
Klasik westerni, kara komedi kılığına sokuyorlar
Biraderler, bu filmden sonra ise kara-komedi türünü film modellerinin çıkış noktası olarak kullandılar. Bu uygulama, çoğu zaman sinema tarihinin egemen türlerinin değişim geçirmesini sağlamak içindi kuşkusuz. "Miller Kavşağı"nda ("Miller's Crossing", 1990) 30'ların gangster filmlerini, "Dayanılmaz Zulüm"de ("The Intolerable Cruelty", 2004) screwball komediyi hedef alıyorlardı örneğin. "İhtiyarlara Yer Yok"da ise klasik westerni, kara komedi kılığına sokuyorlar. Böylece, son dönemde postmodernleşme sürecinden girerek "Brokeback Dağı" ("Brokeback Mountain", 2005) ve "Şiddetin Tarihçesi" ("History of Violence", 2005) gibi başarılı örnekler veren tür, yine farklı bir formüle bürünmüş oluyor. Coenler, tarihlerini 1980'ler olarak belirliyorlar ve Amerika'nın batısına uzatıyorlar kameralarını. Fakat ne bir western kasabası, ne bir kızılderili, ne de atlı insanlar görebiliyoruz. Aksine türün bu ana motifleri, dönüşüm geçirerek karşımıza geliyorlar. Öncelikle bir şerifimiz var. Tommy Lee Jones'un canlandırdığı bu karakterin dış sesi, filmi bölgenin tarihçesini özetleyerek açıyor. Batılı aksanıyla bizi türün sularına sokması ise, oldukça faydalı.
Baş karakter, Buffalo Bill'den esinlenerek anti-kahraman olarak çizilmiş
Ancak esas önemli nokta, kötü adamın 'Buffalo Bill' edasıyla baş karakter koltuğuna yerleştirilmesi oluyor. Yani bir anda aklımız, William A. Wellman'ın bir kızılderili karakteri klasik westernde ilk kez 'kahraman' olarak kullanan 1944 tarihli filmine gidiyor. Evet, merkeze yerleştirilen Javier Bardem'in canlandırdığı Anton karakteri, filmimizin 'öteki'si. Yani klasik westernde kızılderiliyi temsil ediyor. Ancak Bardem İspanyol olmasına karşın, aksanı safkan Amerikalı gibi. Ülkenin batısında western atmosferinin içinde yaşayanlardan tek farkı ise giyim tarzı. Simsiyah giyinen karakterimiz, bej gömlekli ve fötr şapkalı western karakterlerinin tam zıttı istikamette konumlandırılmış. Uzun saçlarını da (ki uzun saçlılık, kızılderililik motifidir) aşağı doğru tarayarak tipik bir Coen Kardeşler karakterinin özelliklerini tamamlamış oluyor. Sakalı ve bıyığı olmayan, saçlarını ise bir eşcinsel gibi tarayan bir tipleme bu. Film boyunca da 'absürd' yönü sayesinde kara komediyi en çok destekleyen unsur oluyor.
Anti-kahraman Anton, silah değil oksijen tüpü taşıyor!
Zaten karakterimizin esas tehlikeli olduğu nokta, elinde bir oksijen tüpü taşıması. Evet evet yanlış duymadınız. Kurbanlarını öldürmek için silah yerine oksijen tüpü taşıyan bir karakter bu. Tam da Coenler'in ağzına lâyık! Belli ki bu karakteri sinemasal hale getirmek için çok uğraşmışlar. Zaten daha çok 'western karakterleri'ni bozmak için kullanılan ve günümüzdeki 'uyuşturucu bağımlılığı' ile özdeştirilen bir prototip bu. Coenler'in western türüyle oynarken en akıllı numaralarından biri aynı zamanda. Westernlerdeki erkek karakterlerde cesaret, namus ve erkeklik organı gibi olgularla özdeşleştirilen silahın yerini, 'hayat' ve 'bağımlılık' kavramlarını destekleyen oksijen tüpünün alması, belli klasik kalıpları bozup yeniden şekillendirmek için yapılmış zekice bir numara kuşkusuz. Tabii uyuşturucu ve sistemle ilgili güncel meselelerin yansıtılmasını da sağlıyor, basit bir detay gibi gözükse de. Bardem'in, bu incelikli karakterin altından kolayca kalkıp kariyerinin en başarılı performansını verdiğini de belirtmek lazım...
"Kahraman Şerif"e saygı...
Diğer karakterler de ondan farklı değil aslında. Tommy Lee Jones'un şerif karakteri, bir klasik western klişesi olan 'didaktik mesaj verme' motifini sergilerken ironik duruma düşen bir karakter. Ama filmin Bardem ile başrolü paylaşan oyuncusu Josh Brolin aslında. Onun da minimalize edilmiş bir aile hayatı var. En önemli işlevi ise, bir uyuşturucu ticareti çatışmasında bulduğu para dolu çanta yüzünden Anton'u peşine takması. Coenler de bu kovalamacayla, filmin temposunu yükseltme olanağını yakalayıp, bir 'açık alan western'i çektiklerini kanıtlıyorlar. Böylece film, bir noktadan sonra aynı tanımlamayla anılabilecek "Kahraman Şerif" ("High Noon", 1952) edasıyla, çatışma ve kaçma-kovalamaca sahnelerine odaklanıyor. Hafiften aksiyon ve macera türlerine de göz kırptığını söyleyebiliriz bu noktada. Bu sahnelerin çölün ortasında bir otelde gerçekleşmesi ise, western atmosferinin yerini kara film dünyasına bıraktığı gerçeğini bir kez daha vurguluyor...
Coenler'in yapmak istediği, eskiyen western türünü yeniden formüle ederek kendi stillerine uyarlamak. Bunu da başardıklarını söylemek gerekir. Bunda, üzerinde fazlasıyla çalıştıkları karakterlerin ve Roger Deakins'in çöl atmosferini iyi kavrayan geniş açı objektiflerinin payı çok fazla elbette. Sam Peckinpah'ın izinden gidip 'gore' öğeler kullanarak, çölü ve oteli kan gölüne çevirmeleri de gözden kaçmamalı. Yani işin özü, Coenler'in bir kez daha sinema tarihine hakim olduklarını kanıtlıyor "İhtiyarlara Yek Yok". Film, yüksek sinema bilinciyle türe kattığı yenilikler ve anti-muhafazakâr sonu ile çok da fazla rastlamadığımız bir 'açık alan western'i. Coenler de bu bağlamda farklı bir füzyon oluşturup, filmografilerine kendi film modellerinin western şubesini de yazdırmış oluyorlar...
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?


TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.

Sevilen kişi her zaman güzeldir.










