Cannes'lı günler

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Halen çekimleri süren « Temel İçgüdü »nün ikincisine para toplamak için Cannes'a gelen Sharon Stone'a kolumuz çarpmasa da ünlü görüntü yönetmeni Chris Doyle gibi İstanbul'da tanıştığımız 'kadim' dostlarla ayak üstü sohbet ettik, hararetle tekrarladığı 'Gelecek Türkiye'dir' sözlerine karşılık 'Fatih Akın da jüride' lafının şuursuzluğuna sığındık.
Jean Mareau, Natalie Portman, Juliette Binoche, Robert Downey Jr. , Tom Cruise, Danielle Autiel, Joel ‘The Matrix’ Silver, Roberto Rodriguez, George Lucas, Francois Ozon… Hepsi ve dahası Cannes’daydı. 10 gün süren Avrupa’nın bu en prestijli ve ‘chic’ festivali sinema endüstrisinin önemli bir etkinliği olarak bu yıl da milyarlarca dolarlık dünya pazarından nasibini aldı, yine lüks otel lobilerinde veya özel yemek localarında yeni projelere destek ar anarak ‘düşler’ pazarlandı. Altın Palmiye yarışında son ana kadar favori bellediğimiz ama en iyi yönetmen ödülüyle yetinen « Saklı/Cache »’nın yaratıcısı Avusturyalı usta Michael Haneke’nin de söylediği gibi ‘düşlerin neye tekabül ettiği çoğu zaman anlaşılır da, mühim olan sizin bu düşteki yeriniz’. Biz gazetecilerin yeri belliydi. Festival merkezinin de konuşlandığı, panayır misali kıyı caddesi yani meşhur La Croisette'de iki film arası koşuştururken kendimizi figuran gibi hissetmemiz doğaldı. Caddelerde kurulu TV kamera setleri, gece gündüz faaliyetteki spot ışıkları altındaki ‘çılgın’ kalabalıkta kendimize yer açmaya calıştık. Genelde havalar güneşliydi ama aynı yağmur altında da tuzumuz kuruydu ; Paris Hilton biraz daha görünsün diye limuzinin önünde ‘poz’lanırken, biz üç avroluk şemsiye pazarlığından karlı çıktık.
ını sıfıra vurduran Nathali Portman, sanat için her şey mübahtır havasında dolanmasına rağmen yine de çekici ve zatifti. Genç Amerikalı oyuncu Michael Pitt rahmetli Kurt Cobain’in havasından Cannes’da da kurtulamamıştı besbelli. « Gerry » ve « Fil »in ardIndan minimal anlatımını bu yıl « Son Günler » ile sürdüren Gus Van Sant, ünlü müzisyenin son demlerini anlattığı filmiyle iddialıydı da eli boş dönmesi bir yana, başrol oyuncusu Pitt’in medyanın önünde ayakta durabilmesi için bolca omuz desteği vermek zorunda kaldı. Jürinin hiç ödül vermediği « Şiddetin Tarihi » ile yarışan Kanadalı ustamız David Cronenberg de bir gazetecinin fotoğraf makinesini kaptığı gibi flaşları bize yönelterek halimizi resmediverdi. Ödül alamayan bir başka iddialı film Meksika’dan gelen « Cennette Savaş’ oldu. İlk filmi « Japon » ile bağrımıza bastığımız Carlos Reygadas bu provokatif filmine gelen pornovari yorumlarına ‘bakış açınıza göre düş ya da kabus yer değiştirebilir’ dedi.
Jüri üyesi Salma Hayek ise ufacık, tefecik hali ve güzelliğiyle dikkat çekti ve «Bir aktris olarak gelmediğime memnunum, o zaman sadece tanıtım yapıp, söyleşilere katılacaktım ama şimdi film izleyebildim, yeni bakışlara ilk elden tanıklık edebildim » dedi. Üç yıl önceki «Kumun Altında » ile izleyiciyi fetheden Fransa’nın ‘haşarı çocuğu’ François Ozon yarışma dışı gösterilen « Gitmek Zamanı »yla hayalkırıklığı yaratsa da özel söyleşimizde ziyadesiyle cana yakın haliyle dikkat çekti, en büyük rüyasının da ‘Elizabeth Taylor’ı kumsalda yürütmek’ olduğunu söyledi. Cannes bitti ya, biz de memlekete hani nerdeyse yürüyerek döndük.
Bu arada sinema tutkunları ne yaparsa onu yaptık; filmler arası, fırsat bulduğumuzda sinema sohbetini eksik bırakmadık. Mesela aynı memleketten gelen Uğur Yücel, Euroimages yeni Türkiye temsilcisi Ahmet Boyacıoğlu, İstanbul Film Festivali yönetmen yardımcısı Azize Tan ve bendenizin ortak paydası ilk merhalade filmlerdi. Başımızı döndüren bir başka nokta da milyonlarca Avro’yu bulan festival bütçesi ve ükemiz dışındaki sinema endrüstrisinin ‘görkemli’ gösterisiydi. Efendim otel, lokanta, cafe gibi bilimum yerlerden alınan vergi ile ortalama bir gelir tahmin edilmiş ve 10 günlük festival boyunca geçen yıl Cannes’a tam 84 milyon Avro’luk bir para aktığı saptanmış. 80 milyon Avro ise festival merkezine ek bina ve salonlar yapılması için şimdiden ayrılmış bile ve iki yıl içinde ‘genişleme’ çalışmaları tamamlanacakmış. İnanılmaz nitekim. Bu kadar sponsora ve desteğe karşılık sonuç tabii ki şaşırtıcı değil. İstanbul’un son dönem uluslararası platformda kent olarak yükselişiyle değeri daha da artan İstanbul Film Festivali’mize destek vermeye davet etmek geldi içimden. Gelecek yıl 25. yılını kutlayacağı düşünülürse festivalin ‘az parayla çok iş’ sırrı ve değeri anlaşılabilir. Zenginin malı da nitekim züğürtün çenesini yorarak bitkinlik hali ve bir iş yapmış zannına kapılma hali verir.
ını sıfıra vurduran Nathali Portman, sanat için her şey mübahtır havasında dolanmasına rağmen yine de çekici ve zatifti. Genç Amerikalı oyuncu Michael Pitt rahmetli Kurt Cobain’in havasından Cannes’da da kurtulamamıştı besbelli. « Gerry » ve « Fil »in ardIndan minimal anlatımını bu yıl « Son Günler » ile sürdüren Gus Van Sant, ünlü müzisyenin son demlerini anlattığı filmiyle iddialıydı da eli boş dönmesi bir yana, başrol oyuncusu Pitt’in medyanın önünde ayakta durabilmesi için bolca omuz desteği vermek zorunda kaldı. Jürinin hiç ödül vermediği « Şiddetin Tarihi » ile yarışan Kanadalı ustamız David Cronenberg de bir gazetecinin fotoğraf makinesini kaptığı gibi flaşları bize yönelterek halimizi resmediverdi. Ödül alamayan bir başka iddialı film Meksika’dan gelen « Cennette Savaş’ oldu. İlk filmi « Japon » ile bağrımıza bastığımız Carlos Reygadas bu provokatif filmine gelen pornovari yorumlarına ‘bakış açınıza göre düş ya da kabus yer değiştirebilir’ dedi.
Jüri üyesi Salma Hayek ise ufacık, tefecik hali ve güzelliğiyle dikkat çekti ve «Bir aktris olarak gelmediğime memnunum, o zaman sadece tanıtım yapıp, söyleşilere katılacaktım ama şimdi film izleyebildim, yeni bakışlara ilk elden tanıklık edebildim » dedi. Üç yıl önceki «Kumun Altında » ile izleyiciyi fetheden Fransa’nın ‘haşarı çocuğu’ François Ozon yarışma dışı gösterilen « Gitmek Zamanı »yla hayalkırıklığı yaratsa da özel söyleşimizde ziyadesiyle cana yakın haliyle dikkat çekti, en büyük rüyasının da ‘Elizabeth Taylor’ı kumsalda yürütmek’ olduğunu söyledi. Cannes bitti ya, biz de memlekete hani nerdeyse yürüyerek döndük.
Bu arada sinema tutkunları ne yaparsa onu yaptık; filmler arası, fırsat bulduğumuzda sinema sohbetini eksik bırakmadık. Mesela aynı memleketten gelen Uğur Yücel, Euroimages yeni Türkiye temsilcisi Ahmet Boyacıoğlu, İstanbul Film Festivali yönetmen yardımcısı Azize Tan ve bendenizin ortak paydası ilk merhalade filmlerdi. Başımızı döndüren bir başka nokta da milyonlarca Avro’yu bulan festival bütçesi ve ükemiz dışındaki sinema endrüstrisinin ‘görkemli’ gösterisiydi. Efendim otel, lokanta, cafe gibi bilimum yerlerden alınan vergi ile ortalama bir gelir tahmin edilmiş ve 10 günlük festival boyunca geçen yıl Cannes’a tam 84 milyon Avro’luk bir para aktığı saptanmış. 80 milyon Avro ise festival merkezine ek bina ve salonlar yapılması için şimdiden ayrılmış bile ve iki yıl içinde ‘genişleme’ çalışmaları tamamlanacakmış. İnanılmaz nitekim. Bu kadar sponsora ve desteğe karşılık sonuç tabii ki şaşırtıcı değil. İstanbul’un son dönem uluslararası platformda kent olarak yükselişiyle değeri daha da artan İstanbul Film Festivali’mize destek vermeye davet etmek geldi içimden. Gelecek yıl 25. yılını kutlayacağı düşünülürse festivalin ‘az parayla çok iş’ sırrı ve değeri anlaşılabilir. Zenginin malı da nitekim züğürtün çenesini yorarak bitkinlik hali ve bir iş yapmış zannına kapılma hali verir.
Henüz kimse yorum yapmamış.



Kısa ve Acısız (Tv 8 22:15, 22 Kasım 2008)
Tv 8'de bu akşam 22:15'de hem Alman hem de Türk sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden birisi olarak gösterilen Fatih Akın'ın, eleştirmenlerce en iyi filmi olarak kabul edilen "Kısa ve Acısız" ekrana geliyor.
Tv 8'de bu akşam 22:15'de hem Alman hem de Türk sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden birisi olarak gösterilen Fatih Akın'ın, eleştirmenlerce en iyi filmi olarak kabul edilen "Kısa ve Acısız" ekrana geliyor.

2 Süper Film Birden
Hareket eden herşey etki yaratır.
Hareket eden herşey etki yaratır.








Seanslar
Fragman
