Scorsese 'Blues'u sunar
Sevin Okyay 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Festivalde Martin Scorsese'nin yapımcılığını üstlendiği blues filmlerinin hepsi, blues üzerine gerçekten ender bulunur malzemelerden ve yönetmenlerinin kişisel düşünceleri, izlenimleri duygularından oluşuyor.
Bu yıl Festival’in en heyecan verici filmlerinden yedi tanesi, “Martin Scorsese Sunar: Blues” başlığı altında bir araya getirilmiş. Özellikle caz ve blues sevenlere ilahi bir armağan niteliğinde olan bu bölüm, aslında PBS televizyonu için yapılmış. İlk kez onaltı yaşında bir Lead Belly albümü dinlediğinden beri blues’a aşkla bağla Scorsese, dizinin yapımcısı. Filmlerden birin, Delta Blues’u ele alan “Sanki Yuvama Dönüyorum / Feel Like Going Home”f da kendi yönetmiş. Bu filmde blues şarkıcısı ve gitaristi Corey Harris, Mississippi’den Batı Afrika’ya, blues’un köklerini arıyor. “Buena Vista Social Club”dan alnını akıyla çıkan Wim Wenders’in “Bir Adamın Ruhu / The Soul of a Man”i, kısmen tarih, kısmen de kişisel bir “hac yolculuğu”. Wenders, sevdiği blues’cuların (Blind Willie Johnson, Skip James, J. B. Lenoir) hayatlarını araştırıyor. Richard Pearce, “Memphise’e Giden Yol / The Road to Memphis”de, yeni bir blues tarzını ortaya çıkaran şehre ve başka bluescularla birlikte şehre gelmiş B.B.King’e saygılarını sunuyor. Ülkesinin en iyi sinemacılarından (ama kadri kıymeti bilinmemiş) Charles Burnett’in “Şeytanın Ateşiyle Isınmak / Warming by the Devil’s Fire”ının şeytanı, blues’un kendisi. Burnett, “gospel’in semavi nağmeleri ile blues’un şeytani inlemesi arasındaki kuşaklararası gerilim”i anlatıyor. Marc Levin, “Babalar ve Oğulları / Godfathers and Sons”da Public Enemy’den Chuck De ve Chess Plak Şirketi’nin mirasçısı Marshall Chess’le birlikte, Blues’un altın çağını araştırmak için Chicago’ya kadar uzanıyor ve yaşlı bluescularla günümüz hip-hop’çılarını biraraya getiriyor. Mike Figgis ise, 1960’ların başında blues sound’unu İngiltere’de temsil edenleri tercih etmiş. Tom Jones, Eric Clapton, Jeff Beck, Van Morrison, gibi. Özellikle Jones’un blues kayıtları şaşırtıcı. En son olarak da üstat Clint Eastwodd, zor bulunan arşiv görüntüleri eşliğinde, tutkuyla bağlı olduğu piyano blues’unu (icracılar arasında Dave Brubeck ve Ray Charles da var). Blues sevenlere armağan Müzik, Martin Scorsese’nin ilham kaynağı olmuş hep. Kendisi ayrıca, üç küsur saatlik Amerikan Sineması tarihi “A Personal Journey with Martin Scorsese through American Movies”in de kanıtladığı gibi, sağlam bir araştırmacı. Bir sanat biçiminin köklerini araştırıp sonraki kuşaklara bırakmaktan hoşlanıyor. Sinemadan sonra blues’da da aynı işi yapmış. “Martin Scorsese Sunar: Blues”un bölümlerinin hepsi blues üzerine gerçekten ender bulunur malzemelerden ve yönetmenlerinin kişisel düşünceleri, izlenimleri, duygularından oluşuyor. Çok heyecan verici müzisyenler, söyleşiler ve müthiş arşiv görüntüleri var. Kimileri belgesel, kimisinin kurmaca yanları da var. Sinema, caz ve blues seven herkes için bir armağan. Eğer “blues” ve “belgesel” sözleri size itici gelmiyorsa, sakın kaçırmayın.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Tuya'nın Evliliği (2 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
Quanan Wang’ın yönettiği ve Nan Yu, Bater, Sen Ge ile Zhaya’nın oynadığı "Tuya’nın Evliliği" adlı film bu akşam 22:00da CNBC-e ekranlarında...
Replik
Darısı Başıma
Aşk her zaman mükemmel olmaz, aşk aşktır!
Massimo
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com