"Babil"
Farklı diller, benzer duygular...
Sinema.com 10 Kasım 2006, Cuma 00:00
"Paramparça Aşklar-Köpekler" ("Amores Perros") ve "21 Grams"la rüşdünü ispatlayan Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu, yeni filmi "Babil"de yine 'kader' fikrinin ağırlık taşıdığı, farklı kıtalarda geçse de kesişen insan öyküleri anlatıyor. İncil'deki Babil Kulesi efsanesinden yola çıkan filmin odağında insanlar arasındaki iletişimsizlik var.
İncil'de yer alan Babil Kulesi efsanesinin yol açtığı insan sesleri kakofonisini esin kaynağı olarak alan "Babil" filminde gezegenimizin farklı köşelerinde gelişen, bununla beraber kökenleri açısından birbiriyle bağlantılı dört farklı öykü anlatılıyor. Filmdeki olaylar dizisi, avcı tüfeğiyle atılan tek bir kurşunla başlıyor. Fas'ta atılan o tek kurşun zincirleme şekilde kişisel ve global etkileşimlere yol açıyor. Meksikalı Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu bu filmden önce çektiği "Paramparça Aşklar-Köpekler" ("Amores Perros") ve "21 Grams"ta da kader ve karşılıklı bağımlılık gibi temalara ağırlık vermişti. "Babil"de de bu temaların ağırlığı hissedilse de, filmin Iñárritu'nun önceki filmlerinden farklı pek çok yönü var. Her şeyden önce "Babil"in hikâyesi, "Paramparça Aşklar-Köpekler" ve "21 Grams"a kıyasla çok daha geniş kapsamlı duygusal, entelektüel ve coğrafik bir habitata yayılmış durumda... Babil Kulesi'nden bugüne iletişim cehennemi... "Babil" filminin odak noktasında, henüz ilk on yılını tamamlamak üzere olduğumuz, ama şimdiden önümüze çözmemiz gereken büyük meseleler getiren 21. yüzyıl'da, belki de insan aklını meşgul eden en önemli sorun var: İletişim eksikliği... Film, en yeni ve en gelişmiş teknolojileri kullandığımız bir dünyada global düzeyde iletişimimiz giderek kolaylaşırken insanların hâlâ kendilerini yapayalnız ve diğerlerinden farklı hissetmesi arasındaki rahatsız edici çelişkiyi, dingin bir anlatımla gözler önüne seriyor. Iñárritu, filmin isminde de açıkça görüldüğü gibi, filmi için İncil'de dünyanın yaratılışını anlatan ilk bölüm olan Tekvin'deki Babil Kulesi efsanesinden esinlenmiş. Akademisyenlerin, özellikle de dil teorisyenlerinin üzerine çokça tartışma ürettiği Babil Kulesi efsanesine göre, bütünleşme ve kaynaşma yolunda hızla ilerleyen insanoğlu, daha yüksek konumlara ulaşma özlemiyle dev bir kule inşa etmeye kalkışır. Bu kule sayesinde evrene açılıp cennete ulaşmayı hedeflemektedir. İnsanların kendisine yaklaşmaya başlaması karşısında Tanrı onların küstahlığı ve kibri karşısında öfkelenir ve planlarını engellemeye karar verir. Bunu da Babil kentindeki her insana farklı bir lisan vererek yapar. Böylece insanların birbiriyle konuşma yeteneğini derhal yok etmiş olur. Artık birbiriyle iletişim kuramayan insanlar kuleyi yapmaktan vazgeçerek dünyanın çeşitli yerlerine dağılırlar. Babil Kulesi efsanesi, çok uzun yıllardan beri, insanoğlunun neden farklı kültürlere ve dillere bölündüğünü açıklamak için kullanıldı. Ancak yönetmen González Iñárritu'ya göre bu öykü, aynı zamanda insanların yapay engeller ve yanlış algılamalarla nasıl bölündüğünü acı verici şekilde hatırlatan bir öyküdür. Yönetmen filmi için bu ismi seçmesinin sebebini şu sözlerle açıklıyor: "Tutkularıyla, güzelliğiyle, problemleriyle insanlar arasındaki iletişim kavramını tek sözcükle tanımlayan bir isim bulmaya çalıştım. Aslında filmin ismi senaryonun yazımından sonra belirlendi. Çok farklı isimler üzerinde düşündüm ama İncil'deki yaradılış öyküsünü düşününce film için çok iyi bir metafor olabileceği duygusuna kapıldım. Hepimizin kendine özgü farklı bir dili olsa da, dünya üzerindeki her insanın aynı ruhsal omurgayı paylaştığına inanıyorum." Iñárritu, prodüksiyonun sınırlarını aşıyor... Başta da dediğimiz gibi Yönetmenin bu çalışmasını önceki iki filmi "Paramparça Aşklar-Köpekler" ve "21 Grams"tan ayıran önemli farklılıklar var. O filmlerinin her ikisini de kendisinin yakından tanıdığı, çekim koşulları ve set ortamını kontrol edebildiği ülkelerde çeken Alejandro González Iñárritu, "Babil"de her açıdan farklı bir tarz geliştirmiş. Daha karmaşık duygusal ve entelektüel yolculukla derinden ilgilenmekle kalmayıp diğer kültürleri ve dünyayı algılama biçimlerini keşfe çıkmış. Bunu yaparken de daha karmaşık film prodüksiyonu tekniklerini kullanmış. İdeolojik ve fiziksel anlam taşıyan çok sayıda kültürel bakış açısının çatışması, yönetmenin sadece kişisel perspektifini değiştirmekle kalmayıp, kreatif süreç üzerinde de dönüşümlere yol açmış. Yönetmenin filmin yapımıyla ilgili görüşleri şöyle: "Açıkçası 'Babil'in yapımı başlı başına Babil Kulesi'nin yapımı gibiydi. Bu prodüksiyonun şimdiye kadar yaptıklarımdan tamamen farklı ve özgün olduğunu söylemeliyim. Dört farklı kültürü anlamaya çalışırken aslında dört farklı film çekmiş olduk. Bunu yaparken o ülkelere dışarıdan gelmiş bir yabancının bakış açısını kullanmamaya özen gösterdik. Lojistik açıdan zorlu bir süreçti ama en zor kısmı entelektüel ve duygusal zorluklardı. 'Babil' sadece bir dışsal yolculuk olmakla kalmayıp aynı zamanda içsel yolculuğa dönüştü. Farklı ülkelerde çalıştığım film ekiplerindeki herkes –ki buna ben de dahilim- belirli bir dönüşüm süreci yaşadı. Kültürlere ve koşullara uygun olarak her öyküyü tekrar tekrar yazmak zorunda kaldığım için filmin kendisi de sürekli bir dönüşüm sürecinden geçti." "Nereye gidiyoruz" sorusunun peşinde... González Iñárritu bir söyleşisinde, "Babil" fikrinin her şeyden önce kendi ülkesini terk etmiş ve süregelen bu durumu kabullenmiş bir yönetmen olmasının sonucu olduğunu söylüyor. Yönetmen "Babil"in "Nereden geliyorum?" sorusuna cevap vermediğini, aksine "Nereye gidiyorum?" sorusunun cevabını arayan bir film olduğunu ifade ediyor: "'Babel'i çekmeye başlarken insanlar arasındaki farklılıkları konu alan bir film yapma düşüncesinden yola çıkmıştık. Bizleri ayıran fiziksel sınırları ve dil engellerini anlatacaktık. Ancak süreç ilerledikçe bizleri birleştiren sevgi ve acı gibi kavramlar üzerine bir film yapmakta olduğumuzun farkına vardım. Bir Japon ile bir Fas'lıyı mutlu eden şeyler farklı farklı olabiliyordu ama sonuçta tüm insanların yaşadığı çaresizlik duygusu aynıydı. Bence 'Babil'in çekimlerinin en güzel yanı, farklılıkların yanı sıra ortak duyguların da altını çizen bir öze sahip olmasıydı." İnsanları birbirinden ayıran sınırları, kültürleri, çatışma ve tartışmaları anlatan bir film yapan González Iñárritu ve ekibi, filmle ilgili çalışmayı çok farklı yaşam biçimleri, kişilik yapıları ve lehçelerin bulunduğu set ortamlarında yapmak zorunda kalmışlar ve kaçınılmaz olarak filmin ele aldığı sorunlara benzer sorunlar yaşamışlar. Ama bu durum, filmle, filmin yapım süreci arasında müthiş bir duygu birlikteliği olmasını da sağlamış. González Iñárritu bu konuda şunları söylüyor: "Filmin odak noktasında yer alan problemlerin benzerini prodüksiyon sürecinde biz de yaşadık. İletişim hiç de kolay değildi. Bu film dünyanın farklı bölgelerindeki yüzlerce insan tarafından yaratıldı. Örneğin Fas'taki sette insanlar Arapça, Berberice, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca konuşuyordu. Hatta aynı kentte yaşadığı halde farklı dil konuşan aktörlerimiz bile olduğu için herkesi aynı noktada birleştirme zorluğu yaşadık." Yönetmenin ana hedeflerinden birisi de, filmde portresi çizilen kentlerde doğup büyümüş karakterlerin öykülerini anlatırken bir 'yabancı'nın bakış açısını kullanmaktan özenle kaçınmak oldu. Bunu başarmak için Iñárritu "gözlemle ve absorbe et" şeklinde tanımladığı bir süreç izlemiş. Yerel halkın gündelik alışkanlık ve geleneklerini dikkatle gözlemlemesinin yanı sıra profesyonel olmayan yabancı oyuncularla çalışmayı tercih etmiş. Bu da en ince kültürel detayları bile kavrayabilmesini sağlamış. Yönetmen, hayatında ilk kez kamera karşısına geçen amatör aktörlerin belirli dramatik durumlar karşısında her ülke için farklı anlamlar taşıyabilecek kendi tepkilerini geliştirmesine izin vermiş. Amatör oyuncuların büyük bölümünün daha önce film kamerası bile görmemiş olduğunu düşününce, bunun ne kadar hayati bir karar olduğunu anlamak zor değil. Bizi birleştiren duygular üzerine bir film Filmde kullanılan son derece etkileyici öyküleme araçları, Hollywood yapımı filmlerdeki yabancı karakterleri çevreleyen duvarların yıkılmasına da yardımcı olmuş. Yönetmen için "Babil"in yapımının en kritik noktalarından birisi, her öyküdeki kültürel çevreyi dürüst şekilde sergilerken o öykünün odak noktasındaki çarpıcı ve inkâr edilemez ortak hümanist değerleri ortaya çıkartmak olmuş. Iñárritu bu konudaki düşüncesini şu sözlerle ifade ediyor: "Dünya üzerinde fiziksel sınırlar vardır ama gerçek sınırlamaların kendi iç dünyamızda, düşünce bazında olduğuna inanıyorum. Birer insan olarak bizleri mutlu eden şeylerin toplumsal yapıya göre değişkenlik gösterdiğini; buna karşılık bizi çaresiz ve savunmasız bırakan olayların kültür, ırk, dil, finansal durum gözetmeksizin hepimiz için aynı olduğunu fark ettim. Bence insanlığın en büyük trajedisi her insanın yaşamına ve ölümüne anlam katan sevme ve sevilme duygusuna ulaşma kapasitesinin eksikliğidir. Buna uygun olarak 'Babil', bizleri ayıran duygular üzerine değil, birleştiren duygular üzerine bir film oldu." Yönetmen Iñárritu, son olarak, dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanlar arasındaki iletişimsizliğin ve sınırların aşılmasında sanatçıların büyük önemi olduğunun altını çizerek, filmde kullanılan dilde sanatın ve sanatçının bu işlevinin vurgulandığını öne sürüyor: "Dünya üzerindeki dillerin farklı farklı olması yüzünden yanlış fikirlere saplandığımıza; kafamızın karıştığına inanıyorum. Sadece konuştuğu dil farklı diye insanları 'öteki' gibi gördüğümüz için hepimiz daha kuşkucu hale geliyoruz. Dil engelinin aşılmasında görüntüler ile müzikten daha mükemmel bir aracın var olmadığına inanıyorum. Görüntülerin tercümeye ihtiyacı yoktur, çünkü evrensel insan duygularını tetiklerler. Bu açıdan bakınca filmin, uluslararası dil kabul edilen Esperanto diline yakın olduğunu söyleyebiliriz." Iñárritu'nun önemli meselelere odaklanan ve ele aldığı meselelere uygun bir yapım mantığı benimseyen bu etkileyici filmini kaçırmayın...
Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Ben Efsaneyim
Bu dünyayı daha kötü bir yer yapmaya çalışanlar bir gün bile tatil yapmıyorlar, ben nasıl tatil yapabilirim ki ?
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com