Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
Hogwarts'da üçüncü yıl
Hogwarts'da üçüncü yıl

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Üçüncü halkası "Azkaban Tutsağı"yla tüm dünyayla aynı anda ülkemize konuk olan "Harry Potter", daha karanlık ve çetrefil bir macerayla ve yepyeni yönetmeniyle karşımıza çıkıyor. Potter'ı bu filmde geçmişinin üzerindeki esrar perdesini kaldırmaya çalışırken atıldığı maceralarda izleyeceğiz.
Biliyorsunuz, artık Harry Potter otomatik plota bağladı; gerek kitabın fanatik hayran kitlesi, gerekse beyazperdeye düştüğünden beri Potter evrenine tutulmuş kesim her yıl yeni bir fantezinin önlerine geleceğini bilmenin rahatlığıyla yaşıyor. Potter’ın dönemdaşı seriler gibi (“Yüzüklerin Efendisi”, “Matrix”) üç filmle sınırlı olmaması, şimdilik yedilemeye giden uzun bir yolun yolcusu olması, beklenti içindeki hayran kitlesinin de daha sakin, fanatizmini kendi içinde yaşayan bir kitle olmasını beraberinde getiriyor. Potter fanları, benzeri uyarlamalarda olan “kitaba sadık kalındı mı?”, “bu kez neler değişti?”, vs. gibi klişe tartışmaların uzağında, muhtemelen defalarca okudukları maceranın, bir de görsel olarak yaşamlarına girip çıkmasını minnetle karşılayıp, polemikten uzak bir şekilde bir sonraki maceraya yelken açıyorlar.
Ancak kahramanımız Harry Potter’ın ve Hogwarts Büyücülük Okulu’ndaki arkadaşlarının, hayranlarındaki bu artan sakinliğin tam tersi yönde bir gelişim içinde olduğunu belirtmek lazım. İlk film “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nda, her ne kadar zaman zaman gerilimli anlar yaşasak da, daha çok Potter’ın kendisine yıllardır eziyet eden Dursley’lerden kurtulmanın sevinci, büyü üzerinden yepyeni bir dünyaya girişi ve dostlarıyla çocukça rekabeti, bizleri de çocukça bir ruh hali içine sokmuştu. Bu açıdan, yönetmen Chris Columbus’u, romanın karanlık yanlarını topyekün törpülemekle suçlayanlar bile olmuştu. Columbus bu suçlamalardan etkilenmiş midir bilinmez, ama serinin ikinci halkası “Sırlar Odası”nda ilkine göre oldukça karanlık –hatta ilk filme yakın bir beklentiyle çocuklarını filme taşıyan muhafazakâr Amerikan ailelerinde homurdanmalara yol açacak sahnelere sahip- bir filmle çıktı karşımıza.
Harry yeni bir eşikte...
Ve şimdi üçüncü basamak “Azkaban Tutsağı”, romanlarda olduğu gibi, her açıdan bir eşik olma özelliği taşıyor. Her şeyden önce, Potter evreni biraz daha karanlıklaşacak; hatta ve hatta karanlıklaşmakla kalmayıp biraz da karmaşıklaşacak. Çünkü hep ‘küçük büyücülerimiz’ olarak andığımız kahramanlarımız, artık bu tarz sıfatlarla anılmak istemeyecekleri bir döneme giriyorlar: ergenlik dönemine. Üstelik büyücülerin ergenliği, hepimizin yaşamlarında geçirdiği ergenlik yılları kadar, belki de daha fazla buhranlı. Yetişkinlerin her sözünün, her davranışının size battığı ilk gençlik günlerinizi hatırlayın bir. Hogwarts Büyücülük Okulu’nda öğrenci olmak ve yetişkinlere bir güzel derslerini verebilecek yeteneklere sahip olmak için her şeyinizi vermez miydiniz? İşte üçüncü film de, ergenlik sancıları içindeki Harry’nin, büyücü olmayanların dünyasında kullanılması kesin olarak yasaklanmış yeteneklerini, kötü muamelesine artık dayanamadığı Marge halasını dev bir balon gibi şişirerek uçurmasıyla başlıyor. Sihir Bakanlığı’nın, normal insanların dünyasında büyü kullanımını kesin olarak yasaklamış olmasına karşın, halasının zorbalığına daha fazla katlanamayan Harry, Bakanlığın kendine vereceği cezadan çok, teyzesi ve eniştesinin zulmünden korkar ve eşyalarını toplayarak, endişeli pek çok ergenin yaptığı yapar, yani evden kaçar. Neyse ki, ne yapacağını bilmez bir halde oradan oraya sürüklenirken, sıradan dünyada yolunu kaybetmiş büyücüleri toplamakla görevli, fantastik, üç katlı mor bir araç olan ‘Gece Otobüsü’ne (‘Hızır Otobüs’) rastlar. Otobüsle Çatlak Kazan Meyhanesi’ne gelen Harry’yi burada Büyü Bakanı Cornelius Fudge karşılar. Ceza alacağından korkan Harry, hiçbir kötü muameleyle karşılanmaz. Hatta Bakan Fudge, genç büyücüden Hogwarts’a dönmeden önce geceyi Çatlak Kazan’da geçirmesi için ısrar eder. Tabii ki Fudge’un bu garip tavrının arkasında bir neden vardır: Harry’nin anne ve babasının Lord Voldemort tarafından bulunup öldürülmelerine neden olduğu rivayet edilen karanlık ve esrarengiz büyücü Sirius Black, yıllardır tutsak olduğu Azkaban Hapishanesi’nden firar etmiştir ve tek amacının Harry’yi bulup öldürmek olduğu sanılmaktadır. Üstelik Black’in hapisten kaçmasıyla birlikte, korkunç Azkaban Gardiyanları Ruh Emiciler de, sözde diğer öğrencileri Black’ten korumak için Hogwarts’a yerleşmişlerdir; ancak bir şekilde Harry Potter, bu garip yaratıklardan fazlasıyla kötü etkilenmektedir. Neyse ki bir süre sonra, Karanlık Güçlere Karşı Savunma Dersi’nin hocası Prof. Lupin (David Thewlis), Harry’ye Ruh Emicilerin felç edici etkisinden korunabilmesi için Patronus’u nasıl kullanacağını öğretir.
Harry, Hogwarts’taki üçüncü yılında, Sirius Black ve Ruh Emiciler dışında, daha pek çok etkileyici karakterle tanışıyor. Yarı kuş, yarı at biçiminde, büyülü bir ‘Hipogrif’ olan Şahgaga ve ‘Ecel’ olarak bilinen, tüyler ürpertici ölüm alametçisi bunlardan sadece ikisi. Ayrıca, üçüncü filmde Harry’yi Hogwarts dışında daha çok görüyoruz: Genç büyücü, büyücü kasabası Hogsmeade’e geziler yaparak, Çapulcu Haritası’nda gizli geçitler bularak, ve İngiltere’nin en tüyler ürpertici yapısı olarak bilinen Bağıran Baraka’yı ziyaret ederek hem nefes kesici maceralar yaşayacak, hem de kadim dostları Ron, esrarengiz bir şekilde bir görünüp bir ortadan yok olan Hermione ile Hogwarts’ta Büyülü Yaratıkların Bakımı Dersi öğretmenliğine atanan Hagrid’in yardımıyla, Sirius Black’in hapishaneden kaçmasıyla, Hogwarts’ta dönen dolapların ardındaki esrar perdesini aralamaya çalışacak.
Ergenlik sancıları
Bu filmde daha karanlık ve karmaşık bir dünyanın bizi beklediğini söylemiştik. Bunun en önemli nedeni, kahramanlarımızın artık ergenliğe adım atıyor olmaları ve ilk defa varoluş sorunlarının baş gösteriyor oluşu. Zaten filmin yeni yönetmeni, Meksikalı Alfonso Cuarón’un üçüncü romanda en çok bu boyut ilgisini çekmiş ve filmde de canavarların yarattığı dehşetten çok, kahramanlarımızın ergenlikle birlikte ortaya çıkan kaygılarına odaklanmak istemiş. Bunun için, çalışmalara, Potter’ı canlandıran Daniel Radcliffe, Hermoine’i canlandıran Emma Watson ve Ron’u canlandıran Rupert Grint’ten, romanları da dikkate alarak, karakterlerinin ilk filmden o ana dek geçirdikleri dönüşümü anlatan bir kompozisyon yazmalarını isteyerek başlamış. Tabii ki o yaşlarda kızlar bu konularda biraz daha hassas oluyor ve kendi içlerine daha çok baktıklarından söyleyecek daha çok şeye sahip oluyorlar. Daniel ve Rupert’ın birkaç sayfalık yazılarına karşın Emma tam 16 sayfa yazarak herkesi şaşırtmış. Daniel, bu konuyla ilgili olarak “Bu, Rupert’ın da benim de biraz moralimizi bozdu tabii. Emma sadece çok yazmamıştı, yazdıkları aynı zamanda çok güzeldi, benimkiyse 5 yaşındaki bir çocuğunki gibiydi,” diyor. Karakterinin geçirdiği değişimle ilgili olarak da genç aktör “Harry artık 13 yaşında ve önünde bambaşka bir dünya açılıyor; örneğin kızları fark etmeye başlıyor,” diye az ama öz konuşuyor. Gerçekten de bu filmde Harry’nin başka dertleri daha ön plana çıkıyor. Örneğin kendi geçmişiyle ilgili karanlık yanlar ve yanıtsız sorular, Harry’yi mücadele ettiği yaratıklardan çok daha fazla zorluyor. Benzer bir değişim Harry’yle arasında hep tatlı bir gerilim olan arkadaşı Hermoine’da da net bir biçimde görülüyor. Karakteri hakkında 16 sayfa yazan Emma Watson, bu değişime şunları söylüyor: “İlk iki filmde Hermoine, içlerindeki en sağduyulu karakterdi, hep mantık sınırları çerçevesinde davranırdı. Bu bölümdeyse, ne Draco Malfoy, ne de kendisine dil uzatmaya kalkan bir başkası elinden kurtulamıyor. Hatta bir keresinde Malfoy’a bir yumruk atıp hışımla sınıfı terk edecek kadar ileri gidiyor. Yani artık daha güçlü, daha öfkeli ve dolayısıyla benim için oynaması çok daha eğlenceli bir karakter.”
Yeni yönetmen, taze kan!
Bildiğiniz gibi ilk iki filmin yönetmeni Chris Columbus, Harry Potter serisinin yönetmen koltuğuna, daha çok çocuklarının baskısıyla oturmuştu. Ancak üçüncü filme gelindiğinde yine çocuklarını bahane göstererek, bu koltuktan gönüllü olarak ayrıldı. Çocukları ve eşine daha çok zamana ayırmak istediğini söyleyen Columbus’un yerine, “Büyük Umutlar” (“Great Expectations”, 1998) ve iki yıl önce !f İstanbul Bağımsız film Festivali’nde izlediğimiz, oldukça hoş bir büyüme hikâyesi anlatan “Ananı da!” (“Y Tu Mama Tambien!”, 2001) filmlerinden hatırladığımız Alfonso Cuarón getirildi. Fantastik filmler konusunda çok büyük tecrübesi olmayan Cuarón’un bu rol için tercih edilmesinde en büyük etken, ABD’de çektiği ilk filmi “Küçük Prenses” (“A Little Princess”, 1995) ve özellikle de “Ananı Da!” ile ergenlerin halinden iyi anladığını kanıtlamış olması oldu. Her ne kadar Sirius Black karakterini canlandırarak seriye dahi olan usta karakter oyuncusu Gary Oldman, “bunu üçüncü bir ‘Harry Potter’ filmi olarak değil, bir Alfonso Cuarón filmi olarak gördüm” dese de, genç yönetmen, yakın dostu Guillermo del Toro’nun “Bu işi yapmalısın, ama bu malzemeden kendi filmini yapmaya çalışmamalısın. Git ve ‘Harry Potter’a hizmet et!” şeklindeki tavsiyesine uymuş ve “Azkaban Tutsağı”nın bir Cuarón filmi değil, bir “Harry Potter” filmi olduğunun altını çiziyor. Yine de bu filmin Columbus’un yönettiği ilk iki filmden farklı olacağını belirtiyor Cuarón: “Bu seriye ancak kendi bulunduğum noktadan hizmet edebilirim. Chris ve ben iki farklı yönetmeniz. Bu da yaklaşımlarımız arasındaki farklarda kendini gösterecektir elbette. Öte yandan her romanda hikâyenin tonu da değişiyor. Örneğin Harry artık ergenlik çağında ve hikâyedeki çocuklar giderek daha geniş bir bakış açısı kazanıyorlar. Böylece daha karanlık bir hikâye çıkıyor karşımıza. Film de öyle olmalıydı. Serinin en güzel tarafı da bu; kendi içinde doğal bir evrim yaşıyor. Karakterler büyüdükçe hikâye de biraz daha gelişip derinleşiyor. Eminim Mike Newell’ın dördüncü kitaptan uyarlayacağı film de çok daha farklı ve daha iyi olacak.” Hogwarts ve Privet Drive’ı karakterlerin hikâyeleri için bir fon olarak değil, gerçek evrenler olarak görmeye çalıştığını söyleyen Cuarón, bu nedenle ilk iki filmde daha çok kullanılan yakın planları değil, mekânı daha çok ortaya çıkaran geniş planları kullanmayı tercih etmiş. Ayrıca planları daha uzun tutmaya çalışan yönetmen, Harry Potter karakterinin gözünden anlatılan hikâyenin perdede daha objektif bir şekilde durmasını sağlayarak, karakterler arasındaki etkileşimi izleyicilere geçirmeye çalışmış. Columbus’un ilk iki filmde Potter evreninin görsel tasarımını gerçekleştirmiş olmasının ve izleyicinin bu evrenle tanışık olmasının kendisi için dezavantaj değil avantaj olduğunu söyleyen Cuarón, bu sayede üzerinde çalışmaktan daha keyif aldığı hikâye ve karakter gelişimi gibi konulara odaklanabilmiş. “Ayrıca,” diye bir ekleme de yapıyor Cuarón, “çocuk oyuncuların ilk iki filmde deneyim kazanmış olmaları da benim için büyük bir şanstı. Karakterleriyle ve hikâyeyle ilgili her ayrıntıya hakim oldukları gibi, teknik konularda da çok deneyimliydiler. Üstelik, bu bölümün gerektirdiği duygusal derinliği yansıtabilecek olgunluğa da erişmiş durumdalar.”
Cuarón’un karakterleri tahlil etmedeki başarısı ve filme yaklaşımındaki tutarlı açıklamalarının yanı sıra, pek çok kişi gözden kaçırsa da, özellikle kitabın fanatiklerinin çok önemsediği ‘Zaman-Döndürücü’ denen aleti filmde can alıcı şekilde kullanması da serinin üçüncü filminin çok daha iyi, Potter evrenini daha hakkını verecek şekilde perdeye taşıyacak bir yorum olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Yine de en iyisi, filmle ilgili dedikodular ortalığı daha fazla sarmadan sinema salonuna gidip kendi kararınızı vermek...
Harry yeni bir eşikte...
Ve şimdi üçüncü basamak “Azkaban Tutsağı”, romanlarda olduğu gibi, her açıdan bir eşik olma özelliği taşıyor. Her şeyden önce, Potter evreni biraz daha karanlıklaşacak; hatta ve hatta karanlıklaşmakla kalmayıp biraz da karmaşıklaşacak. Çünkü hep ‘küçük büyücülerimiz’ olarak andığımız kahramanlarımız, artık bu tarz sıfatlarla anılmak istemeyecekleri bir döneme giriyorlar: ergenlik dönemine. Üstelik büyücülerin ergenliği, hepimizin yaşamlarında geçirdiği ergenlik yılları kadar, belki de daha fazla buhranlı. Yetişkinlerin her sözünün, her davranışının size battığı ilk gençlik günlerinizi hatırlayın bir. Hogwarts Büyücülük Okulu’nda öğrenci olmak ve yetişkinlere bir güzel derslerini verebilecek yeteneklere sahip olmak için her şeyinizi vermez miydiniz? İşte üçüncü film de, ergenlik sancıları içindeki Harry’nin, büyücü olmayanların dünyasında kullanılması kesin olarak yasaklanmış yeteneklerini, kötü muamelesine artık dayanamadığı Marge halasını dev bir balon gibi şişirerek uçurmasıyla başlıyor. Sihir Bakanlığı’nın, normal insanların dünyasında büyü kullanımını kesin olarak yasaklamış olmasına karşın, halasının zorbalığına daha fazla katlanamayan Harry, Bakanlığın kendine vereceği cezadan çok, teyzesi ve eniştesinin zulmünden korkar ve eşyalarını toplayarak, endişeli pek çok ergenin yaptığı yapar, yani evden kaçar. Neyse ki, ne yapacağını bilmez bir halde oradan oraya sürüklenirken, sıradan dünyada yolunu kaybetmiş büyücüleri toplamakla görevli, fantastik, üç katlı mor bir araç olan ‘Gece Otobüsü’ne (‘Hızır Otobüs’) rastlar. Otobüsle Çatlak Kazan Meyhanesi’ne gelen Harry’yi burada Büyü Bakanı Cornelius Fudge karşılar. Ceza alacağından korkan Harry, hiçbir kötü muameleyle karşılanmaz. Hatta Bakan Fudge, genç büyücüden Hogwarts’a dönmeden önce geceyi Çatlak Kazan’da geçirmesi için ısrar eder. Tabii ki Fudge’un bu garip tavrının arkasında bir neden vardır: Harry’nin anne ve babasının Lord Voldemort tarafından bulunup öldürülmelerine neden olduğu rivayet edilen karanlık ve esrarengiz büyücü Sirius Black, yıllardır tutsak olduğu Azkaban Hapishanesi’nden firar etmiştir ve tek amacının Harry’yi bulup öldürmek olduğu sanılmaktadır. Üstelik Black’in hapisten kaçmasıyla birlikte, korkunç Azkaban Gardiyanları Ruh Emiciler de, sözde diğer öğrencileri Black’ten korumak için Hogwarts’a yerleşmişlerdir; ancak bir şekilde Harry Potter, bu garip yaratıklardan fazlasıyla kötü etkilenmektedir. Neyse ki bir süre sonra, Karanlık Güçlere Karşı Savunma Dersi’nin hocası Prof. Lupin (David Thewlis), Harry’ye Ruh Emicilerin felç edici etkisinden korunabilmesi için Patronus’u nasıl kullanacağını öğretir.
Harry, Hogwarts’taki üçüncü yılında, Sirius Black ve Ruh Emiciler dışında, daha pek çok etkileyici karakterle tanışıyor. Yarı kuş, yarı at biçiminde, büyülü bir ‘Hipogrif’ olan Şahgaga ve ‘Ecel’ olarak bilinen, tüyler ürpertici ölüm alametçisi bunlardan sadece ikisi. Ayrıca, üçüncü filmde Harry’yi Hogwarts dışında daha çok görüyoruz: Genç büyücü, büyücü kasabası Hogsmeade’e geziler yaparak, Çapulcu Haritası’nda gizli geçitler bularak, ve İngiltere’nin en tüyler ürpertici yapısı olarak bilinen Bağıran Baraka’yı ziyaret ederek hem nefes kesici maceralar yaşayacak, hem de kadim dostları Ron, esrarengiz bir şekilde bir görünüp bir ortadan yok olan Hermione ile Hogwarts’ta Büyülü Yaratıkların Bakımı Dersi öğretmenliğine atanan Hagrid’in yardımıyla, Sirius Black’in hapishaneden kaçmasıyla, Hogwarts’ta dönen dolapların ardındaki esrar perdesini aralamaya çalışacak.
Ergenlik sancıları
Bu filmde daha karanlık ve karmaşık bir dünyanın bizi beklediğini söylemiştik. Bunun en önemli nedeni, kahramanlarımızın artık ergenliğe adım atıyor olmaları ve ilk defa varoluş sorunlarının baş gösteriyor oluşu. Zaten filmin yeni yönetmeni, Meksikalı Alfonso Cuarón’un üçüncü romanda en çok bu boyut ilgisini çekmiş ve filmde de canavarların yarattığı dehşetten çok, kahramanlarımızın ergenlikle birlikte ortaya çıkan kaygılarına odaklanmak istemiş. Bunun için, çalışmalara, Potter’ı canlandıran Daniel Radcliffe, Hermoine’i canlandıran Emma Watson ve Ron’u canlandıran Rupert Grint’ten, romanları da dikkate alarak, karakterlerinin ilk filmden o ana dek geçirdikleri dönüşümü anlatan bir kompozisyon yazmalarını isteyerek başlamış. Tabii ki o yaşlarda kızlar bu konularda biraz daha hassas oluyor ve kendi içlerine daha çok baktıklarından söyleyecek daha çok şeye sahip oluyorlar. Daniel ve Rupert’ın birkaç sayfalık yazılarına karşın Emma tam 16 sayfa yazarak herkesi şaşırtmış. Daniel, bu konuyla ilgili olarak “Bu, Rupert’ın da benim de biraz moralimizi bozdu tabii. Emma sadece çok yazmamıştı, yazdıkları aynı zamanda çok güzeldi, benimkiyse 5 yaşındaki bir çocuğunki gibiydi,” diyor. Karakterinin geçirdiği değişimle ilgili olarak da genç aktör “Harry artık 13 yaşında ve önünde bambaşka bir dünya açılıyor; örneğin kızları fark etmeye başlıyor,” diye az ama öz konuşuyor. Gerçekten de bu filmde Harry’nin başka dertleri daha ön plana çıkıyor. Örneğin kendi geçmişiyle ilgili karanlık yanlar ve yanıtsız sorular, Harry’yi mücadele ettiği yaratıklardan çok daha fazla zorluyor. Benzer bir değişim Harry’yle arasında hep tatlı bir gerilim olan arkadaşı Hermoine’da da net bir biçimde görülüyor. Karakteri hakkında 16 sayfa yazan Emma Watson, bu değişime şunları söylüyor: “İlk iki filmde Hermoine, içlerindeki en sağduyulu karakterdi, hep mantık sınırları çerçevesinde davranırdı. Bu bölümdeyse, ne Draco Malfoy, ne de kendisine dil uzatmaya kalkan bir başkası elinden kurtulamıyor. Hatta bir keresinde Malfoy’a bir yumruk atıp hışımla sınıfı terk edecek kadar ileri gidiyor. Yani artık daha güçlü, daha öfkeli ve dolayısıyla benim için oynaması çok daha eğlenceli bir karakter.”
Yeni yönetmen, taze kan!
Bildiğiniz gibi ilk iki filmin yönetmeni Chris Columbus, Harry Potter serisinin yönetmen koltuğuna, daha çok çocuklarının baskısıyla oturmuştu. Ancak üçüncü filme gelindiğinde yine çocuklarını bahane göstererek, bu koltuktan gönüllü olarak ayrıldı. Çocukları ve eşine daha çok zamana ayırmak istediğini söyleyen Columbus’un yerine, “Büyük Umutlar” (“Great Expectations”, 1998) ve iki yıl önce !f İstanbul Bağımsız film Festivali’nde izlediğimiz, oldukça hoş bir büyüme hikâyesi anlatan “Ananı da!” (“Y Tu Mama Tambien!”, 2001) filmlerinden hatırladığımız Alfonso Cuarón getirildi. Fantastik filmler konusunda çok büyük tecrübesi olmayan Cuarón’un bu rol için tercih edilmesinde en büyük etken, ABD’de çektiği ilk filmi “Küçük Prenses” (“A Little Princess”, 1995) ve özellikle de “Ananı Da!” ile ergenlerin halinden iyi anladığını kanıtlamış olması oldu. Her ne kadar Sirius Black karakterini canlandırarak seriye dahi olan usta karakter oyuncusu Gary Oldman, “bunu üçüncü bir ‘Harry Potter’ filmi olarak değil, bir Alfonso Cuarón filmi olarak gördüm” dese de, genç yönetmen, yakın dostu Guillermo del Toro’nun “Bu işi yapmalısın, ama bu malzemeden kendi filmini yapmaya çalışmamalısın. Git ve ‘Harry Potter’a hizmet et!” şeklindeki tavsiyesine uymuş ve “Azkaban Tutsağı”nın bir Cuarón filmi değil, bir “Harry Potter” filmi olduğunun altını çiziyor. Yine de bu filmin Columbus’un yönettiği ilk iki filmden farklı olacağını belirtiyor Cuarón: “Bu seriye ancak kendi bulunduğum noktadan hizmet edebilirim. Chris ve ben iki farklı yönetmeniz. Bu da yaklaşımlarımız arasındaki farklarda kendini gösterecektir elbette. Öte yandan her romanda hikâyenin tonu da değişiyor. Örneğin Harry artık ergenlik çağında ve hikâyedeki çocuklar giderek daha geniş bir bakış açısı kazanıyorlar. Böylece daha karanlık bir hikâye çıkıyor karşımıza. Film de öyle olmalıydı. Serinin en güzel tarafı da bu; kendi içinde doğal bir evrim yaşıyor. Karakterler büyüdükçe hikâye de biraz daha gelişip derinleşiyor. Eminim Mike Newell’ın dördüncü kitaptan uyarlayacağı film de çok daha farklı ve daha iyi olacak.” Hogwarts ve Privet Drive’ı karakterlerin hikâyeleri için bir fon olarak değil, gerçek evrenler olarak görmeye çalıştığını söyleyen Cuarón, bu nedenle ilk iki filmde daha çok kullanılan yakın planları değil, mekânı daha çok ortaya çıkaran geniş planları kullanmayı tercih etmiş. Ayrıca planları daha uzun tutmaya çalışan yönetmen, Harry Potter karakterinin gözünden anlatılan hikâyenin perdede daha objektif bir şekilde durmasını sağlayarak, karakterler arasındaki etkileşimi izleyicilere geçirmeye çalışmış. Columbus’un ilk iki filmde Potter evreninin görsel tasarımını gerçekleştirmiş olmasının ve izleyicinin bu evrenle tanışık olmasının kendisi için dezavantaj değil avantaj olduğunu söyleyen Cuarón, bu sayede üzerinde çalışmaktan daha keyif aldığı hikâye ve karakter gelişimi gibi konulara odaklanabilmiş. “Ayrıca,” diye bir ekleme de yapıyor Cuarón, “çocuk oyuncuların ilk iki filmde deneyim kazanmış olmaları da benim için büyük bir şanstı. Karakterleriyle ve hikâyeyle ilgili her ayrıntıya hakim oldukları gibi, teknik konularda da çok deneyimliydiler. Üstelik, bu bölümün gerektirdiği duygusal derinliği yansıtabilecek olgunluğa da erişmiş durumdalar.”
Cuarón’un karakterleri tahlil etmedeki başarısı ve filme yaklaşımındaki tutarlı açıklamalarının yanı sıra, pek çok kişi gözden kaçırsa da, özellikle kitabın fanatiklerinin çok önemsediği ‘Zaman-Döndürücü’ denen aleti filmde can alıcı şekilde kullanması da serinin üçüncü filminin çok daha iyi, Potter evrenini daha hakkını verecek şekilde perdeye taşıyacak bir yorum olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Yine de en iyisi, filmle ilgili dedikodular ortalığı daha fazla sarmadan sinema salonuna gidip kendi kararınızı vermek...Henüz kimse yorum yapmamış.
- Kate'in yerine Scarlett
- Örümcek Adam-2'ye övgüler
- Duvara Karşı Fransa'da
- Fahrenheit 9/11 hasılat rekoru kırdı
- Örümcek ağlarını daha çok örecek!
- Oscar'da ilk tahminler
- Kate son anda Woody'nin filminden vazgeçti
- İstanbul'da kesintisiz "Kill Bill"
- Liv Tyler hamile!
- Paltrow'dan Spielberg'e 'Big Brother' teklifi!
- Columbia Tristar 1. Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Üyeleri Belirlendi!
- Nato günleri belgeleniyor
- Engin İnal yaşamını kaybetti
- Fahrenheit yine sorun oldu
- Duvara Karşı Lola'ları topladı


Tuya'nın Evliliği (2 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
Quanan Wang’ın yönettiği ve Nan Yu, Bater, Sen Ge ile Zhaya’nın oynadığı "Tuya’nın Evliliği" adlı film bu akşam 22:00da CNBC-e ekranlarında...
Quanan Wang’ın yönettiği ve Nan Yu, Bater, Sen Ge ile Zhaya’nın oynadığı "Tuya’nın Evliliği" adlı film bu akşam 22:00da CNBC-e ekranlarında...

Constantine
Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!
Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!








Seanslar
Fragman

