Jean Reno:
"Bir aktör her şeyden önce bir egodur."
Sinema.com 19 Mayıs 2004, Çarşamba 00:00
Bu hafta vizyona giren "Kıyamet Melekleri"nde, 'Kızıl Nehirler' romanıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de belirli bir popülerlik kazanan komiser Pierre Niemans olarak karşımıza çıkan Jean Reno, bu kadar başarıyla canlandırdığı Niemans karakteriyle pek bir ortak noktası olmadığını söylüyor...
Ülkemizde de yayınlanan ve tüm dünyada olduğu gibi büyük ilgi gören Jean Christophe Grange imzalı ‘Kızıl Nehirler’ (‘Les Rivieres Pourpres’) adlı romandan uyarlanan ilk film, hatırlayacağınız gibi Luc Besson’un yapımcılığında 2000 yılında çekilmiş, ancak ülkemizde vizyona girmemişti. Kitapta büyük ilgi toplayan, adeta çevresinde fanatik bir okur kitlesi oluşan yıllanmış komiser Pierre Niemans’ı, Besson’la pek çok projede birlikte çalışmış olan, Fransız sinemasının deneyimli aktörü Jean Reno canlandırmıştı. Bu film, Fransa’da 3 milyondan fazla kişi tarafından izlenince, tabii ki hemen devam filmleri için düğmeye basıldı. İşte bu hafta vizyona giren “Kıyamet Melekleri”, “Kızıl Nehirler”in devam filmi olma özelliği taşıyor. Ancak ilk filmin aksine, bu filmin senaryosunu Jean Christophe Grange değil, yapımcı Besson ve filmin yönetmen koltuğunu Mathieu Kassovitz’den devralan Oliver Dahn birlikte yazmış. Filmin Şubat ayında vizyona girdiği Fransa’da şimdiden 2 milyonun üzerinde izleyiciye ulaştığını da bir not olarak belirtmekte fayda var. Bu filmlerin bu denli başarılı olmasında Grange’ın romanı kadar, usta aktör Jean Reno’nun Komiser Niemans karakterinde oldukça başarılı bir kompozisyon çizmesinin de çok önemli payı var. Biz de bu durumu dikkate alıp, Premiere dergisinde, Reno’yla yapılmış uzun bir söyleşiden bir bölümü sizlerle paylaşalım istedik… Grange’nin romanını okumuş muydunuz? Evet. Korku ve acı üzerine yazdıklarını çok beğeniyorum. Ayrıca kahramanların acı çeken polisler olmasını da beğeniyorum. Niemans yorgun. Ağır bir geçmişi omuzlarında taşıyor. Görev aldığı anketler onu daha da yoruyor. Filmde canlandırdığınız Niemans karakterini nasıl oluşturdunuz? Büyük dedektifleri örnek aldınız mı? Niemans, her iki saniyede bir atlayan, zıplayan bir polis değil. Çok insani bir kişilik. Suçluyu bulmaya çabalıyor. Bunun için para alıyor. Karakteri oluştururken büyük detektifleri örnek almadım; ama bazılarıyla tanıştım. Yorgunlarla, kovboylarla. Kimse Niemans’ın daha ne kadar çalışacağını bilmiyor. Belki de bir tekne alıp balığa çıkacak... Hiç bırakmayacakmış gibi bir havası var ama. Yalnız yaşıyor olmalı... kadını yok, olsa bile beraber yaşamıyor. Kitapta cinsellik var. Filmde buna zaman yok. Niemans’la ortak yönleriniz var mı? Hayır. Tüm dünyaya doğruyu göstereyim diye bir isteğim yok. Polislik hiç de bana göre değil. Hem çok meşakkatli bir meslek hem de her gün işe çıkmak zorundasınız. Niemans’ın size babanızı hatırlattığını itiraf etmiştiniz. Evet, babam yalan söyleyen ve bunu devamlı tekrarlayanlara karşı alaycı bir tavır takınırdı. Bırakırdı yalan söylesinler. Ama gittiklerinde bana öyle bir bakış atardı ki her şey anlaşılırdı. Hiç de salak değildi. Niemans her zaman sempatik biri değil. Hayır. Amacına doğru ilerleyen birisi. Ama geçmişte sadece karakteri sempatik olmadığı için geri çevirdiğiniz roller olmuştu. Herhalde o karakterleri ekranda görmek istemiyordum. Hangileri mesela? Yıllar oldu, bir Nazi rolü önermişlerdi... Bir Nazi’yi oynayamaz mısınız? O sırada perdede bir Nazi görmek istemiyordum. Onu vücuda getirmek istemiyordum. Kendi sesimi dinleyip reddettim rolü. Benim ahlâkım işte böyle bir şey. Tüm geri çevirdiğiniz roller bu tarz bir düşüncenin sonucu mu? Hayır. Bazen hikâyeye inanmam, o zaman da filmde rol almam. Birçok önemli filmden gelen teklifleri reddettiğiniz söyleniyor, "James Bond" ve "Matrix" gibi… Bir dakika, "Matrix"in senaryosunu siz okuyabilir misiniz? Hiç kimse bunu okuyamaz. Üstelik tam dört buçuk ay Avustralya’da debelenmek gerekiyordu hem de "Godzilla" için Amerika’da geçirilmiş üç buçuk ayın üstüne. Hayır, hayır... bazen durmasını bilmek gerek. Demek ki pişman değilsiniz. Zamanını arkana bakmakla geçirirsen boynun tutulur. “Les Rivieres Pourpres-Kızıl Nehirler”in başarısını neye bağlıyorsunuz? Hiçbir zaman başarıyı ya da başarısızlığı açıklayamam. Ekranda cinayetler görmek şiddeti azaltıyor. Zaten bu yüzden filmi sansürlemedik. Filmleriniz ulaştığı seyirci sayısıyla ilgilenir misiniz? Doğrudan değil. Ama bana bilgi verirler. Fiyatım buna göre belirleniyor. “Derinlik Sarhoşluğu” (“Le Grand Bleu”) filminin başarısı bir anda hayatınızı nasıl değiştirdi? Konuştuğun zaman dinliyorlar. Önceden hiçbir şey değildin. Şimdi her şeysin. Böyle bir durumda insan aklını kaybetmiyor mu? Kaybetmez olur mu? Ayakları yere basan siz bile mi? Evet. İnsan hiçbir şeyden zevk almaz oluyor. Her şey o kadar bol oluyor ki, para, alkol, kadınlar... Herkes seni güzel buluyor. Bu seni yoldan çıkarıyor. İki yıl boyunca hıyar gibiydim. O zamanlar çocuğunuz var mıydı? Çocuklar, boşanmalar... Evet, ne isterseniz vardı. Ayrılığın kolay olduğu bir meslek değil mi? Çift olarak kalmak çok zor. Dış dünyanın sana bakışı yüzünden. Eşin kendisiyle barışık olmalı. Yoksa ne oluyor? Onunla birlikte çıkıyorsun ve sen en ufak bir cümle söylediğinde herkes “Vay be ne cümle!” diyor. O size bakıyor ve aklından “Ah siz onu bu sabah yataktan kalktığında görseydiniz böyle düşünmezdiniz” diyor. İnsanın adı Jean Reno olunca senaryolara müdahale etme şansı da doğuyor mu? Evet, ama ben iyi bir okuyucu değilim. Hissedebiliyorum, ama bazı hataların hiç farkına da varmayabilirim. Hem düzeltmek için çözüm de üretebilen biri değilim. “Kızıl Nehirler”in finalinde başımıza böyle bir şey geldi. İkincinin finali daha iyi. Senaryoyu Luc (Besson) yazdı. Sonra Olivier (Dahan) elden geçirdi. “Kıyamet Melekleri”nin konusu dini ele alıyor. Bu sizce önemli mi? Dinin kendisi değil ama bir yol gösterici olarak Tanrı, evet. Dinin nereye götürdüğünü görüyoruz, bir başörtüsü, bir haç, bir kippa, kutsal bir duvar, siyah bir taş... Bu beni ürpertiyor. Kötülükle ilk nasıl karşılaştınız? Yalanla. Siz mi çok yalan söylediniz? Yoksa size mi çok yalan söylediler? Bana çok yalan söylendi. Kadınlar, erkekler. 55 yaşındayım. Bu ziyaret edilmiş çok ülke, yaşanmış çok gece ve çok da söylenmiş laf demek. Yollara çok genç yaşta döküldüm. Çocukluğunuz nasıl geçti? Annemin ölümüne dek çok güzeldi. Ben 17 yaşındaydım, kız kardeşim 10. işte o zaman soru sormanın vakti geldi. Neden? Şimdi ne yapmalı? "Kıyamet Melekleri"ne dönelim. Kassovitz’den Dahan’a geçmek kolay mıydı? Evet. Ne yaptığını bilen yönetmenlerle çalışmak kolay çünkü. Dahan, video klip dünyasından gelen değişik biri. Değişik dünyaları ekrana taşımaya alışık. “Kızıl Nehirler” filmlerinde sinema dünyasından kaybolmuş, geçmişin yıldızlarına da rastlıyoruz. İlkinde Dominique Sanda, ikincisin de Gabrielle Lazure. Bilinçli bir seçim mi bu? Hayır, Gabrielle o bilinçle seçilmedi; Olivier’nin aklında hep vardı. Bu ortama iyi gideceğini düşünüyordu. Peki şimdi sırada ne var? Bir oyun. Bir oyun mu? Bir tiyatro eseri, müzikli... daha doğrusu gürültülü. Bu bir ilk. Bir de yine Besson’la bir film projeniz vardı. Herhalde yapamayacağız. ABD’de bir Fransız’ı anlatıyordu. Niye yapamıyorsunuz? Sorun neydi? Film İngilizce olmalı. Ama 11 Eylül’de uçakların gökdelenlere çakıldığını görünce şöyle dedim: Atlantik’in öbür tarafında artık Fransızlara iş yok. O sırada Los Angeles’taydım ve o an her şeyin bittiğini düşündüm. Neden? Şu günlerde orada bir kızı öptüğünü, onu kurtardığını, yakışıklı, yakışıklı dolaştığını düşünebiliyor musunuz? “Master & Commander”ı gördünüz mü? Russell Crowe’un düşmanı olan yüzbaşının milliyetini değiştirdiler. Adam Fransız oluverdi. Peki filmin yapımcısı kim? Rupert Murdoch. Tamam. Peki şu film projesi? Filmde iki kıta arasındaki kültürel alış verişi işlemek istiyordum. Ama Amerikan pazarı olmadan filmin etkisi de daha az olurdu. Neden Fransız yönetmenlerin filmlerinde daha çok oynamıyorsunuz? Karşı olduğumdan değil. Az senaryo yolluyorlar. Fiyatınız mı yüksek acaba? Bir fiyatım var tabii. İnsanlara söylediğimde “Vay be” diyorlar. Ama bu fiyat değişmez bir fiyat değil ki. Eğer kimse gelip de benden fiyat kırmamı bile istemezse, ben ne yapayım? Hem zaten bir yılım şimdiden dolu. Fransa’da birçokları için sinema her şeyden önce sanat. Ben şöyle diyorum: “Siz önce filminizi yapın sonra bakarız sanat mı değil mi.” Sinema bir endüstri. Her endüstri gibi belli kuralları var. Oysa sanatçı bu kurallara uymak istemiyor. Siz şanslısınız, işler yolunda gidiyor. Yapmayın. Stüdyoların yarısı beni aşağıladı. Ben bazı filmlerin yaşamasını sağladım. Oysa hepsi ölüydü. Hangileri, mesela? Patrick Bouchitey’nin “Lune Froide”ı. Luc’e “Bir el atsana” demeseydim yapılamazdı bile. Şimdi filmin yapılmış olmasından çok memnunum. Paul Newman şöyle diyor: "Kim bu sektörde üç kuruş kazanmışsa ona birileri yardım etmiştir. Ya para bulmasına ya da para eden biriyle tanışmasına, bir görüntü yönetmeni, bir steadycam operatörü..." Sizin için Amerika bitti mi? Şu ara bir Fransız görmek istemiyorlar. Ancak o Fransız dayak yiyen olursa, belki. Oradaki fiyatınız daha mı yüksek? Hayır, burada daha çok kazanıyorum. Eğer orada yaşasaydım farklı olurdu. Maddi olarak ilginç rakamlara ulaşabilirdim. Sırf para için film yaptınız mı? Cevabınız evetse, hangileri? Söyleyemem. Sonra beraber çalıştığımız, Fransız olmayan, genç bir bayan bozulur. Çok parasız dönemimdi ve para kazanmam gerekiyordu. Çok açık sözlüsünüz. Sizin saklayacak bir şeyiniz mi var? Benim yok. Depardieu, Clavier gibi aktörlerle ilişkileriniz nasıldır? Canları sıkkınsa onları dinlerim, anlamaya çalışırım. Canımı acıtırlarsa, o zaman da “Canımı sıkıyorsun, beni rahat bırak” derim. Aktörler çok yumuşak insanlardır. Neden? Çünkü bir aktör her şeyden önce bir egodur. “Ben, ben, yine ben”. Aktörler pohpohlanmak isterler. Unutulmaktan korkarlar. Çok aktör arkadaşım yok. Seviyeyi düşüren büyük, popüler filmlerle hiçbir sorunuz yok gibi. Kim diyor ki seviyeyi düşürüyorlar? Her ay bir “Yurttaş Kane” mi yapalım? Hiç Cesar almadınız değil mi? Hayır. Sektör benim yaptıklarımı pek onaylamıyor. Kart sahibi değilim Belmondo’nun dediği gibi. Sizi rahatsız ediyor mu bu? “Leon” ve “Derinlik Sarhoşluğu” zamanlarında biraz etti. Doğruyu söylemek gerekirse, rakip olarak ciddi bir şey göremiyordum. Sonradan anladım ki bunun pek bir anlamı yok. Kaynak: Premire, Şubat 2004
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Akıl Defteri
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com