
Bir oyuncu macerası...
"Ocean's" serisini Hollywood'un diğer pazarlama projelerinden farklı kılan şey elbette kamera arkası ve önündekilerin her şeyden önce eğlenmek için evet dedikleri bir proje olması. Set dışında da baya sağlam kankalık ilişkileri bulunan George Clooney, Brad Pitt ve Matt Damon başta olmak üzere ekibin asıl amacı hali hazırda bir film çekerken iyi vakit geçirip hafiften de dalga geçmek. Bu anlamda baktığımızda film, serinin önceki iki temsilcisinden farklı bir konumda bulunmuyor. "Ocean's 13" yine bol entrikalı bir intikam planı bahanesiyle Hollywood'un A sınıfı oyuncularının gayet şık bir biçimde perdede arz-ı endam etmelerini ve olmadık yerlere de alaycı mizahlarını sokuşturmalarından oluşuyor. İnatlaşma amaçlı tekrarlanan diyaloglar, aktörlerin star imajlarına yapılan göndermeler ve onca karizma duruş arasına yedirilen zaaflar –bu noktada Oprah'ya dikkat diyelim- filmi seyirci için de daha özel bir eğlence haline sürüklüyor. Her bir anında yabancılaştırıcı öğelerin kullanıldığı seri ilginç bir biçimde karakterlerden çok bu karizmatik oyuncu kadrosunun macerasına dönüşüyor ve yıldızlarla seyirci arasında daha farklı bir elektrik oluşturulmasını sağlıyor.
Oyuncular dalgasını geçerken Steven Soderbegh'in de boş durduğunu söyleyemeyiz elbette. "Schizopolis" (1996) ve "Çok Özel" ("Full Frontal", 2002) gibi deneysel çalışmalarıyla kişisel sinemanın dibine vuran Soderbergh'in bu filmlerinde yaptığı teknik muziplikleri ve senaryolarına yerleştirdiği alaycı hınzırlıkları aslında her filminde irili ufaklı biçimde görmek mümkün. "Ocean's" serisi ise yönetmenin bu konuda yine kendisini serbest bıraktığı ama aynı zamanda para da kazandığı bir seri konumunda. Her zamanki gibi Peter Andrews takma adıyla görüntü yönetmenliği koltuğunda da oturan Soderbergh, serinin daha önceki filmlerinde yaptığı gibi 70'leri örnek alan ışık ve kadraj oyunlarına girişiyor. Öykünün yine Las Vegas'ta konumlanmasından ötürü işin estetik yönünün ilk filme daha yakın durduğunu da bu noktada belirtelim. Genelde filmlerinde Mary Ann Bernard adıyla kurgu masasına da oturan Soderbergh, serinin diğer filmlerinde olduğu gibi işin montaj kısmını "Traffic" (2000) ile Oscar kazanmış ve "Babil" ("Babel", 2006), "İyi Geceler, İyi Şanslar" ("Good Night, and Good Luck", 2005) gibi filmlerle de tanınan Stephen Mirrione'ye teslim etmiş. Mirrione, yine işin görüntü kısmındaki gibi 70'lerin sineması mantığında kotarmış.
İntikam bahane, gırgır şahane
Elbette film sadece oyuncuların gırgır geçmesinden ve teknik bir takım süslerden ibaret değil. En çok "Tutku" ("Rounders", 1998) ile bilinen David Levien ve Brian Koppelman'ın kotardığı senaryo, entrikaları ardı ardına sıralayıp serinin artık klasikleşmiş öykü yapısını sağlam bir şekilde kuruyor. Daha önce de belirttiğim gibi filmde -belki de artık alıştığımız için– önemli bir sürpriz olmamasına rağmen öykü onca minik gönderme ve espri arasında sağlam bir şekilde işliyor. Bunun yanında, filmin kötü adamı Willie Bank'in öyküde arzu nesnesi olarak kullanılan kumarhanesinin Vegas ortamlarında yarattığı hafif kaotik durum itibariyle şehrin eski zamanlarının nostaljisine de yer veriliyor. CGI teknolojisi sayesinde yaratılan bu absürd mimarideki yapı çevresinde Vegas'ı daha çok bir inşaat alanı halinde görüyoruz. Tüm görkemin neredeyse tek bir binaya indirgendiği bu atmosferde haliyle şehrin en efsane zamanlarına da Frank Sinatra referanslarıyla bir selam çakılıyor.
Son olarak filme konuk olan diğer oyunculardan da bahsetmek gerekiyor. Seride daha önce izlediğimiz Eddie Izzard, Andy Garcia ve Vincent Cassel bu filmde de ekibimizi yalnız bırakmıyorlar. Ana kadroda yer almayan Julia Roberts, Catherine Zeta Jones, Albert Finney ise maalesef herhangi bir sürpriz yapmıyorlar. Yeni kadroda ise ufak bir rolde Julian Sands'i görüyoruz. Ancak elbette filmin asıl iki bombası Al Pacino ve Ellen Barkin. Uzun bir aradan beri ilk defa sinemalarımıza konuk olan Barkin, Willy Bank karakterinin bir nevi bekçi köpeği konumunda rol alıyor. Ancak klasik soğuk, erişilmez ve taviz vermez asistan tiplemesinden oldukça uzak ve gayet insani bir portre çiziyor. Ayrıca Barkin'in filmin en eğlenceli anlarından olan afrodizyak soslu enfes bir sahnesi olduğunu da belirtelim. Al Pacino ise ilginçtir son dönemde her filminde yaptığının aksine bağıran çağıran ve gösterişçi büyük oyunlara girişmiyor. Bir anlamda o da ana kadronun sakin ve karizmatik duruşuna katılıyor. Ayrıca Pacino'nun bu filmde pandik bile yediğini düşünürsek, işin gırgır yanından da nasibini aldığını söylemek mümkün. Sonuçta klasik bir "Ocean's" filmiyle daha karşı karşıyayız. Adamlar eğlenmiş biz de seyredelim mantığında bakarsanız son derece eğleneceğiniz, bu yazın en keyifli filmlerinden birisi "Ocean's 13". Öyle ki, film bittikten sonra hazır ekip bu muzır yapısını koruyorken bir 14 ya da 15'e doğru gidilmesini istiyorsunuz. Ne de olsa soygun, intikam bahane, asıl amaç gırgır geçmek.
Kimler İzlemeli:
Kimler izlememeli:



Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

En önemli şeyler önemsiz gibi görünen şeylerdir.






Seanslar
Fragman
