Kayıt
Tom Cruise:
"Spielberg'in diğer filmlerindeki hümanizm 'Dünyalar Savaşı'nda da var...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Dünyalar Savaşı"nın yıldız oyuncusu Tom Cruise, filmin tanıtım faaliyetleri çerçevesinde, ABD'de çeşitli eyaletlerden üniversitelerin katılımcı olduğu bir telekonferansa konuk oldu. Seçkin öğrencilerin kendisine yönelttiği sorulara samimi yanıtlar veren Cruise'un söyledikleri "Dünyalar Savaşı"nın yapım koşullarının yanı sıra, referansları ve göndermelerine dair de ipuçları içeriyor...
“Dünyalar Savaşı”nda, filmin hikâyesinin eksenindeki Ray Ferrier karakterini canlandıran Tom Cruise, filmin tanıtım çalışmalarının bir parçası olarak, ABD'de çeşitli üniversitelerden öğrencilerini katıldığı bir telekonferans düzenledi. Ünlü yıldız, magazin basınının yüzeysel sorularından iyice sıkılmış olacak ki, meraklı öğrencilerin akıl dolu sorularına uzun ve detaylı yanıtlar verdi ve oldukça uzun bir söyleşi ortaya çıktı. Aşağıda bu telekonferanstaki en iyi soru ve yanıtlardan oluşan bir seçkiyi bulacaksınız. Scott Juba (Baltimore College, Cleveland, Ohio): “Şu sıralarda 'Dünyalar Savaşı'nda çalışıyorsunuz. Yakında ‘Görevimiz Tehlike III’e başlayacaksınız. Bu iki film arasında benzerlik olduğunu düşünüyor musunuz? Böylesine büyük iki projenin parçası olmaktan gurur duyuyor musunuz?” Evet, çok büyük gurur duyuyorum. Ancak ikisi birbirinden çok farklı projeler... Steven Spielberg ile sohbetlerimizde “Dünyalar Savaşı”nın aynı anda hem küçük, hem de büyük bir film olduğunu konuşuruz. Bu film şimdiye kadar oynadığım en büyük ölçekli projedir. Bunu bütçesi açısından değil, boyutları açısından söylüyorum. Aynı zamanda inanılmaz düzeyde samimi ve içten bir filmdir. Öte yandan “Görevimiz Tehlike III” üzerinde de aylardır çalışıyorum. “Dünyalar Savaşı”nın çekimleri sürerken de “Görevimiz Tehlike III” projesiyle yakından ilgilendim. O tamamen farklı bir filmdir. Gelecek yaz gösterime girecek. Farklı bir yönetmenin çekeceği farklı bir öyküsü var. O filmde J.J. Abrams gibi gerçekten çok yetenekli bir yönetmenle çalışmaktan heyecan duyuyorum. Kevin Dugan (Loyola College, Maryland): “Geçenlerde 'Dünyalar Savaşı'nın fragmanlarını izlerken daha önce gördüğüm bazı filmlerle küçük benzerlikler taşıdığını gördüm. Örneğin efektlerde, ‘Derin Darbe’de kullanılmış olan çarpıcı görüntü efektlerine benzer bir yaklaşım varmış gibi geldi bana... Ortada böyle bir durum varken, ‘Dünyalar Savaşı'nı farklı kılacak özelliğin ne olduğunu söyleyebilirsiniz?” Böyle düşünüyorsanız, “Derin Darbe”yi bir daha izlemenizi öneririm. Özellikle de çerçeveleme anlayışına bakın. Farklı bir mercek kullanıldığını göreceksiniz. O filmde tamamen farklı bir perspektif vardır. Bu yüzden “Dünyalar Savaşı”nı başka bir şeyle kıyaslarken, Steven Spielberg’in bakış açısını da değerlendirmeniz gerekir. Bu filmdeki her şey, başroldeki Ray Ferrier karakterinin sübjektif bakış açısından anlatılır. Zaten özgün olmasının sebebi de budur. Hikâye tamamen özgün şekilde anlatılmıştır. Siz şimdi filmleri izliyorsunuz ve bazı şeylerin benzer olduğunu söylüyorsunuz. Her filmde aksiyon sahneleri vardır ve bunların benzer olduğu söylenebilir. Ancak size başka filmleri çağrıştırdığını söylemek yerine bu filmde ne yapıldığına ve nasıl yapıldığına bakmanız daha önemlidir. Clark Castle (Southern Methodist Üniversitesi, Dallas): “Küçük oyuncu Dakota Fanning ile çalışmanın nasıl olduğunu anlatabilir misiniz?” Yaşı küçük ama bence o büyük ve yetenekli bir oyuncu. Kişisel boyutta ise çok esprili ve tatlı bir küçük kız. Beraberken bol bol güldük. Birlikte oynadığımız sahnelere gelince, oynadığım bütün filmlerde beni heyecanlandıracak insanlarla kamera karşısına geçmeyi isterim. Dakota Fanning bu açıdan da heyecan verici bir oyuncuydu. Onu çok sevdim, çok ama çok tatlıydı... Lara Bueso (Rollins College, Florida): “H.G. Wells’in yapıtlarından uyarlanan filmlere baktığımızda örneğin ‘The Time Machine’in başarısız kaldığını görüyoruz. H.G.Wells’in kitaplarının uyarlanma biçiminde bir problem mi var acaba? Bu filmin kamuoyunda etki yapacağına inanıyor musunuz?” Her şeyi bir yana bırakın, H.G. Wells çok büyük bir yazardır. Doğru yorumlandığı takdirde başarısız olması için bir sebep yoktur diye düşünüyorum. Ayrıca unutmayın ki, bizim filmimiz 1953 versiyonu filmin yeni uyarlaması değildir. Öte yandan Orson Welles’in ünlü radyo oyununun yeni versiyonu da değildir. Evet, kitaptan esinlendik ama tamamen modern bir öyküdür. David Koepp tarafından yazılan bu senaryonun kariyerimde karşılaştığım en iyi senaryo olduğunu söyleyebilirim. Orqay Ashmaway (Oakland Üniversitesi, Michigan): “Başka ülkelerdeki insanların Amerika’yı süper gücüyle kahramanlık sergileyen bir ülke gibi gördüğünü biliyoruz. Bu filmde uzaylıların dünyayı işgal etmesi anlatılıyor. Ancak ABD dışındaki izleyicilerin buradaki ‘uzaylı’yı sembol olarak algılaması, dünyanın geri kalan kısmına ‘uzaylı’ gibi baktığımızı düşünmesi riski var mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu filmle Amerika’ya ve diğer ülkelere mesajınız nedir? Son olarak da, Irak Savaşı’na ilişkin kişisel düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?” Bu filmi yaparken insanoğlunun ortak düşmanı kavramından yola çıktık. Düşmanlarımıza bakınca onlarla başa çıkmanın tek yolunun bütün ülkelerin birleşerek ortak hareket etmesi ve farklı kültürlere saygı gösterilmesi olduğuna inanıyorum. Yüzyıllardır süregelen toprak veya petrol kavgalarına artık son verilmeli. Bugüne kadar Japonya’dan Afrika’ya kadar birçok ülkeyi dolaştım. Uyuşturucu bağımlılığı, suç, terörizm gibi temel konularda bütün insanların ortak düşünceleri paylaştığını öğrendim. Bunlar insanlığın düşmanlarıdır. Şahsen ben kültürlerin ve insanların birleşmesine inanan bir insanım. Üyesi olduğum ‘Scientology’ kuruluşunda da aktif olarak bu yönde çalışmalar yapıyor, insanları eğitiyorum. Savaşlar konusunda ne düşündüğüme gelince... Bakın, ben savaştan hoşlanmıyorum. Savaş olmasın istiyorum. Savaşsız bir dünya arzu ediyorum. Savaşlar bugüne kadar hiçbir problemi çözmedi. ABD dışındaki ülkelerde yaşayan insanlar bu filmi hiç kuşkusuz istedikleri şekilde yorumlayabilir. Yalnız burada söylemek istediğim bir şey var. Başkasının yaptığı şeyi eleştirmek kolaydır. Bu noktada ben kendi yaptığım şeylere bakarım. Oturduğunuz yerden, ‘Ah şu savaşlar... İnsanlar savaşmamalı. Savaş ne kadar aptalca ve ne kadar iğrenç bir şey...’ diye düşünmek kolaydır. Ancak konuşmak yerine insanlar neden bir şeyler yapmazlar? Neden kendi insanlık anlayışları doğrultusunda yeni adımlar atmazlar? Dünyanın geleceğinin çocuklarımız olduğunu her zaman söyleriz. Çocukların uyuşturucu kullanımı gibi konularda çok açıksözlü bir insanımdır. Bu gibi konularda son derece açıksözlüyümdür ve Irak gibi ülkelerde insanların kültürünün çalındığı düşüncesinde değilim. (Orqay Ashmaway devam ediyor...) “Peki, ‘War of the Worlds’ gibi bir filmin o kültüre yardımı olacağını hissediyor musunuz?” Bilemiyorum. Bu, aslında konuya hangi zaman diliminden baktığınıza bağlıdır. Wells bu kitabı yazdığında, sömürgeciliğe ve endüstri devrimine bir cevap niteliğindeydi. Spielberg’in diğer filmlerindeki hümanizm "Dünyalar Savaşı"nda da var. Umarım ki insanlar bu filmi izlediğinde çocuklarına daha sevgiyle yaklaşırlar. Aynı zamanda geleceklerine ve birbirlerine bakmayı, birbirlerini anlamayı öğrenirler. Bir insan olarak tek dileğim budur. Ayrıca, “Son Samuray” adlı filmime bakacak olursanız, o filmi yapma sebebi Japon ulusuna duyduğum büyük saygıydı. Japonya’ya defalarca gittiğim için çok iyi tanıyordum. Buna karşılık Japonlara karşı ırkçı yaklaşım sözkonusuydu ve insanlar o kültürü anlamak istemiyordu. Oysa ben Japon kültürünü çok seviyorum. O kültürde büyük güzellikler , büyük zenginlikler vardır. İnsanlar o kültürü daha iyi anlayabilsin düşüncesiyle o filmi yaptım. Başka bir deyişle o kültürü kutsamak istedim. Problemleri çözmenin tek yolunun iletişim olduğunu biliyorum. Savaşlar bunu asla başaramaz. Casey Multon (Vancouver, Kanada): “War of the Worlds’te portresini çizdiğiniz Ray Ferrier karakterini tanımlar mısınız?” Benim kişiliğimin tam tersi desem nasıl olur? Çocuklarının sorumluluğunu almak istemeyen bir babadır. Aslında sadece çocuklarının değil, ailesinin ve geleceğinin de sorumluluğunu almak istemez. Bu açılardan benim zıttımdır. Ben daima baba olmayı istedim. Çocukluk yıllarımda YMCA kamplarında çalıştım. Çocuklara yardımcı olmak için çok çeşitli kamplara katıldım. Yeğenlerimle kuzenlerimin dadılığını yaptım. Baba olabilmeyi her zaman istedim. Ancak Ray’i de anlayabiliyorum. Çünkü onun doğup büyüdüğü mavi yakalılar tabir edilen işçi semtlerini de yakından tanıyan bir insanım. Çok farklı okullarda öğrenim gördüm. Bence Ray aslında kendi çocuklarından bile daha fazla çocuk ruhlu bir erkektir. Onun gibileri de iyi tanırım. Bu yüzden Ray Ferrier rolünde oynamak son derece eğlenceli oldu. Şimdi de duruma filmin öyküsü açısından bakalım. Kentte güzel bir hafta sonu yaşanıyor. Çocukların annesi onları babalarına emanet etmiş. Baba elbette çocuklarını seviyor, ama bunun farkında bile değil. Hiç beklenmedik anda uzaylıların işgali başlıyor. Dünyamızın sonu gelmek üzere... Böyle bir felaket karşısında çocukların babalarından beklentisi gerçek bir baba olması yönündedir. Çünkü büyük bir felaket var ve biraz sonra ne olacağı belli değil. Baba bunu başarabilecek mi? Çocuklar hayatta kalacak mı? Filmde sorulan asıl soru şudur: Şimdi ne olacak? Keith Vansickle (Washburn Üniversitesi, Topeka, Kansas): “H.G. Wells’in kitabında anlatılan öykünün ve Orson Welles’in sunduğu radyo oyununun asıl gücü, insanların hayal gücünü harekete geçirmesinden ve korkularıyla oynamasından geliyordu. Siz ve Steven Spielberg bu öyküye sadık kalmak için gerekli adımları attınız mı? Yoksa ‘Dünyalar Savaşı’ tamamen farklı yönde ilerleyen bir film mi oldu?” İkimiz de kitabı büyük keyifle okuduk ve kitapta anlatılanlara saygımızı gösterdik. Ancak bu filmdeki her şey sübjektif bakış açısından anlatılır. Böyle olması nedeniyle daha ürkütücü ve daha korkutucudur. John Sotes (Harvard Üniversitesi):“Portresini çizdiğiniz karakteri şekillendirirken Orson Welles’in orijinal kayıtlarını nasıl kullandınız? Eğer kullandıysanız filmin genel bütünlüğüne etkisi ne oldu?” Aslında kullanmadık diyebilirim. Sonuçta biz bu işe kalkıştığımızda ortada üç tane ‘War of the Worlds’ vardı. Bunlardan birisi orijinal kitaptır ki, her şey aslında onu temel alır. O kitap yayınlandığında tüm dünyada İngiliz sömürgeciliği yaygındı. Dolayısıyla o İngiliz sömürgeciliği ve endüstri devrimine bir tepki niteliği taşıyordu. İkincisi ise 1938 yılında Orson Welles’in yaptığı radyo oyunuydu. O yıllarda Avrupa kıtasında Hitler dönemi hüküm sürüyordu. İkinci Dünya Savaşı’na doğru hızla gidildiği için Amerikan halkı da son derece gergin ve sinirliydi. Üçüncü versiyon ise 1953 yılında yapılan film versiyonuydu ki, o dönemin özelliği ise Soğuk Savaş’ın en hızlı dönemi olmasıydı. Dolayısıyla kitap, radyo oyunu ve film versiyonu şeklinde üç versiyon vardı ve üçü de farklı dönemlere özgüydü. Esin kaynağımız olarak orijinal kitabı seçmeyi uygun bulduk. Bu nedenle bizim yaptığımız “War of the Worlds”te radyo oyununu veya 1953 yapımı filmi esas almadık. Çok farklı bir film oldu. Ama sonuçta orijinal kitaba saygımızı göstermiş olduk. Portresini çizdiğim karaktere gelince... Ray karakterinin yaşadığı yer New Jersey bölgesidir. Steven’ın daha önceki filmlerine bakarsanız, “Close Encounters” ve “E.T.”nin konusunun kent dışı banliyö kesimlerinde geçtiğini görürsünüz. Bildiğiniz gibi o yörelerde mavi yakalılar olarak adlandırılan çalışan kesimler ağırlıktadır. Biz de çevreyi şekillendirirken bu fikirden yola çıktık. Steven ile yaptığımız toplantılarda bu filmde bir ailenin ve bir erkeğin öyküsünün anlatılmasına karar verdik. Öncelikle, ‘Bizi ne ilgilendiriyor? Bu yolculuk nasıl bir şey olacak?’ gibi soruların yanıtını aradık. Sonuçta buradaki babanın çocuklarına karşı oldukça sorumsuz ve çocuklarından daha çocuk olmasına karar verdik. Tam da dünyamızın işgale uğradığı günlerde bu çocuklar böyle bir babaya emanet edilmişse ne olur sorusunu gündeme getirdik. Filmde bu durumu vurgulayan çok önemli bir sahne vardır. Kentte elektriklerin kesildiği ve her şeyin daha kötüye gittiği sırada Dakota Fanning korkuya kapılır ve babasına, ‘Kurtulacak mıyız baba?’ şeklinde bir soru sorar. Babası ona bakar ve ‘Bilmiyorum’ cevabını verir. Babasının bu cevabı karşısında küçük kız daha da korkarak, ‘Bilmiyor musun?’ diyerek hayretle bakar. Filmin başlangıcındaki Ray işte böyle bir adamdır. Sorumsuzluk noktasından başlayarak adım adım gelişir.” Jason Mogavéro (Harvard Üniversitesi): “Benim soracağım soru aslında daha önceki bir sorunun devamı niteliğinde olacak. ‘War of the Worlds’ün orijinal kitabından söz ederken 19. yüzyıl İngiliz sömürgeciliğinin etkisinden söz etmiştiniz. Ayrıca Orson Welles’in radyo oyununda 2. Dünya Savaşı; 1953 yapımı George Pal filminde ise Soğuk Savaş dönemi etkisini vurguladınız. Steven ile bu filmi planlarken 2005 yılı ile ilgili yaklaşımınız ne oldu? Bu film günümüz izleyicisine ne verecek?” “İnsanoğluna bir düşman tarafından saldırılsa ne olur?” şeklinde bir sorudan yola çıkıldığı için bu filmin evrensel bir teması olduğunu düşünüyorum. Düşman konusunda hepimizin farklı düşüncesi olabilir. Benim şahsi düşüncem, insanoğlunun doğal düşmanları olduğu yönündedir. Bunların başında ise eğitimsizlik, uyuşturucu bağımlılığı, suçlar gelir. Bu doğal düşmanların hepsi çok önemlidir. Bu noktada kim olduğumuzun, tenimizin renginin, inançlarımızın, hangi ülkede yaşadığımızın hiç önemi yoktur. Sonuçta her nerede olursak olalım bunlardan olumsuz etkilendiğimiz ortadadır. Bunların hepsi insanlığın doğal düşmanlarıdır ve önlemenin tek yolu da kültürel bilinçlenme ve gelişmeyle gerçekleşebilir.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
21 Gram (12 Ekim 2008 20:45 Tv8)

Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

Replik
Deja Vu
Bir erkek hiç bir zaman alkol, tütün ve silaha hayır demez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com