bu alanda daha fazla tutulduğunu söyleyebiliriz. Arnold, komediye başladığında da aksiyondan vazgeçeceğine dair bize hiçbir işaret vermemişti. Nitekim, 1990 yılında, komedi filmlerinin arsına sıkıştırdığı hem öyküsü, hem de kurduğu atmosferin başarıyla bilimkurgu fanatiklerinin de coşkuyla karşıladığı bir film olan ‘Gerçeğe Çağrı’dan iki yıl sonra ‘Terminator 2’de rol aldı. Kötü adam olmaktan çıkıp, hisli bir makineyi canlandırdı. Sinema tarihi açısından ilki kadar önemli olmasa da, filmin gişede herkesin yüzünü daha fazla güldürdüğü aşikâr. Filmin bu başarısının ardından Arnold da vitesi bir daha değiştirmemek üzere ‘aksiyon’a taktı. Her biri ülkemiz sinemalarına da uğramış olan ‘Last Action Hero’ (1993), ‘True Lies’ (1994), ‘Eraser’ (1996), ‘Batman & Robin’ (1997), ‘End of Days’ (1999) gibi filmlerde genellikle, kötü adamların peşine düşen kahraman olarak yer alarak 90’lar dosyasını kapattı. 2000’li yıllara, aktörlüğe biraz mesafeli yaklaşarak başladı. Bunda, ezelden beri istediği ABD başkanı olma hayalinin ne kadar etkisi var bilinmez; ancak Arnold’un şimdiye kadar yaptıklarına bakarsak, anavatanı ABD olmayanların başkan seçilmediği gerçeğine rağmen, bu işin de üstesinden gelebileceğini hiç kuşkumuz yok. Arnold, 2000’li yıllarda, kötü adamı kovalama olayını iyice abarttı ve ‘The 6th Day’de şeytanın peşine düştü. 11 Eylül’deki malum olay nedeniyle vizyona tarihi sürekli ertelenen, ‘Collateral Damage’de de bu kez, eşi ve çocuğunun canlarını kendisinden alan uluslararası terör örgütlerinin peşine düştü. Tabii ki yine tek başına bir devlet gibi işlev görüyor ve görevini yerine getiriyordu. Bu hafta ‘Terminator 3: Makinelerin Yükselişi’nde, artık iyice gelişmiş bir makine olan ‘T-X’e karşı, artık annesi de olmayan John Connor’ı korumaya çalışıyor Arnold. Avusturyalı taşralı çocuğun, kendi rüyalarını gerçekleştirmiş olmanın rahatlığı ve deneyimiyle, otobiyografik özellikleri de olacak, Amerikan rüyasının peşinden sürüklenen bir çocuğun öyküsünü ele alacağı bir filmi yönetmek. İlginç şekilde, demeçlerinde, belki de yaşamında ilk defa, fazla büyük iddialarla yola çıkmıyor Arnold: ‘Hedefim dünyanın en iyi yönetmeni olmak değil, ilgimi çeken hikâyeleri anlatmak. Oyunculukta hayranlarımın görmek istediklerini yaptım hep.Yönetmenlikte ise kendi ilgimi çekenleri yapacağım. Yönetmen olmanın insanın egosunu doğrudan dokunan yanları da var tabii, her şeyden önce herkes size proje ve senaryosuyla ilgili başvuruda bulunuyor, güzel aktrisler telefonlarını bırakıyor, vs. Tüm bunlar çok eğlenceli ve böyle bir isim yaparak insanların benimle yeni ilişkiler kıracaklarına inanıyorum. Böyle bir güce sahip olmak büyük zevk!’

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Organize İşler
Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var. Bir, dayak nedir ? İki, neden atılır ?
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com